DENEME

DEİZM İN DİNDAR GENÇLİK OUT

Onur SARIGÜL

Artan imam hatipler, hemen her üniversiteye açılan İlahiyat Fakülteleri, bununla birlikte sosyal olarak asıl gaye ve amaçları dini eğitim olan İslami yapıların bu denli hızlıca artış göstermesi bize manevi anlamda işlerin iyiye gittiği hissi verebilir. Artık bu dini eğitimin devlet politikası ve güvencesi ile yapılıyor olması, kamuda ve eğitim alanında başörtülülere tanınan serbestlik, çok sosyal olmayan hayatınızda, hemen her 100 metrede bir camisinin olduğu gettonuzda yakın tarihin en dindar yıllarının geçirildiği bir dönem olarak görmek fiziksel anlamda size bir gönül rahatlığı vermesi adına yeter de artar bile.

Evinizden mahallenize, mahallenizden ilçenize hatta şehir merkezine kadar her tarafından dini objelerle süslü yürüdüğünüz yoldan ara sokaklara saptığınız vakit aslında işlerin o kadar iyiye gitmediğini göreceksiniz. Her tarafı dini simgelerle süslü her başınızı çevirdiğiniz her yerden soluduğunuz oksijen kadar dini havaya maruz kaldığınız şirin gettomuzda yolunda olmayan işler de ne?  Kardeşim dediğinizi duyar gibiyim.

Yolunda olmayan işler, iyi gibi görünen ama aslında iyi olmayan dini muhafazakarlıkla birlikte artan özellikle genç kuşaklarımızın deizm, ateizm gibi düşünce akımlarına ilgi göstermesi ve İslami değerlerden uzaklaşması. Bunu nereden çıkartıyorsun diyenleriniz, görmezlikten gelerek bu meselenin üstünü yine ‘’Hadi canım olur mu öyle şey!’’ diyerek örtecek bu sessiz çığlığı görmek istemeyeceksiniz.  Görmek istemesiniz de, kaçmak istesiniz de bu durum tehditkar bir şekilde karşımızda durmaktadır. Son zamanlarda KONDA Araştırma ve Danışmanlık şirketinin hazırlamış olduğu son 10 yılı kapsayan (2008-2018) ‘’Toplumsal Değişim’’[1] raporunda yeraltında olan herkesin sözünü dahi etmekten çekindiği bu durum sayısal verilerle birlikte gün yüzüne çıkarıldı.

Raporda: “Kendini ‘ateist’ olarak tanımlayanların oranı üç katına çıkarak yüzde 1’den yüzde 3’e yükseldi ve kendini ‘inançsız’ olarak tanımlayanların oranı da yüzde 1’den yüzde 2’ye çıktı. Kendini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranı da yüzde 55’ten yüzde 51’e, ‘sofu’ olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 13’ten yüzde 10’a gerilerken, ‘inançlı’ olduğunu söyleyenlerin oranıysa yüzde 31’den yüzde 34’e yükseldi.’’

Yine başka bir araştırma şirketi olan MAK’ın yapmış olduğu “Türkiye’de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı’’[2] adlı raporunda ise kendini deist olarak isimlendirenlerin oranı ise yüzde 6’ya yükseldiğini söylemektedir. Bu sayısal verilerle anlatılan kısım işlerin öyle sizin sandığınız gibi pek ala yolunda gitmediğini gözler önüne sermektedir.

