Cinsel Kimlik Bozukluğu

Eşcinsellik Gerçekten Doğuştan Gelen Bir Durum Mudur Yoksa Bir Hastalık Mıdır?

Cinsel Kimlik Bozukluğu

Eşcinsellik Gerçekten Doğuştan Gelen Bir Durum Mudur Yoksa Bir Hastalık Mıdır?

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Eşcinselliğin doğuştan gelen genetik bir durum olduğu savı uzun zamandır birçok hekim ve eşcinsel lobisi tarafından hem topluma hem de eşcinsellere dayatılmaya çalışılmaktadır. Oysa eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş, bilimsel bir veri mevcut değildir.

Eşcinsellik, DSMIV tanı sistemine göre, 1970’li yıllara kadar bir bozukluk olarak değerlendirildi. ICD-lo’da eşcinsellik; F66 kodu ile cinsel gelişme ve yönelimle ilgili ruhsal ve davranışsal bozukluklar adı altında ele alınmıştır ve burada “sadece cinsel yönelim bir bozukluk olarak kabul edilmemelidir” ibaresi vardır. Homoseksüellik (eşcinsellik), heteroseksüellik ya da biseksüellik, cinsel gelişme ve yönelimdeki kişi için sorunlu olabilecek farklılıkları belirtmek için kullanılmıştır.

Ancak birçok gey aktivistin bile söylediği gibi maalesef Amerikan Psikiyatri Derneği’nin (American Psychiatric Association-APA) 1973’te, homoseksüelliği Tam ve İstatistik El Kitabı’ndan (Diagnostic and Statical Manual-DSM) çıkartmıştır. Bu kararı ile tartışmaları sonlandırmış ve eşcinsellik hastalık değildir diyerek tedavi ve araştırmalarında önünü kesmiştir. Bu karar gey aktivistler tarafından gelen yoğun politik baskılar altında alınmış bir karardır. Sonuçta, homoseksüelliğin psikiyatrik bozukluklar tanı el kitabından çıkarılması, bilimsel akıl yürütmenin rasyonel süreci sonunda gerçekleştirilmedi; aksine ideolojik ve politik bir dayatmanın sonucu olarak çıkmıştır.

Psikiyatri ruhsal bozuklukları tanımlarken kullandığı iki kategori ‘’bunalım’ ’ve ‘’yetersizliktir’’.

Geylerde yaygın uyuşturucu kullanımı yüksek oranlarda depresyon vr intihar girişimleri, cinsel bağımlılıklar ve cinsel yolla bulaşan yıkıcı hastalıklar görüyoruz. Bütün bu negatif faktörler, geyliğe sıcak bakan San Francisco gibi şehirlerde azalmak yerine artıyorken geylik hangi mantıkla sağlıklı ilan edilebilir.

Bir araştırmada geyliğe daha fazla tolerans gösterilen toplumlarda geylerin yaşadığı bunalımların azalıp azalmadığı ölçüldü. Araştırmacılar bu çalışma için Danimarka ve Hollanda gibi geyliğe olumlu yaklaşan toplumlarla geyliğe düşmanca yaklaşan toplumları kıyasladılar, yapılan çalışma bunalımın aynı olduğunu göstermiştir.

Psikolojinin terminolojisi hızla değiştiriliyor. Sosyal bilim ders kitaplarında hızla ayıklanmakta, ‘’pedofili,’’ için sapık ilişkiler yerine ‘’yetişkin çocuk cinselliği’ ’gibi kavramlar kullanılıyor. ‘’Zina’ ’için ‘’Sık sık cinsel ilişkiye açık olma’’ tabirleri kullanılıyor.

ABD’de yapılan araştırmalar, erkeklerin %20’sinde, kadınların ise %18’inde eşcinsel eğilim olduğunu göstermektedir. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (clsed)’in yaptığı Eşcinsellik Anketi’ne göre; ülkemizde eşcinsellik oranı %12 civarlarında gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir. Homoseksüelliğin günümüzde daha görünür hale gelmesinin sebeplerinden bir tanesi de “bir karşı kültür” hareketi olarak insanların gözünün içine sokulan gey kimliğinin moda hâline gelmesi, ezilen horlanan bir kesime sahip çıkma adına genç kesimin teşvik edilmesi de yatmaktadır.

Bu veriler bize ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuzu göstermesi bakımından çok önemlidir. Koruyucu hekimlik her zaman daha ucuz ve daha etkili bir yöntemdir. Sonuçları değiştirmeye gücümüz yetmeyebilir ama sebeplerini ortadan kaldırarak tehlikeyi en aza indirebiliriz. Yapılan anketler ürkütücü bir sonuç vermektedir. Ülkemizde Yaklaşık her on kişiden birinde eşcinsellik sorunu göze çarpıyorsa o zaman şu soruyu sorup cevapları üzerine kafa yormalıyız.

 Bu insanlar isteyerek mi eşcinsel oldu?

Ruh sağlığı profesyonellerinin, bilimsel, tarafsız, cesur, bir yaklaşımla kendi aralarında bir dayanışma ile insanlığın hazin bir şekilde sonunu getirecek nesillerimizi tehdit eden bu hastalığa rasyonel çözümler getirerek tedaviler geliştirmesine şiddetle ihtiyacımız var.

İnsana dair her durum tartışılabilir, eşcinsellik de tartışılmaz bir tabu veya dogma değildir. Bir grup ruh sağlığı profesyoneli, eşcinselliği değişemez, tek bir yapı olarak ele alma eğilimindeyken; bir grup ruh sağlığı profesyoneli de eşcinselliği hastalık olarak görmektedir. Eşcinselliği hastalık olarak gören hekimlere karşı git gide artan bir baskı sindirme politikası uygulanmakta hatta bunlara ‘’homofobik’’ifadesi kullanılarak susturulmaya çalışılmaktadır. Eğer bu durum geleceğimizi nesillerimizi tehdit eder hale gelmişse mutlaka konuşulmalı tartışılmalı işin uzmanları tarafından ebeveynlere yol gösterilmelidir.

