Bu yazıda kitaplarımızda yüzyıllardır tartışma konusu olan Âdem’in Cennet’inin yerini ve yeryüzüne yaptığı söylenen seyahatini sorularla sorgulamak istedim. Bunda gayet samimi olduğumu ve işi sulandırmak gibi bir düşüncemin olmadığını belirtmek isterim. Cennette her şey varken, gidip yasak ağaçtan yemek bunca zahmete değer miydi! Veya bir ağaçtan bir şeyler yemek bu kadar cezayı gerektirir miydi! Oysa eloğlu Allah’ın kendisini inkâr ediyor, ona söylemediğini bırakmıyor, yeryüzünde egemenliğini elinden alıyor veya Firavun gibi ülke hükümdarlığının ve içinde akan nehirlerin kendisine ait olduğunu (Zuhruf 43/51) söylüyor, kendisini en yüce tanrı ilan ediyor (Zariyat 79/24) veya tanrılar uydurup ortaklar koşuyor, insanlara “kullarım!” diye sesleniyor, bugünü ve yarını onlara kendisinin bağışladığını söylüyor, hayat onun hayatı olduğu için ihtiyaçlarını ve çözümlerini kendisi daha iyi bildiği için yönetim ve hukuk işlerine Allah’ı karıştırmıyor, kendisine evrenin yalnız kozmik yönetimini vererek hayatının işlerine bulaştırmıyor, çıkaracağı yasalarla hayatı ondan daha güzel yöneteceğini söylüyor (!), canı istediği gibi her türden yatırın, dikitin, anıtın, yapıtın, ağacın ve putun önünde saygı ile durup tapınıyor, ondan hayır ve şerrin geldiğine inanıyor, hatta denilebilir ki karısının veya metresinin isteklerini bile Allah’ın emir ve yasaklarından daha çok önemsiyor, dinliyor ve yerine getiriyor, bununla beraber Allah ona ölünceye kadar süre tanıyor, hava veriyor, gece gündüz veriyor, yedirip içiriyor, bitkiselinden hayvansalına kadar türlü yiyeceklerle besliyor, tevbe ve istiğfar edecek olsa bağışlıyor ve cennetine koyuyor da Âdem ile Havva hem de yaşamak için yemek zorunda oldukları yasak ağaçtan sırf yedikleri için hem ebedi cennetten çıkarılıyor, hem de bu kadar yükseklerden uzun ve tehlikeli bir yolculukla yeryüzüne sürgün ediliyor, yeryüzünde ömür boyu meşakkatle çalışıp yaşamaya mahkûm ediliyor! Adalet mi bu?!

Küfür ve günah bataklığında debelenirken tevbe istiğfar eden kişileri Allah bağışlayıp dünyada yeryüzünden başka bir yere sürgüne göndermediği ve ahirette cennetinden yoksun bırakmadığı halde, tevbe ve istiğfarı kabul edilmiş olmasına rağmen Âdem ile Havva’nın cennetten sürgün edilmesi ve muamma bir yolculukla yeryüzüne indirilmesi adalet midir? Bir ağaçtan yemek, cennetten, hem de kazanmak için insanların ömür boyu kulluk yapmaktan ve dua etmekten iflahının kesildiği ebedi mükâfat cennetinden olmaya ve bunca meşakkate değer miydi? Gerçekte ne böyle ağır bir ceza, ne de bu kadar uzun, meşakkatli ve muamma bir yolculuk söz konusudur. Olan biten sadece, gerek İblis’in secde etme emrini yerine getirmemesi ve gerekse kadın-erkek olarak yaratılıp Âdem ismi ile anılan ve ileri sürüldüğü gibi kardeşlerin çaprazlama ensest ilişki ile değil, kadın ve erkek olarak normal şekilde evlenip çoğalan ilk insan topluluğunun sınırlı olan bahçede birlikte olma yasağını/uyarısını çiğneyip çoğalmaları sonucu Yüce Allah’ın onlara lütuf olarak verdiği emeksiz cennet hayatı yaşama fırsatını yitirmeleri ve yeryüzünde kendi emekleriyle geçinmeye terkedilmeleridir. İblis, yer yüzünde hilafetten ümidini yitirerek karamsarlığa gömülmüş, şeytanlaşarak yaptığı itaatsizlikten tevbe ve istiğfar etmediği için ilahi rahmetten kovulmuş, defterden silinmiş, tevbe ve istiğfar eden insan ise yeryüzünde o güne kadar iktidar olanların yerine halife olmuştur. (Ayetlerin anlatımı çerçevesinde insanın yaratılması ve çoğalmasına ilişkin geniş bilgi için Rivayet Kültürü Ve Olumsuz Kadın Algısı kitabımızın çıkacak ikinci baskısını bekleyiniz).