Yukarıda belirtiğim üzere gençlerin İslami değerlerden uzaklaşmasından bu değerlere karşı ilgisiz kaldığını söyledik. Araştırma verileri de bunu desteklemektedir. Peki bu değerlerden uzaklaşmanın verdiği boşluğu gençler nasıl dolduracak? Zira tabiat boşluk kabul etmez. Bununla birlikte inanma hissi Şeriati’nin de dediği gibi fıtridir. Bu boşluk tam bu noktada ateizm ve deizm ile doldurulmakta. Bu boşluğu doldurmada deizmin ateizmden daha güçlü olduğu düşüncesindeyim. Çünkü İslami değer ve geleneklerle yoğrulmuş bir ailede ve coğrafyada büyümüş bir genç pek ala ateizme cesaret edemez. Cesaret edenler ise inadi olarak bu düşüncelerini sürdürmekteler. Bununla birlikte ilk ortaya atıldığı zamandan bu yana artık eskisi kadarda popüler olduğu kanaatinde de değilim. Geriye karşımızda en güçlü aday deizm olarak durmakta. Deizm farklı tanımlamalarla karşımıza çıksa da genel çerçevede bir tanımlama yapacak olursak deizm, bir yaratıcıya inanmakla birlikte bu tanrının işlevsiz, müdahalesiz olduğuna inanmaktır diyebiliriz. Kısacası din kurumsal ve sistemli olmaktan daha ziyade dini düşüncenin daha doğal bununla birlikte ahlaki ve insani değerlerin daha çok rasyonel temeller üzerine kurulu olmalıdır düşüncesi diyebiliriz. Popülerliği giderek artan sessiz bir dip dalga misali sürekli genç kuşakları tehdit eden bu eğilimin itici gücünü görmeli ve çağa uygun yeni söylemler üretmeliyiz. Sürekli tehditkar olarak ilerleyen ve sayısı giderek artan bu eğilim nereden besleniyor diye sorabilirsiniz. Elbette verecek cevaplarda bulursunuz, ben genel bir ifade ile bu tehdit edici gücün yine kendimiz yani biziz diyebilirim.

Şöyle ki:

Asansör fetvaları, 6 yaşındaki kızla evlenilebilir, yatak ve yorganın cinsellikle bir paralellik seyretmesi, kızlarını pantolonla üniversiteye yollayan babalar kızlarını cehennem ateşine atıyorlar gibi ardı arkası kesilmeyen bu kadar da olmaz dedirten fıkhi söylemler ve fetvalar, bu itici gücü desteklemekte ve sorun üretmektedir.

Aslına bakarsanız İslam müktesebatında bu yorumların, görüşlerin, fetvaların ve kuralların bir karşılığı söylendiği dönem itibariyle hatrı sayılır bir yanı olabilir. Asıl sorun ise bu fetvaları söylendiği dönemden kopartıp söylediğin dönemin sosyolojik yapısını tarih üstü ve tartışmasız kabul ederek bugüne din olarak söyletilmesinden kaynaklanmaktadır.  Genel itibariyle bu işin en temelde sorunu Kur’an ve sünnet denilen kaynakların algılanış, yorumlanış ve hayata ikame edilmesi noktasında ortaya çıkan sorundur. Bu algılanış ve hayata aktarılış kısmında ortaya çıkan farklılığı din diye ortaya çıkarılması işi daha vahim bir boyuta taşımaktadır. Özellikle burada çözüm odaklı bir model ortaya koymak istiyorsak önce Mehmet Akif Ersoy’unda dediği gibi “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.’’  dizelerine kulak vererek, ‘’İslami ilimler literatürüne dair okuma biçimimizin, anlama biçimimizin, açıklama biçimimizin yeniden baştan tepeden tırnağa gözden geçilmesi gerekiyor.’’[3]

Bu sorunu takip eden diğer bir sorunumuz ise genç yaşta okuyan, araştıran, sorgulayan, merak eden genç dimağların can yakıcı sorularının cevapsız kalınması. Buna bağlı olarak okutulan kelam ilminin yetersizliğidir. Şöyle ki bugün okutulan kelam ilmi Allah gökte mi yerde mi? Allah’ın zatının sıfatları aynı mıdır? Gayrı mıdır? Kur’an mahluk mudur? Değil midir? gibi klasik tartışmalarla gençler ilgilenmemekte bununla birlikte kendi derdi ile dertlenecek, sorunlarına ve aklındaki sorulara çözüm bulacak bir din ve Tanrı istemektedirler. Artık günümüzde can yakıcı sorulara “ister inan ister inanma” mantığı ile verilen kaçamak cevaplarla gençleri savuşturmaktalar.  Bundan mülhem olarak toplumsal ve özel hayatımıza yeni bir ufuk açması gereken bu ilim yeni bir dünya görüşü yeni bir din dili üretememekte.

Son olarak ise İslam’dan beslenen dini yapıların sürekli hem kendi içinde hem dışındaki yapılara karşı sürekli recm ithal etmesi sürekli bir hır gür bitmek bilmeyen iftira, hakaret, öfke, kin, gibi topluma negatif bir salınımda bulunması, İslam’ın o naif dili, zarafeti, şefkati bu tür kavgalara kurban edilmekte ve hele de bu tür rezilliklerin gözle görülür açıktan yapılıyor olması zaten dini ve manevi ortam ile bağları gevşek olan genç dimağları iyicene sekülerliğin içine itmektedir.