Uzmanların gözlemlerine göre, Eşcinsellik, insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir. Çocukluk çağında yaşanan travmalara, işgallere ve ihmallere bağlı olarak sosyal öğrenme veya yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. Sorunun nedeni bozuk aile dinamiği olarak karşımıza çıkıyor. Nedeni öğrenmemiz, bizi çözüme daha çabuk ulaştıracaktır. Uzmanların belirttiğine göre, Eşcinsellerin ortak noktası, duygusal ve bedensel travmalar içeren erken çocukluk yaşantılarıdır. Yani eşcinsellik, çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda tamamlanamamış eksik cinsel kimliğin sonucu bir hastalık olarak karşımıza çıkmasıdır.

 Yapılan çalışmalarda ve literatür bilgilerinde, sağlıklı ve mutlu bir aile ortamında yetişmiş ve herhangi bir travmaya maruz kalmamış ama eşcinsel bir yaşantı süren kişiye hiç rastlanmamıştır. Ancak bozuk aile ortamına sahip travmalar ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarına sahip olan herkes eşcinsel olmaz. Çünkü mesele, travmaya maruz kalmak değil, o travmanın kişide nasıl içselleştirildiğidir.

Cinsel Kimlik Bozukluğunun Oluşma Evresi

Uzmanlar yetişkinlikte görülen homoseksüelliğin çocuklukla görülen cinsel kimlik karmaşası ile yakından ilişkili olduğunu belirtiyorlar. Ruh sağlığı profesyonelleri, Danışanlarının küçük bir erkek çocukken hayatlarında nelerin eksik olduğunu, üstesinden gelmeye çalıştıkları acı dolu cinsiyet karmaşası hikâyelerini paylaşırlar kitaplarında. Duyarlı ebeveynler bilinçlenir ve Erken dönemde ortaya çıkan uyarıcı işaretleri kaçırmazlarsa çocukları için yardım aramakta ve bulmakta çok geç kalmayacaklardır. Farkında olmadan geç kalmışlığın acı faturası geri dönüşü olmayan acı mutsuzluk, dışlanmışlık, yalnızlık, huzursuzluk dolu bir yetişkinlik olarak karşımıza çıkacaktır. Burada ruh sağlığı uzmanlarının anne babaları çocuklarının cinsiyet karmaşası hakkında doğru bilgilendirmesi hayati önem taşımaktadır. Eğer başvurdukları hekim homoseksüelliği hastalık olarak kabul etmiyorsa maalesef cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuğun ailesini doğru yönlendiremeyecektir. Batıda bunun sayısız örneği mevcuttur neredeyse aileler bu konuda doğru yaklaşan hekim bulamamaktadır.

İnsan ırkı, erkek veya kadın olarak tasarlanmıştır; üçüncü bir cinsiyet yoktur. Dahası, medeniyet tarihi gösteriyor ki bütün kusurlarına zorluklarına sorunlarına rağmen insanın doğal ailesi (yani anne, baba ve çocuklardan oluşan aile), gelecek nesillerin yetişmesi için en uygun ortamı sunuyor. Yüzyıllardır bu böyle olmuştur, insan neslinin sağlıklı devam edebilmesinin yolu budur. Bunu bozmaya çalışan birtakım çevreler insanlığın geleceğine dinamit koymaktadır. TV kanallarının ticari ya da politik sebeplerden ötürü bu hastalığı normal gösterme ve özgürlük olarak sunmasına göz yumarsak yarın çok geç kalmış bir tablo ile karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır. Ünlü psikanalist Dr. Charles Socarides’in de dediği gibi, “Dünyanın hiçbir yerinde anne babalar, ‘çocuğumun heteroseksüel ya da homoseksüel olması bizim için fark etmez’ demezler.

Cinsiyet Kimliği Aile Ortamı İçerisinde Pekiştirilebilir

Bir devlet politikası olarak, Yasal düzenleme ile evlenecek çiftlere uzmanlar tarafından aile olmanın onlara yükleyeceği sorumluluklar anlatılmalı, yasal hakları ve bu çerçevede kanunlar anlatılmalıdır. Aile danışmanlığı eğitimleri verilmeli, ruh sağlıkları yerinde mi bakılıp uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından rapor verilmeli, yine bu eğitimlerinin içerisinde mutlaka bir çocuğun sağlıklı cinsel kimlik edinmesinde anne babanın birincil rolü üzerine eğitim verilmelidir.

Kendi Cinsiyetinde Güvenle Büyüme Ancak Aile Tarafından Sağlanabilir

Belgesellere konu olan uygulamaları hemen herkes izlemiştir. İnsanlık ortak hafızasında geçmişten günümüze birçok sorunla karşılaşmış onlarla yüzleşmiş ve çözümler üretmiştir. İlkel kültürler erkek çocukların erkeksi kimliklerle büyümeleri için özel bir itinaya ve cesaretlendirmeye ihtiyaç duyduklarını içgüdüsel bir biçimde bilirler. Bu kültürler de genç erkeklerin erkekliğe geçiş yaptıkları bir dizi ayini yerine getirme zorunlukları vardır. Onlara göre tam bir erkek haline gelmek kendiliğinden gerçekleşmez, tersine çaba gerektirir. Kabiledeki genç erkekler erkeksiliklerini keşfetmek ve ispatlamak için birçok denemeden geçerler. Avcılık yapar, kabilenin düşmanları ile savaşırlar. Bunları başarmak için de çok zorlayıcı bazı fiziksel sınavlardan geçerler. Kendilerinden büyük erkeklerin eşliğinde düzenlenen ayinlerde çocukluktan erkekliği geçtiklerini ilan ederler. Bütün hırpalayıcı süreçleri tamamladıklarında ise kabileleri onların zaferlerini kutlamak için yanlarındadırlar. Artık onlar erkektirler. Bu törenler diğer genç erkek adayları için son derece teşvik edici olduğu aşikârdır.