Gökteki cennetten çıkarılıp indirildiklerini iddia edenlerin, “Allah indirdiğine göre onları sağ salim indirmeye gücü yetmez mi?” diyerek savunacaklarını biliyoruz. Şüphesiz her Müslüman Allah’ın “Bir şeye ol demesiyle o şeyin oluverdiğine” (Bakara 2/117; Âli İmran 3/47; Nahl 16/40; Meryem 19/35; Yasin36/82; Mümin 40/68) ve gücünün her şeye yettiğine inanır, ancak Âdem’le Havva Allah’ın dediğini tutmak yerine şeytanın dediğini tutarak karşı geldikleri için onun korumasını ve yardımını değil, cezalandırmasını ve cennetten çıkarmasını hak etmiş olduklarından, herhalde böyle bir kıyakla ışınlayarak indirmesi veya yumuşak iniş yaptırması yahut bir araç tahsis etmesi sözkonusu olmaz. Çünkü hem cezalandırıp cennetten kovacak, hem onlara böyle bir kıyak geçecek, bu bir çelişkidir! Zaten Kur’an’da onlara örneğin, “ben sizi indireceğim veya görünmeyen bir araca bindireceğim veya ışınlayarak göndereceğim veya yumuşak bir iniş yaptıracağım.” şeklinde bir açıklaması bulunmadığı gibi anında gerçekleşen böyle bir emirle indirdiğini de kitap yazmıyor. Kitabın yazmadığını başka bir kimsenin onun adına söylemesi de doğru olmaz. Bunu yapmadığını, secde etme emrine karşı çıktığı için daha önce cennetten kovduğu İblis’e yapmadığından da biliyoruz. Çünkü ona da “çık oradan” (Araf 7/13,18; Hicr 15/34; Sâd 38/77) dediğinde kendisine böyle bir indirme yapacağını veya yaptığını belirtmemiştir. Zaten cennetten kovulan İblis’in göklerdeki cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirildiğini kimse söylemiyor. Sadece emre itaatsizlik ettiği için cennetten çıkarıldığı, hem de horlanarak, azarlanarak, lanetlenerek ve kovularak çıkarıldığı (Araf 7/13, 18; Hicr 15/34; Sâd 38/77) yazılıyor.

Bu anlatımlara göre cennetten çıkarılan İblis’in nereye gittiği de belli değildir. Kaldı ki İblis, yasak ağaçtan da yememiş, Muhyiddin İbni Arabi’nin bir nevi sözcüsü ve İblis’in davaya müdahil avukatı gibi (!) konuşan Abdulkerim el-Cîlî’nin yazdığına göre, Allah daha önce ‘Ben’den başkasına ibadet etmeyin’ demiş, sonra Âdem’e secde etme emrini verince İblis bunun bir sınama olup olmadığını kestiremediğinden Allah’ın önceden verdiği “Ben’den başkasına ibadet etmeyin” yasağını çiğnememek için Âdem’e secde etmemiş, yanlış yaptığını sonra anlamış, ama iş işten geçtiği için kaderine razı olup onurunu korumuş (!) ve yasak ağaçtan yediği için günahının bağışlanmasını isteyen Âdem gibi tevbe ve istiğfar etmeye tenezzül etmemiştir. (Bkz. Abdulkerim el-Cili, el-İnsanu’lKâmil, 2/38. el-Matbaatu’l-Ezheriyye, Kahire, 1316 h; (Tercüme, Abdulkadir Akçiçek, İnsanı Kâmil); İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam, 312, Ekin Yayınları, 5. baskı, İstanbul, 2008). Oysa Allah için bu şekilde düşünmek onu ciddiyetsizlikle ve şirk koşmaya geçit vermekle suçlamak olur. İster İblis tarafından ister onun avukatlığını yapanlar tarafından ortaya atılmış olsun, böyle bir düşünce Allah’ı anlamamaktır. Çünkü Allah, yalnız kendisine ibadet/secde edilmesini isteyebileceği gibi, kulluğun ifadesi olarak kişilerden başka bir varlığa ibadet/secde edilmesini de isteyebilirdi ve yapılan bu ibadet/secde onun emrini yerine getirmek olurdu. Son tahlilde yasağı koyan da o, kaldıran veya değiştiren de o!