Sosyal medyada cemaatlerin kavgaları ve bu kavgaları ederken kullandıkları dil “sopa dili” İslam’ın o naif dili, zarafeti, şefkati ideoloji empoze etmeye kurban edilmekte. Şöyle ki İslam adına yapılan bir ahlaksızlığı görüp misli ile ahlakçılık örtüsüne bürünüp misli ile yapılan bilek güreştirir gibi yapılan ahlaksızlığı gören yeni nesil din bu ise ben yokum demekte. Bu bağlamda yapılacak en güzel mesele okul sayısını arttırmak veyahut vaaz etmek değil söylemlerle eylemlerin paralellik arz etmesi tebliğ edilenin temsil edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki konuşmayı bırakıp göstereceksiniz yani ahlakçılık yapmaktansa Ahlaklı olmak ve bunu yaşantımıza yaymak en iyi yöntem diye düşünüyorum. Siz çözümü konuşmaktan yana görüyorsanız bu nesil sizinle kavga etmeye devam edecek bunlar annemin babamın zamanındaydı bu dinin bir faydası olsa babama anneme olurdu diyecekler.

Peki ne yapacağız? Şu süreçte en mantıklı yol yeni bir din dilinin inşasıdır. Biz biliyoruz ki artık anneleri ve babaları tatmin eden din, çocuklarını tatmin etmiyor. Onun için çağın idrakini dikkate alarak yeni bir din dili inşa etmeliyiz. Çünkü din eskimez ama dil eskir. Eğer din bugüne ve yarına bir şeyler söyleyemiyorsa o dinin son kullanma tarihi geçmiş demektir.  Öyleyse her yeni yaratılan zamanı dikkate alarak çağın ve genç dimağların sorularına cevap verecek bir söylem geliştirmeliyiz. Bu söylemi hadis, fıkıh, kelam, tefsir gibi belli bir şeriatı ve kuralları olan bir metot ile yapmak pek mümkün görünmemektedir. Gördüğümüz kadarıyla kurumsal din çöküşte bu yeni din dilini sosyal bilimlerle (sosyoloji, felsefe, antropoloji, sosyal psikoloji…) ile kurmalıyız. Yani dini onlara ihtiyaç olarak sunacak dili inşa etmeliyiz. Eğer bu yeni din dilini göz ardı ederseniz dini hayatın dışına itmiş olursunuz. Bu bağlamda çağın idrakini göz önünde tutarak can yakıcı sorulara cevap verecek bir kelam ilmi inşa etmeli ve bu çağın idrakini gündem yapan tefsir yazmalı, çok sesliliğe, hakikate daha çok yer verilmeli. Tanrı adına yargılamaya giden, parmak sallayan ve sürekli birbirimize recm ithal eden, ideoloji aşılaması yaparak bilek güreşi kavgasını bırakmalı İslam’ın bize emrettiği naifliği, zarafeti, inceliği hal dili ile temsil etmeliyiz. İlahiyat kahyalığından vazgeçmeli, daha çok akletmeye, düşünmeye, sorgulamaya, hakikatin kaynağı olmaktansa hakikatin izini süren kaşifler olmaya teşvik etmeliyiz. Daha da önemlisi Ahlakçılığı değil Ahlaklı olmayı, farklılıklara tahammül etmeyi ve saygı duymayı öğretmeli. Yeni neslin ilgi alanlarını öğrenip onlarla kontak kuracak bir dil geliştirmeli. Sözde İslam’dan sözde ahlaktan vazgeçilmeli tebliğ ettiğiniz kadar temsil ederek gönül dili ile hareket etmeliyiz.

Eğer bunu yapamıyorsanız dini de dindarı da dinsizi de yormayın….

 

Kaynakça:

[1]http://konda.com.tr/wpcontent/uploads/2017/02/2008_04_KONDA_Hayat_Tarzlari.pdf

[2]https://www.makdanismanlik.org/wp-content/uploads/2019/03/MAK-DANI%C5%9EMANLIK-T%C3%9CRK%C4%B0YEDE-TOPLUMUN-D%C4%B0NE-VE-D%C4%B0N%C4%B0-DE%C4%9EERLERE-BAKI%C5%9EI-ARA%C5%9ETIRMASI.pdf

[3]https://tr.sputniknews.com/turkiye/201803231032755887-deizme-egilim-artiyor/