‘’Kadın olarak doğulur fakat erkeklik, uğraşılarak elde edilir. Erkeklik, belirsizdir, risklidir. Çünkü erkekliğe, kadınlığa baş kaldırılarak ulaşılır ve erkeklik ancak diğer erkekler tarafından onaylanır.’’ (Camille Palia, Aktivist)

Bugün içinde yaşadığımız toplumda genç erkeklere erkek kimliklerini pekiştirmeleri için yardım etmek o kadar da kolay değildir. Çünkü genç erkeklerin önünde rol model alacakları erkekleri yakinen görmek onlarla ortak aktivitelerde bulunma zamanları oldukça kısıtlıdır. Maalesef eğitimde veya sosyal hayatta sosyal medya ortamlarında ünlü kişiler tarafından cinsiyet konularına getirilen kafa karıştırıcı yaklaşımlar, yeni kuşak psikolojik danışmanlar tarafından, çocuklara kadınsı taraflarını keşfetmelerini, çift cinsiyetli doğalarının farkına varmalarını ve daha kötüsü kendini açıkça gey olarak tanımlamalarını tembih ediyorlar. Eşcinselliğin bir tercih olduğunu bunu bir özgürlük alanı olarak takdim edip böyle bir tercihte bulunan kişilere karşı anlayışlı hoşgörülü olunması yüksek sesle tembihleniyor.

Anne Babalar Dikkat Etmeli

Homoseksüelliğin en temelinde cinsiyetle ilgili bir çatışma vardır. Homoseksüellik eğilimi olan erkek çocukta, genellikle erken çocukluk dönemine dek uzanan bir cinsiyet yaralanması görürüz. Bu durum, çocuğun kendini, diğer erkek çocuklardan farklı görmesine yol açar. Cinsiyet yaralanması, genellikle çocuğun anne babasının ve sevenlerinin pek şüphelenmedikleri, sessiz ve gizli bir korku olarak ortaya çıkar. Çocuk, kendini bildi bileli bu korkuyu ve farklılık duygularını yaşamıştır. Bu duygular, çocukta kendini diğer erkeklerden soyutlamasına neden olan bir aşağılık kompleksi uyandırır. Bazı küçük erkek çocuklarda cinsiyet karmaşası barizdir. Dikkatli anne babalar bunu hemen fark ederler. Önemli olan bu fark edişten sonra ne yapacağımız ve soruna nasıl yaklaşacağımız konusudur.

Yetişkin homoseksüel hastaların birçoğu hiçbir zaman oyuncak bebeklerle oynamamıştır. Fakat bu hastaların hemen hepsi erken çocukluk döneminden itibaren kendilerini diğer erkek çocuklardan ayıran cinsiyet uyumsuzluğu özellikleri sergilemişlerdir.

Böyle bir çocuk sonuç olarak hem kendi mizacından hem de aile dinamiklerinden ötürü babasıyla ve babasının temsil ettiği erkeklikle özdeşleşmeye çalışmaktan vazgeçer. Bu şekilde homoseksüel öncesi çocuk erkeksi benlik özelliklerini kimliğine dahil etmek yerine ortaya çıkmaya başlayan erkekliğine karşı savunmacı bir pozisyon geliştirerek erkekliği reddeder. 

Sonrasında ise kendi kaybettiğinin arayışına girerek kendisinde eksik olan şeylerin sahiplerine âşık olur. Çünkü âşık olduklarımız bize tanıdık gelenler değil, bizden ayrı ve farklı olanlardır.

 Babalara Çok İş Düşüyor: Erkeklik Bir Başarıdır

 Dr. Joseph Nicolosi&Linda kitabında şu satırları okuduğumda erkeklere saygımın arttığını itiraf etmek isterim. ’Anneler erkek çocukları doğurur, babalar onları erkek yapar. Bebeklikte kızlarda, erkeklerde duygusal olarak anneye bağlıdırlar; anne ilk sevgi objesidir, çocuğun bütün temel ihtiyaçlarını anne karşılar. Kızlar kendi feminen kimliklerini anneleri ile olan ilişkileri yoluyla geliştirmeye devam ederler, öte yandan erkeklerin tek bir gelişimsel ödevi vardır; anneyle özdeşleşmekten koparak baba ile özdeşleşmektir. Kızların birincil bağlılıkları zaten anneyedir. Bu sebeple onların ek bir gelişimsel ödev olarak kendilerine dünyada en yakın olan insanla, yani anneyle özdeşliklerini kopararak baba ile özdeşleşmeleri gerekmez.  Fakat erkeklerde durum farklıdır; heteroseksüel bir yetişkin olabilmek için erkek çocuğun annesinden ayrışarak, yani kendi birincil sevgi objesinden farklılaşarak büyümesi gerekir. Bu durum, kadın homoseksüellerin, niçin erkek homoseksüellerden sayıca az olduğunu da açıklayabilir.’’

Her erkek çocuk bir baba figürü tarafından sevilmeye, okşanmaya ve bir baba rehberliğinde erkek dünyasına adım atmaya özlem duyar. Dahası erkeksi doğasının, arkadaşları, kendinden büyük erkekler ve kendisine yol gösterenler tarafından onaylanmasına ve övülmesini ihtiyacı vardır. Eğer bu ilişkilerin hiçbiri çocuğa kendini erkek dünyasında rahat hissettirecek kadar güçlü değilse çocuk diğer erkekleri uzaktan hasretle izlemeye başlayacaktır.

Baba, çocuğun erkek olma sürecinde üzerine düşeni yapmalıdır. Başka bir deyişle baba erkekliğin ete kemiğe bürünmüş hali olarak çocuğuna bu süreçte örnek olmalı ve onu desteklemelidir. Mesela baba oğlu ile özellikle fiziksel aktiviteyi ve vücut dayanıklılığını esas alan oyunları oynayabilir. Oğluna top atıp tutmayı, çivi çakmayı öğretebilir, tamirat tadilat işlerini birlikte yapabilir, Sanayi araba tamiratı gibi erkeklerin yoğun olduğu iş kollarına birlikte giderek onu erkeklerin dünyası ile tanıştırmalıdır. Yaşı küçükken banyo yaparken oğlunun yanına alabilir. Böylelikle çocuk babasının vücudunun tıpkı kendi vücudu gibi bir erkek vücudu olduğunu anlar. Genellikle babası ile de soğuk mesafeli ve yetersiz bir ilişkisi olan çocuk sonuç olarak güvenli bir erkeksi kimlik oluşturamaz.