Örneğin, namazda Kâbe’nin yerine başka bir nesneye yönelmeyi yahut hac ve umre’de başka bir şeyin etrafında tavaf etmeyi de isteyebilirdi ve onun bu isteğini yerine getirmek de kendisine itaat ve ibadet olurdu. Doğrusu, Allah’ı insana veya insanı Allah’a benzettiğimizden değil, cennetin göklerde olduğunu ve İblis, Âdem ve Havva’nın oradan yeryüzüne Allah tarafından sağ salim indirildiğini iddia edenlere sormak isityoruz; acaba cezalandırıp kapılarından kovdukları kişilere böyle bir iyiliği yaparlar mı? Örneğin, bir kusurundan veya suçundan dolayı işine son verdikleri işçilerine, hizmetlilerine veya personeline evine kadar götürmesi için bir araç tahsis eder veya bir taksi tutarlar mı? Yahut yeni bir iş bulup çoluk çocuğuna ekmek götürünceye kadar ona karşılıksız birkaç aylık maaş verirler mi? Yoksa, bu sayıda derginin konu olarak işlediği Takva sınavından çakma pahasına, çalıştırdıkları işçinin sigorta primlerini nasıl eksik yatıracaklarının veya nasıl asgari ücretle azami süre çalıştırıp daha çok üretim yapacaklarının yollarını mı ararlar? Yoksa bir daha onunla yüzyüze gelmemek için güzergâhlarını mı değiştirirler? Kendilerinin yapmadığı veya kendilerine yakıştıramadığı böyle bir şeyi Allah adına iddia etmek veya onun adına konuşmak, meçhulü taşlamak (Kehf 18/22) veya adaletsizlik olmaz mı? Âdem ile Havva’nın gökteki cennetten yeryüzüne indirildiğini iddia edenler, bütün bu uzun, yorucu, şaibeli ve tehlikeli süreç yerine, yeryüzünün bir tarafında bulunan ve her şeyin emeksiz hazır bulunduğu cennet gibi güzel bir bahçeden hem İblis’in hem Âdem ile Havva’nın/insanların çıkarıldığını ve yeryüzünde artık kendi emekleriyle meşakkatli bir şekilde geçinmeye terkedildiklerini söyleselerdi ne olurdu?

Allah’ın sübutu ve delaleti kesin bir ayetini mi inkâr etmiş yahut Allah’ın ahirette müminlere mükâfat olarak vereceği Cennet mi inkâr edilmiş olurdu? Yahut Âdem’le Havva’ya hakaret mi etmiş olurlardı? Yoksa kültürel anlatımlara sarılarak bu sürgünü savunanlar, Âdem’le Havva’ya bunca belirsizliklere yol açan macerayı yaşatmaktan ve bu kadar tehlikeli seyahati yaptırmaktan zevk mi alıyorlar? Yahut Kur’an-ı Kerim’i İsrailiyat kültürü, ne olduğu belli olmayan kimi rivayetler ve öncekilerin tartışmaları doğrultusunda anlayıp anlamını onlara uydurmak zorunda mıyız?

İbrahim SARMIŞ