Annelere Çok İş Düşüyor

Eğer ortada özdeşim kuracak sağlıklı bir baba figürü yoksa erkek çocuk için tehlike çanları çalmaktadır. Anneler dünyaya getirdikleri çocuklarına iyi bir rol model olacak baba vermekle sorumludurlar. Eğer böyle bir rol model yoksa çocuk sahibi olmak bencillik sorumsuzluk ve o çocuğa yapılabilecek en büyük haksızlık ve zulümdür. Yolunda gitmeyen evliliğini kurtarmak ya da kocasının düzelmesini sağlamak için dünyaya getirilen çocuklar o sağlıksız ortamda çok acı bir şekilde ihmallere işgallere ve travmalara maruz bırakan anneler bu vebalin altından kalkamazlar. Evet, çocuklar babalarını kendileri seçemez ama anneleri çocuklarının babasını seçebilir. Ne acıdır ki annenin seçiminin sonucu, çocuğun hayatını geleceğini belirler.

Yine anneler erkek çocuklarını kendilerinden uzaklaştırarak baba ile özdeşim kurması için teşvik etmeli yönlendirmelidir. Çocuk tüm soruları babaya sormalı. Sadece cinsellikle ilgili sorular değil tabii ki her türlü soru babaya sorulabilmelidir. Gökyüzü neden mavi? Rüzgâr neden eser? Yağmur nasıl yağar?

Psikoloğun önerdiği mini bir testi sizde yapabilirsiniz. Küçük bir erkek çocuk mutlu olduğunda, bir şeyleri başardığında, cesaretlendirilme ihtiyaç duyduğunda, ya da eğlenmek, heyecanlanmak istediğinde kime koşar? Eğer koştuğu kişi her zaman annesi ise baba-oğul ilişkisinde bir şeyler yolunda gitmiyor demektir.

Dr. Joseph Nicolosi: ‘’Klinik çalışmalarımızda ve homoseksüel birçok erkekle çalışmış olma tecrübemizden çıkarımımız homoseksüelliği ile baş etmeye çalışan bir erkeğin babası tarafından yeterince sevilmiş, onaylanmış ve kendisine yol gösterilmiş olmasının çok nadir bir durum olduğudur.’’

Bazen baba-oğul ilişkileri yolundadır. Bu gibi durumlarda agresif ve kindar kıskanç bir ağabeyin, akran bir erkek arkadaşın ya da bir tacizcinin çocukta bıraktığı derin yaralanmalar problem teşkil edebilir. Bu tür durumlarda bile temel sorun aynıdır; çocukta kendi cinsiyetinin içini doldurma konusunda büyük bir eksiklik hissi. Yani erkeklerin arasında onların dengi gibi davranamama ve erkeklerin dünyasında yeterince iyi olmadığını düşünme. Kısacası sorun kendi cinsiyetine güvensizlik duymakla ilgilidir.

Bazı anneler oğullarının kendilerine olan bağımlılığını uzatma eğilimindedirler. Bir annenin oğluyla olan samimiyeti elbette ayrıcalıklı, öncelikli ve kapsayıcıdır. Bu güçlü bağlanma, daha da derinleşerek psikiyatrist Robert Stollerin “Saadetli Ortak Yaşam” diye adlandırdığı bir ilişki biçimini evrilir. Pskiyatrist Stoller ‘’Hele ki annenin, çocuğun babası ile sıcak ve tatmin edici bir ilişkisi yoksa annenin çocuğuna sıkı sıkıya tutulması sağlıksız bir karşılıklı bağımlılığa yol açar. Bu gibi durumlarda anne oğluna çok fazla emek harcayarak, aslında çocuğunun hayrına olmayacak bir biçimde onu kendisinin sevgi ve arkadaşlık ihtiyaçlarını karşılamak için kullanır.’’ tesbiti çok çarpıcıdır.

Bugün ülkemizde ki geleneksel aile modelimizde erkeklerin bir türlü annelerinden ayrılıp rüştünü ispatlayamamasının, oğlunu gelini ile paylaşamayan annelerin zihin altında bu bağımlılık yatmaktadır. Anneler, bir çocuğun hem annesi hem babası olmaya çalışmamalıdır. İlgisiz zorba kocalar, kendi görevlerini yerine getirmeyip, eşlerini oğulları ile sağlıksız bir ilişkiye iterek oğlunun bağımsız bir kimlik edinip kuracağı ailesi ile sağlıklı bir ortam oluşturmasına da engel olmaktadırlar. Yani baba, anne ile oğul arasında denge unsuru bir tampon görevi görmelidir.

Bazen de anneler bilinçsiz bir şekilde baba-oğul bağlanmasına köstek olacak bir biçimde çocuğunu kocasından uzak tutar. “Dışarısı çocuk için çok soğuk”, “Bu onun için iyi olmayabilir”, “Bugün oğlumla birlikte takılacağız” gibi. Anne bunu genellikle bilmeden zihin altında kendisinin bir erkekle yakınlaşmak ihtiyacını gidermek için yapar. Bazı anneler telefonlarına oğullarını ‘’aşkım’’ diye kaydetmesi aslında zihin altındaki ilgi sevgi ihtiyacının çarpık bir göstergesidir. Oğlu ile vakit geçirmek bazı anneler için oldukça konforlu gelebilir, çünkü bu ilişkide kocası ile olan yakınlaşmasında yaşayabileceği gerilimleri onunla yaşamaz. Bu yüzden oğlunu kocasından kurtarmak için biraz aceleci davranabilir. Mesela; baba çocuğu terbiye etmeye çalıştığında anne hemen araya girerek çocuğu kucaklayıp teskin etmeye çalışır. Annenin bu gibi durumlarda ki lüzumundan fazla şefkat ve sevgisi küçük erkek çocuğun anneden ayrışma evresinde cesaretini kırabilir. Dahası abartılmış anne şefkati erkek çocukta hem homoseksüel öncesi evrede hem de homoseksüellikte sıklıkla gözlemlenen kendine acıma duyguları uyandırır.

Anne Babalara Birlikte Çok İş Düşüyor

Homoseksüelliği değiştirmek için yetişkinlik döneminde girişilen uzun ve sancılı bir terapi süreci vardır uzmanların belirttiğine göre geri dönüşü oldukça güç zahmetli kişiyi huzursuz eden bir süreçtir. Bunun yerine eğer erken çocukluk döneminde cinsel kimlik bozukluğu fark edilir ve erken müdahalede bulunulursa tedavisi mümkün olabilir ve daha hızlı yol alınabilir. Özellikle de babalar oğullarının zayıf cinsiyet kimliklerini henüz oluşum aşamasındayken erkeksilik yönünde pekiştirebilirler. Bilinçli sağlıklı bir ebeveyn müdahalesi, çocukların kendi cinsiyetlerine güven duymalarını sağlayarak, erkeklere soğuk bakmalarını engelleyebilir. Böylece birçok homoseksüel erkeğin tarif ettiği erkek dünyasına yabancılaşma sürecinin de önüne geçilmiş olur. Yoksa hedef, çocuğu bir maço erkek çocuk (böyle birisi olmaya mizaç olarak zaten müsait olmayabilir ve bu kesinlikle bir problem değildir.)   Karikatürüne dönüştürmek değildir.

Psikolojik terapi alan Richard Wyler, kendisinin ve heteroseksüelliğe dönmeye çabalayan diğer insanların, çocukluk döneminde kendi cinsiyetlerinden uzaklaşmalarına yol açan karşılanamamış duygusal ihtiyaçları, özellikle de yalnızlığı ve özlemi şöyle tarif ediyor: ‘’Bu kopuşun önemli bir kısmı babayla zayıf bir ilişki ile başlar. Bazı babalar, oğulları dışında her şeye vakit bulurlar. Kendilerini kariyerlerinde, gezmede-tozmada, sporda ve daha birçok sözde önemli etkinlikte kaybederek, çocuklarını ihmal ederler ya da çocuklarının kendilerine has kişilik özellikleri olduğunu, bu yüzden de mesela oğullarından birinin eleştirilmeyi baba tarafından reddedilme olarak yorumladığını fark edemezler. Sorun bazen de mizaç uyuşmazlığından kaynaklanabilir; yani çocuğun hassas mizacı, babasının oğluna daha zor ulaşmasına sebep olabilir. Çocuk ve babası ortak ilgi alanları paylaşmıyorsa babanın çocukla iletişime geçmesi daha fazla gayret gerektirir. Mesela çocuğun ilgi alanları erkeksi olmaktan çok sanatsal olabilir. İş hayatının yoğunluğunda ve gündelik yaşamın hengâmesinde bu çocuk bir şekilde ihmal edilmiş bir kenara atılmış olabilir.

Ergenlik Uzun ve Zor Bir Yolculuktur

Dr. Joseph Nicolosi&Linda’’ hoseksüelliği önleme rehberi kitabında’’ ergenliği tarif ederken şöyle der:

Duygusal ve fiziksel büyümenin yaşandığı ve kişisel kimliğin şekillendiği, dinamik bir süreçtir. Bu süreçte, çelişkili değerler birbirinden ayırt edilir ve ebeveynliğin etkilerinden kurtulmak istenir. Sosyal, popüler ve kültürel değerler ile akranlarının tepkileri bu dönemde benimsenir ve kimliğin bir parçası hâline gelir.

Cinsel hisleriyle ilgili çelişki yaşayan genç çocuk, artık bu sorunuyla doğrudan doğruya muhatap olacaktır. Ergenliğin ortalarına doğru, bastırdığı veya inkâr ettiği erotik çelişkilerinden kaçınamaz olur. Ergenlik döneminde beyin, tamamen yeniden şekilleniyor. Beynin kumanda merkezi olarak çalışan prefrontal korteks bölgesindeki sinir bağlantılarından yarıya yakını kaybediliyor. Bundan sonra karar verme mekanizmaları, beynin duygusal tepkileri yöneten başka bölgelerine kaydırılıyor. Bir psikobiyolog, bu büyük değişikliklerin ergenleri daha fazla risk almaya meyilli hâle getirdiğini söylüyor. Bunlarla birlikte, ergenlik döneminde beyindeki dopamin oranı düşüyor. Bu da kişinin haz alma yetilerini azaltıyor. Sonuç olarak, 10’lu yaşlarını süren çocuklar, daha heyecanlı ve daha fazla haz veren şeyler yapmak adına içki, uyuşturucu ve riskli cinsellik gibi kendilerine zarar veren davranışlara yöneliyorlar.

Bu kritik geçiş aşamasında, genç erkekler kolaylıkla yoldan çıkarılabilirler. Feminen erkek çocuk risk altındadır.  Bugün toplumumuzda gençler, cinselliklerini sorgulamaya ve test etmeye açıkça teşvik ediliyor.’’

Eğer 0-6 yaşına kadar çocuk sağlıklı bir cinsel kimlik kazanmışsa onun için ergenlikte fazlaca endişelenmemiz gerekmeyecektir.

Cinsel Taciz ve Cinsel Kimlik Arasındaki Bağlantı

Aileler dünyaya getirdikleri ve kendilerine yaratıcı tarafından emanet olarak verilen çocukları korumakla mükelleftirler. Cinsel istismar, yetişkinlikte ortaya çıkan lezbiyenliğin en önemli şekillendiricisi. Gey erkeklerin geçmişinde de cinsel istismara sık rastlanır. Psikoterapistlerin de belirttiği gibi, yardım talep eden erkeklerin birçoğu geçmişte (özellikle bir erkek tarafından) cinsel istismara uğramıştır. Maalesef cinsel istismar vakalarının çoğunluğunda istismarcı, karanlık sokak köşelerinde çocukları sıkıştıran bir yabancı değil de aile üyesi bir erkek veya güvenilen, yakın bir arkadaştır. Eğitim verdiğimiz kurumda da aile içi tacize uğramış psikolojisi bozulmuş gençlere sıkça rastlıyoruz. Tedavileri yıllar süren bu gençlerin maruz kaldıkları cinsel taciz ve istismardan dolayı akademik başarıları düşük özgüvenleri yok olmuş birçok fiziksel ve ruhsal hastalıkla boğuşuyorlar. Bunun sorumlusu maalesef sorumsuz ebeveynleridir. Özellikle de anneleridir. Anneler durumu fark ettikleri halde maalesef trajik bir şekilde müdahale edemiyor çocuğunu o ortamdan uzaklaştıramıyor tacizci ve zorbaların cezalandırılmasının önünde duruyorlar. Aile içi istismarı gizlerken, korktukları şey düzenlerinin bozulması, yuvasının yıkılması, kavga çıkması endişesidir. Esas korkunç olan ise, istismara uğrayan çocuklarına sahip çıkıp haklarını aramak yerine çocuk yaştaki kızlarını suçlamayı tercih etmeleridir. Sağlıklı bir aile sağlıklı bir nesil ve gelecek istiyorsak kız çocuklarını bilinçli ve güçlü yetiştirmeliyiz.

Cinsel Kimlik Bozukluğu Belirtileri

Çocuklukta cinsel kimliği bozukluğuna işaret eden bazı durumlar Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından aşağıdaki gibi sıralanmıştır. Klinik uzmanlar bu 5 göstergeyi, çocuğun bu rahatsızlığa sahip olup olmadığını belirleme de kullanırlar.

  1. Israrla tekrarlanan karşı cins olma isteği ya da öyle olduğuna inanma durumu.
  2. Erkeklerde karşı cinsin kıyafetini giymek ya da feminen giyim tarzını taklit etme. Kızlar da sadece stereotipik olarak maskülen olan kıyafetleri giyme de ısrarcı olma.
  3. Taklide dayalı hayali oyunlarda güçlü bir biçimde süregelen karşı cins rollerini tercih etme ve sürekli karşı cinsten olma fantezileri kurma.
  4. Stereotipik olarak karşı cinse ait olan oyun ve eğlencelere katılmak için yoğun arzular besleme.
  5. Oyun arkadaşları ısrarla karşı cinsten seçme.

Karşıt cinsiyet davranışları okul öncesi dönemde yani 2-4 yaş arasında başlar. Dr. Richard Green’in araştırmasına göre karşı cinsin elbiselerini giymek ilk işaretlerden biridir. Öte yandan, cinsiyet karmaşası yaşayan çocukların çoğunda, homoseksüelliğin erken dönemlerde ki gelişimi, daha belirsiz işaretler verir: Diğer erkek çocuklarla oyun oynaması isteksizlik, hareketli oyunlardan korkma, diğer erkeklerin yanında çıplak durmaktan utanma (kadınların yanındaysa utanmama), baba ile ilişkilerde ve babaya bağlanmada güven eksikliği ve anneye aşırı bağlanma gibi…

Dr.Richard Fitgibons’unda söylediği gibi, ‘’spordan ve diğer erkek çocukların saldırganlığından korkmak, zayıf bir maskülen kimliğin temellerini atar. Zayıf maskülen kimlik, kolaylıkla tanınabilir. Klinik tecrübeme göre erkeklerde homoseksüelliğin temel sebebi budur. Genellikle daha küçük erkek çocuklar, hemen her zaman bu arzularını annelerine itiraf ederler. Bir anne, bana 3 yaşındaki oğlunun, kendisinden ısrarla penisini kesip atmak istediğini söylemişti. Bu erkek çocukları büyüdükçe anne babalarının kendilerini onaylanmamasına karşı daha fazla hassasiyet geliştirirler. Bu yüzden de kız olma arzusu açıkça dile getirilmez olur.’’

TEŞHİS VE TEDAVİ SÜRECİNDE NELER YAPILABİLİR

Cinsiyet Karmaşası Yaşayan Çocuğun Karşılaştığı Sosyal ve Psikolojik Sorunlar

Çocuklara müdahale etmedi ki ilk adım, anne babaların kendilerini gözden geçirip neyi yanlış yapıyoruz? Sorusunu sormaları gerekir. Bu adım, yanlış bilgilerin düzeltilmesi adına bir adımdır. Cinsiyet, yani erkeklik ve kadınlık hislerimiz keyfe keder, sosyal bir kurguya işaret etmez. Cinsel kimliğimize doğuştan sahip olarak doğarız. Yani sonradan Tercih edeceğimiz bir durum değildir. Cinsiyet, insanların, toplum hayatına katılmada ve gerçek dünyada kendini ifade etmede kullandığı temel ve asli bir yoldur.

Çocuklarını dikkatle takip eden ebeveynler yolunda gitmeyen durumları hemen tespit edebilirler. Dikkatimizi çekmesi gereken hususlardan biri de spordaki başarısızlık, akranları tarafından ağır bir biçimde reddedilmeyi beraberinde getirir. Ülkemizdeki gibi spor yönelimli bir kültürde, bir erkek çocuk top atıp tutamıyorsa ve topa vuramıyorsa dışlanır, soyutlanır ve alaya alınır. Bu durumlarda eğer fiziksel olarak el göz koordinasyon zayıflığı varsa giderilmelidir. Fiziksel veya kültürel bir eksiklikten dolayı Devamlı reddedilme, bir çocuk ve genç için büyük bir sorun kaynağı olabilir.

Bu tür çocuklar yalnızlıklarının ve yetersizlik hislerinin üstesinden gelebilmek için, var olan kimlikliklerini geliştirmekten vazgeçerek kızlarla rahat arkadaşlık ilişkileri geliştirmeye daha fazla vakit ayırabilirler. Sonuçta kendi erkeksiliğine ve yalnızlığına dair geliştirdiği negatif imaj, çocuğun erkek akranlarının erkeksiliğine özenmesine yol açabilir.

İlkokul yıllarından itibaren, diğer çocuklar, bu tarz cinsiyet karmaşası yaşayan çocuklara ‘’hanım evladı’ ’gibi olumsuz lakaplar takarlar. Eğer ailede de olumsuz ifadelerle ‘’kız gibi’’ yakıştırmalar yapılırsa özellikle baba tarafından eleştirilmesi çocuğu içine kapanık hale ve kendi kimliğine yabancılaşmaya götürür. Çocuğun dünyasında baba onun cinsel kimliğini onaylamamıştır çünkü eksiktir, algısını pekiştirir.

Heteroseksüel (normal cinsel kimliğe sahip olma) bir erkek çocuk nazik, narin, kibar, sanatçı ruhu olan bir mizaca sahip olabilir. Böyle bir çocuğu cinsel kimlik karmaşası yaşıyor zannederek mizacının dışına zorlamamak gerekir.

Çocuklarda Cinsiyet Tutuculuğu: Normal ve Sağlıklı Bir Gelişim Aşaması 

Doktor Richard Greenin tesbitleri meseleyi doğru anlamamız için oldukça ışık tutucu nitelikte: ‘’Heteroseksüel çocuklar, homoseksüel öncesi evredeki çocukların tam zıttı bir gelişim sürecinden geçmektedirler. Cinsel kimliğini güçlendirmekte olan normal bir erkek çocuk, kız çocuklarla birlikte olmayı reddeder.

Özellikle 6-11 yaş arası erkek çocuklar karşı cinsten olan arkadaşlarından vazgeçerler. Erkek çocuklar kızlardan nefret ediyorum derler. Kızlar ise erkekler aptal onları aramızda istemeyiz, erkekler çok uyuz gibi, düşüncelerini dile getirirler. Bu yaşlardaki çocuklar bir süre boyunca cinsiyet rollerine çok katı davranırlar örneğin, erkek izci kampına bir kızın katılması fikri erkek çocuklar için rezillik demektir. Erkek çocuklar ağaç evlerin üstüne kızlar giremez yazıları asarlar. Bu aslında cinsiyetçilik değildir. Bu sağlıklı ve normal bir cinsiyet özdeşim sürecinin bir parçasıdır.

Bu sağlıklı kız ve erkek çocuklar, cinsiyet kimlikleri pekiştirmek için kendilerine aynı cinsten yakın arkadaşlarla çevirirler. Böylece yeni edinilmiş olan erkeklik ve kızlık hisleri sağlam bir zemin üzerine inşa edilecektir. Bu durum, ergenlik döneminde, karşı cinsle temasa geçebilmelerinin önemli bir ön koşuludur.

Bir çocuğun dişilik ve erkeklik hisleri, özellikle de çocuk küçükse belli belirsiz bir fikirden ötedir. Cinsiyet derin bir duygusal değer taşır.

Çocuklarının homoseksüel öncesi eğilimleri ile karşılaştıklarında birçok anne babanın kafası karışır ve ne yapacağını bilemez. Çocuklarının feminenliğinin farkına varan anne-babalar aşağı- yukarı üç evreden geçiyorlar.

  1. İNKÂR: bu evrede “Bu sadece bir gelişim evresi üstesinden gelecektir” şeklinde düşünüyorlar ya da “önemli değil, çok sevimli gözüküyor, muhtemelen kız gibi giyinerek ilgimizi çekmeye çalışıyor” diyorlar. Birçok anne baba harekete geçmeyerek aslında işin içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Sonuçta oğullarının davranışlarını pekiştirmiş oluyorlar. Bu da daha fazla inkârı beraberinde getiriyor. Öyleyse normal bir erkek çocuk bazen küçük bir kız çocuk gibi davranabilir mi? Aslında belli miktarda karşıt cinsiyet davranışına tolerans gösterilebilir. Ama çocuğunuzun bu davranışlarından çabucak vazgeçmiyorsa sadece onun davranışlarını değil. Kendi davranışlarınıza de bir göz atmanız gerekir.
  2. KAFA KARIŞILIĞI: Bilgi eksikliğinden kaynaklı ne yapacağını bilememe.
  3. KAÇINMA: En sonunda bir psikoloğa başvuran birçok anne- baba oğulları ile ilgili kaygıları aylardır hatta yıllarda taşıyor olmalarına rağmen bu konuda hiçbir şey yapmamışlardır. Her şeyi ertelemişlerdir: “Bütün bunları ilgi çekmek için yapıyor diye düşündük, bu yüzden göz ardı ettik” derler.

Kaçırılmış Fırsatların Acısı

Dr. Joseph Nicolosi&Linda ‘’Yıllar geçtikçe harekete geçmemek hem babaya hem de oğula pahalıya mal oluyor. 32 yaşındaki danışanım Dan, kaçırılmış fırsatlarla ilgili üzüntülerini şöyle dile getiriyor: Babam bir heykel gibi hareketsiz, buz gibi oturur durur. Kendimi ona açmak istemiyorum. İçimde bir korku var ama aynı zamanda onun temsil ettiklerinden hoşlanmamam da söz konusu. Bu koca kurttan korktuğumu söylediğimde tıpkı bir çocuk gibi davranmış oluyorum. Fakat durum bu. O beni gerçekten tanımıyor, ben de onu. Her zaman tek istediğim şey babamdı. Sadece buydu: Geçmişe dönüp baktığımda kaybettiğim yıllarımı ve geri getiremeyeceğim çocukluğumu düşündüğümde böyle olduğunu üzülerek fark ediyorum. Fakat babam da benim gibi, yani hiçbir zaman farklı bir adam olmayacaktır. 70 yaşında bile olsa değişmeyecek. Sonuçta ben onu tanımazken, o da beni tanımazken niçin onunla bir ilişki geliştirme zahmetine gireyim ki?’’

Dr. Joseph Nicolosi&Linda davranışsal olarak babaları üç kategoride toplamıştır. Bu kategorik özellikten başka babaları kişilik özelliklerine göre üç gruba ayırabiliriz:

  1. Olgunlaşmamışlar: Böyle adamlar temelde normal ve sağlıklıdırlar. Ama oğullarının kritik gelişim evrelerinde (cinsiyet kimliği evresi) fazla meşguldürler ve bunun doğurabileceği sonuçları görememişlerdir. Bunlar genellikle erken baba olup kendilerini bir anda aile, evlilik ve finansal problemler içinde bulan genç adamlardır.
     
  2. Narsistler: Temelde sağlıklı olan adamların bile narsist kişilik özellikleri olabilir. Ama narsizmin aşırıya kaçtığı durumlarda baba oğlunu kendisinin bir uzantısı olarak görür ve çocuğu kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanır. Baba, çocuğunu sadece hoş bir davranış, görünüm, yetenek ya da kendisinin değer verdiği bir kişilik özelliği ortaya koyduğunda kabul eder. Eğer çocuğun bu tür özellikleri varsa baba, oğlunu göklere çıkarır ve ona hiçbir zaman hata yapamazmış gibi davranır. Eğer çocuğun bu tür özellikleri yoksa baba, çocuğu ailede yok ayar. Böyle bir baba, tipik olarak oğlunun problemleriyle ilgili sorumluluk almayı reddeder. Bu, en dirençli baba çeşididir. Ve böylelerinin herhangi bir terapi biçimine katılması muhtemel değildir.
  1. Yetersizler: Bu babalar genellikle iş hayatında başarılı ve maddi olarak evlerine çok iyi bakan adamlardır.  Ama genellikle samimiyet gerektiren sosyal düzeyse duygusal olarak yetersizdirler. Başka bir insana bu noktada verebilecek fazla bir şeyleri yoktur. Kendilerinin ötesine erişebilmek için gerekli duygusal kaynakları yoktur. Sorumluluklarını inkâr eden narsist babaların aksine bu adamlar, başarısızlıklarını kabul edip, pişmanlıklarını dile getirirler. Fakat sonrasında baba oğul ilişkisi tutarlı biçimde ilerleme kaydetmez. Babanı kısa ve iyi niyetle çabalama döneminden sonra, ilişkiler temelde değişmeden kalır. Bir danışanım bana “Babam bir hiçti, bütün kararları annem verirdi. Annem karakterliydi, babamınsa söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. Babamın evde olduğunu bile hatırlamıyorum. Eğer evdeyse sadece fiziksel olarak evdeydi, gerisi yalandı.” Demişti.

Bazı Temel Yönergeler

  1. Güvendiğiniz hedeflerinizi paylaşacak bir terapist ile çalışmalısınız.
  2. Çocuğunuza karşı çok fazla baskıcı olduğunuzu düşünüyorsanız oğlunuzun en azından cinsiyeti ile ilgili şüphenizi hissetmesini sağlayın ve geri çekilin.
  3. Erkeksi davranışların geliştirilmesinde olumlu pekiştirmeler ve olumsuz pekiştirmelerden çok daha etkilidir.
  4. ''utandırmak'' ve ''düzeltme yapmak'' arasında ince bir ayrım vardır. Utandırmak fiili doğrudan insanları, yanlışı düzeltmek ise davranışları hedef alır. Düzeltme yapmak, davranışın yanlış olduğu mesajını verir. Utandırmak ise kişinin kötü olduğu mesajını verir.

Muhtemelen, çocuğunuza yardım etmek için elinizden geleni yapmanız bile heteroseksüel bir yönelimle sonuçlanmayabilir. Eğer vardığınız nokta bu olursa gey yaşam biçimini hiç onaylamamanıza (ve bunu çocuğunuza açıkça hissettirmiş olmanıza) rağmen, çocuğunuzla sevgi dolu bir ilişki sürdürebilmenizi umuyoruz. Aynı zamanda, gelecekte bir gün değişimin sağlıklı yönde gerçekleşebileceğini dair umudunuzu hiç yitirmemelisiniz.

Cinsel Çeşitliliğe ‘’Değer Vermek’’ ya da Cinsel Çeşitliliği ‘’Hoş Görmek’’

Doğuştan veya sonradan yakalanılan hastalıklara karşı hoşgörü mü geliştiriyoruz yoksa onları düzeltmek için tedavi seçeneklerini mi arıyoruz. Homoseksüellik bir anomali ise ihtiyacımız olan şey hoşgörü değil tedaviye yönelik bir yaklaşım olmalıdır.

Ergenlik dönemindeki gençler gey kimliğinin sosyopatik yönleri karşısında büyülenirler. Ezilenlere yardım etme fikri üzerinden adeta bir cazibe yaratılıyor. Ergenlerin, duygusallığının çatışmalarının farkında olan gey kulüpleri çok ustaca bunu kullanabiliyorlar. Eğer çocuğunuzun cinsel yönelimi ile ilgili endişeniz varsa bunu çocuğunuzla net olarak konuşmaktan çekinmeyin. Bu konuşma ona iyi gelecektir. Bu konuşmayı yaparken yargılama yapmadan onu anladığınızı ve yardım etmek için hazır olduğunuzu belirterek yapmalısınız. Çocuğunuzun aslında yardım istemekte olduğunu bile fark edebilirsiniz. İstisnasız bütün gençler, cinsellikle ilgili verdikleri mücadeleyi anne babalarının öğrenmesinin onlara rahatlama sağladığını itiraf ederler.

Popüler kültür kafası karışık birçok insanı gey hayatına sürüklüyor. Çünkü bugün birçok terapist danışanlarına değişim umudu olmadığına dair yönlendirme yapıyorlar. Aslında değişim kesinlikle mümkündür. Kesin bilgiler olmadığı halde önemli birçok ünlü şahsiyetin gey olduğuna dair kasıtlı yayınlar yapılır. Abraham Lincoln, Leonardo vinci, Michelengelo, James Dean, George Fredirck, Marlon Brando, Sigmund Freud, Leo Tolstoy, Marilyn morene, Napolyon banaparte, Goethe gibi maalesef politize edilmiş yalanlarla gençler özendiriliyor cesaretlendiriliyor.

Popüler Yanlışlar ve Doğruları

Yanlış: Cinsel yönelim biyoloji tarafından belirlenir. Bir kişi geyse hep gey kalacaktır.

Doğru: Aslında geçmişte gey olan birçok insanın hayatı bunun tam tersi bir sonucu gösteriyor.

 

Yanlış: Tarihte bütün diğer kültür ve tolumlar homoseksüelliği kabul etmişlerdir. Bizim toplumumuz homofobik tek toplumdur.

Doğru: Geçmişte hiçbir toplum homoseksüelliği heteroseksüelliğe yükseltmemiştir.

 

Yanlış: Hayvanlarda homoseksüeldir.

Doğru: Biyologlar hayvanlarda görülen kendi cinsi ile cinselliğin, tutsaklığın verdiği stres, biyolojik kirlilik, evcilleşme karşı cinsin etrafta olmaması veya kokuların yanlış yorumlanması olarak açıklar sonuçta hayvanda da görülse bu bir anomalidir yani hastalıktır.

 

Yanlış: Cinsel yönelimi değiştirmeye çalışmak tehlikelidir. Böyle uğraşlar, sonunda depresyon intihar eğilimi yaratabilir.

Doğru: Değişmeyi başaramamanın getirdiği ciddi depresyonlar aslında ihtimal dahilindedir. Bu durum alkol ve uyuşturucu içinde geçerlidir. İntihar girişimi kişiye değişemeyeceği söylendiğinde aslında tetiklenir.

 

Yanlış: Homoseksüel insanlar cinsel tercih dışında sağlıklı bireylerdir.

Doğru: Gerçekte homoseksüel erkek ve kadınların daha fazla intihara giriştiği daha fazla uyuşturucu kullandığı ve daha fazla psikiyatrik hastalığa yakalandığı tespit edilmiştir. Çünkü fıtratı ile savaşmaktadır.

 

 

 

 

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar