Aşırı İkilem

Sosyal medya bir tür dijital emzik; yalnız, rahatsız veya üzgün hissedilen her vakit başvurulan uyumsuz bir baş etme stratejisine dönüşüyor. Bu talep karşısında sosyal medyanın yaptığı ise uyku düzenini bozan bir uyutma/uyuşturma eylemi…

Aşırı İkilem

Sosyal medya bir tür dijital emzik; yalnız, rahatsız veya üzgün hissedilen her vakit başvurulan uyumsuz bir baş etme stratejisine dönüşüyor. Bu talep karşısında sosyal medyanın yaptığı ise uyku düzenini bozan bir uyutma/uyuşturma eylemi…

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

İletişim için kullanılan aracın ve tedavi için üretilen ilacın asıl fonksiyonu yan etkisi olabilir mi?

Diğer ‘metalaştırılan’ unsurlar gibi sağlığın da medyadaki kurgusu, egemen sınıfın söylemi çerçevesinde şekilleniyor; sağlık toplumun bütünü için ‘apaçık’mış gibi sunuluyor.

Medyanın sosyal, ruhsal veya bedensel sağlık ile ilgili haberlerinin bir ‘iyilik’ hali oluşturabilecek kertede olduğu söylenemez. Genelde üçüncü sayfa frekansında revaç bulan bu ‘kötü’ haberler insanların psikolojisine olumsuz etkide bulunuyor.

Özellikle ruh sağlığına bağlanan ya da failinin o noktaya geldiği/getirildiği haberlerin genelinde habere konu olan kişilere söz hakkı veriliyor değil; görüş belirtme oranı yüzde 10’u geçmez. Bu tür haberlere konu olan kişiler toplumun ‘yoksul’ tabakasından ise haberin ayrıntıları / ifşası daha da artıyor. Bu yaklaşım, akıl sağlığı tehdidi noktasında ‘bizden uzakta’ ve ‘toplum dışı’ algısı oluşturuyor. Medyanın ruhsal hastalıklar hakkındaki yaklaşımları da genelde hatalı ve basmakalıp özellikler taşıyor; üstelik hastaların tedavi olması noktasında çizilen portreler de olumsuz etki oluşturuyor.

Yoksullar genellikle suça karıştıklarında haber oluyor ve medyada temsil ediliyor. Bu durum yoksulların gerçek hayatta suçla daha fazla ilişkilendirilmelerine neden oluyor. Şiddet ve cinsiyetçilik normalleştiriliyor; insanlar bu eşiğe tabi tutularak kriminalize ediliyor.

Bu meyanda her gün çok sayıda mesaja, habere, reklama, maruz kalıyoruz; bu metinler seçilmiş, düzenlenmiş, kurgulanmış, kodlanmış olarak bize iletiliyor. “Gerçeklik” ile “medyanın bize sunduğu gerçeklik” arasındaki fark giderek büyüyor.

***

Bugün gelinen noktada dijital medya üzerinde kullanılan webin karakteri, çok yönlü iletişim, çok katmanlı ortam, eşzamanlı-eşzamansız etkileşim, kitlesizleştirme-kişiselleştirme gibi nitelikler arz ediyor. Bu ortamda akıllı kişisel araçlar, zenginleştirilmiş gerçeklik/içerik, akıllı arama, akıllı reklam, sinematik oyunlaştırma, sosyal medya vb. nesneler yer alıyor. Birey bu kutsal nesneler evreninde bir netizene, bir yonga tarlasına dönüşmüş durumda, self seyrediyor.

Bu değişimin son halkalarından olan sosyal medya, şiddetli bir heyecan ile kendine bağladığı/bağımlı hale getirdiği, hayatının her noktasına sızdığı insanın aklını dumura uğratıyor. Bu durumda insan, sosyal çevresinden (offline) koparak sanal cemaate (online) tabi olmaya çalışırken ‘sosyal ikilem’ yaşamıyor değil. Bu sanal dünyada her şey, gerçekliğin ve anlatının bütün katmanları oyun/laştırılıyor, bir imge yığınına dönüştürülüyor. İnsana efektif işleyen, dijitalizm’e itaat eden nicelikleştirilmiş bir benlik kalıyor/bırakılıyor. Benlik sunumunun sloganı ise, ‘görülüyorum öyleyse varım’…

Sistem yabancı/öteki gördüklerini çevrimdışı bırakıyor. ‘Dışarıda bırakılmak ile içeri kapatılmak aynı şey/travma’ olduğu görülüyor; araştırmalar, bu mecralarda sosyal izolasyon yaşama ihtimalinin iki kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü zaman aşımının doruklarında seyreden ‘kullanıcı’ kendisine yabancılaşıyor; enformasyonun içinde boğuluyor, mesafe bilincini kaybediyor, amacından uzaklaşıyor.

Bugün yaşanan durumun adını koymak gerekirse, bu insanın hayatına ‘teknoloji’den ziyade, barbar/beşer’in nüfuz etmesidir diyebiliriz. Bu nüfuz, sosyal medyanın en önemli unsuru ‘içerik’ olgusu üzerinden gerçekleşiyor. Bu içerik, bilgiyi ve bireyi parçalayan, nesneleştiren bir yapıya sahip olarak üretiliyor. Kullanılan araçların algoritması/mantığı da bu süreci destekliyor.

Otantik kökeninden ve kültüründen kopartılan insan, cam bir fanus içinde yaşayan, yapay ilişkiler üzerinde yürüyen, kurgu bir toplumsallaşmaya sürüklenen sürüden bir birey oluveriyor. Bu hareketsiz toplumsallaşma, söz konusu mecranın fiziksel aktiviteden yoksun olarak kullanılması sürecidir. Bu yeni insanın, iktidar/iletişim teknolojilerine bu denli bağlı/bağımlı olduğu sürece de kendi içine, münzeviliğine dönmesi imkansızlaşıyor. Sosyal medyayı çok yoğun kullanan insanlarda kişisel hayatı ihmal etme, gerçeklerden kaçma, zihin meşguliyeti, tolerans geliştirememe ve bağımlılığı gizleme gibi göstergeler öne çıkabiliyor.

***

İnsanoğlunun kurguladığı yapay zekâ algoritmalarına sahip ve ‘imparatorluk’ ağı ile küreselleştirdiği bu teknolojinin / araçların başka etkileri nelerdir?

İnsanın zaaflarına hitap eden bu teknoloji varoluşsal bir tehdit olarak kurgulanıyor. Öncelikli olarak toplumu ve bireyi hafızasızlaştırıyor; enformatik bir cehalet üretiyor. Bu platformlarda insanlar daha fazla beğenmek / beğenilmek istiyor; daha fazla gözetlemek / gözetlenmek istiyor; daha fazla tıklamak / tıklanmak; daha fazla online kalmak istiyor.

Bu platformlar farklı noktalara yoğunlaşmış olsalar da kitleleri kendine çekmek için birçok iletişim modeli / taktiği kullanıyorlar: dikkat çekme modeli, bilinmeyeni tetikleme modeli, içerik dağıtma modeli, tüketici dedektörü, hipnotik metin … bunlardan bazıları. Bu algoritmalar insanların davranışlarını, tercihlerini, beğenilerini, demografik bilgilerini kontrol ediyor.

İnsanların bu platformlarda, başkasının onayını alma arzusu, beğenilme isteği, etiketleme-imleme ritimleri histerik bir hal almış durumda. Söz konusu platformların araçları ‘kışkırtma / tahrik’ yapıp, bireyin köleliğinden daha da haz almasını / tatmin olmasını sağlama yoluna gidiyor.

***

Vaadler yumağı transmedya, yaratıcılığı öldürüyor; ürettiği yeni benzetimlerle herkesi sonu gelmez bir ‘aynılığa’ tabii tutuyor. Zaman ve mekân kısıtını ortadan kaldırıyor, lakin (reklama/ pazarlamaya/ propagandaya yer açmak için) medya içeriklerinde zaman sıkıştırması yapıyor.

Dataizm bir ideoloji hatta dijital bir totaliterizm olmuş durumda, insanlar daha fazla data indirmek/üretmek için çırpınıyor. İstiflenen tüm datalar şeffaf bir ortamın, mahremiyetin tükenişinin tezahürü olarak sunuluyor. Sıklıkla karşımıza bir sapma olarak çıkan dataizm, kayıtlarda kendini veriler üzerinde gerçekleştirmek isteyenlerin şehvetli inancının adı olarak geçiyor.

Bu yeni iletişim teknolojisi ile birlikte sayısal bir uçurum da oluşuyor. İnsanlar dijital yerli veya dijital göçebeler; söylem seçkinleri veya söylem düşkünleri, offline veya online olarak sınıflandırılıyor. Bilinmeyenin korkusu ile birlikte ahlaki bir panik oluşuyor. Çünkü insanın maruz kaldığı (aşırı) enformasyon manipülatif olarak kurgulanıyor ve pazarlanıyor.

Filtrelenmiş influencerların gönderilerinin beden algısı üzerinde oluşturduğu olumsuz etki bir yankı odası havası yaratıyor. Bu sistemde fikri mülkiyetin yerini ‘kopyala-yapıştır’ eylemi almış, insana bir ‘perspektifsizlik’ öngürülmüş; sistem için değersiz olanlar “çöp” addedilmiştir.

***

Sosyal medyayı yoğun olarak kullanan insanlar neden mutsuz? Bir ikilem de burada karşımıza çıkıyor. İnsanlar gündelik sıkıntılarından uzaklaşmak için sosyal medyaya başvuruyor, lakin yapılan araştırmalar sosyal medyanın daha büyük bir stres kaynağı olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalar, gençler arasında depresyon, özgüven eksikliği ve yalnızlık duygusunun oluştuğuna dikkat çekiyor. Özellikle ‘pasif tüketiciler’in, ‘kenardan bakan’ kullanıcıların ruh sağlığı daha çok etkileniyor; ‘imrenme’ modunda olanların moralleri daha da bozuluyor. Ekran başında geçirilen zaman gençlerde doğrudan anksiyete ve depresyona yol açıyor: ve bu sürenin miktarı, bütün dünyada giderek artıyor.

Dahası sosyal medya kullanımının yoğun bir sosyal dışlanma hissine sebep olduğuna da dikkat çekiliyor. Değersizlik hissi, umutsuzluk gibi belirtilerin sosyal medya üzerinden yapılan etkileşimlerin mahiyetiyle ilgili olduğu görülüyor. Diğer taraftan bu ortaklardaki zorbalık, çarpık fikirler, boşa geçirilen zaman hissi de negatif etki yaratıyor. Negatif etkileşimde bulunanların depresyon riskinin üç kat arttığı görülüyor. Daha çok görselliğin ön plana çıktığı platformları takip etmek ise öz saygıyı azaltıyor, kişiye kendini yetersiz hissettiriyor.

Sosyal medya nefret söylemi üreten, cinsiyetçilik yapan, ırkçılık üreten troll akımının etkisinde dibe vurmuş durumdadır. İntihar etme riski olanların tespit edilebilmesi için yapay zeka teknolojisi kullanan bu platformlar üzerindeki beğen, paylaş, yorumla butonları bağlamında gerçekleşen etkileşimin saldırgan ve itibarsızlaştırıcı olması durumunda intihar ile sonlanan siber zorbalıklar ve sanal linçler yaşanıyor.

Dijital çağda yaşanan problemleri saymakla bitiremeyiz: taklitçilik, ifşacılık, takipçilik (stalking), elini eteğini çekmek, çevrim dışı kalma korkusu, popüler olma isteği, görsellerde kaybolmak, selfie dürtüsü, ego sörfü, siberhondrik (sanal doktorculuk) … Elbette sağlığımız için bir ‘like’ yetmez (!).

Sosyal medya bir tür dijital emzik; yalnız, rahatsız veya üzgün hissedilen her vakit başvurulan uyumsuz bir baş etme stratejisine dönüşüyor. Bu talep karşısında sosyal medyanın yaptığı ise uyku düzenini bozan bir uyutma/uyuşturma eylemi…

Bu mecralarda her daim gerçeklik ters yüz oluyor; post-truth ile ilgili yeni olan şey, insanların yalanları kabul ediş tarzı ve haber üreticilerinin kontrol edilemezliği olduğu görülüyor. Teknolojik belirleyicilik ile özgürlükler üzerinde oluşan tahakküm adeta insanı öldürerek tedavi ediyor ve insanların gerçek sorunları üzerine düşünmelerine engel oluyor.

Oluşan bu yeni atmosfer (noosfer) katmanında insanın viral bilgi salgınından (infodemi) korunması çok zor görünüyor. Oyunların ilkel bilince yönelten mantığı, zihinsel tembellik imparatorluğu, görsel manipülasyon filtreleri, fiziksel rahatsızlık noktaları da başlı başına ‘sorun oluşturan’ konular…

***

Peki, bütün bunlara rağmen sosyal medyayı sağlıklı kullanabilir miyiz? Sosyal medyada paylaşılan görsellerin ve hikayelerin kurgu olduğu, gerçeği tam olarak yansıtmadığı kavranmalıdır. Sosyal medyayı kontrol etmek, kullanım süresi ve kullanım amacı belirlemek insanın kendi elinde, bu nedenle kendini sürekli başkasıyla kıyaslamasına gerek yok insanın. Bu ortamlarda hayata anlam ve değer katan içeriklerle ilgilenmek en doğru tercih; hatta zaman zaman sosyal medya hesaplarını dondurup mola vermeyi güzel bir eylem olarak görmek gerekir.

Chul Han, akıllı iktidar biçiminin, ‘beden’ denetimine ‘ruh’ sömürüsü de eklediğinin altını çiziyor. Kollektif bilinci zayıflatan bu rıza imalatına karşı direnmek gerekir. Etik farkındalık, estetik duyarlılık, temsillerin ardyöresine bakabilmek, anlam ve değer üretmek, sorumluluk yüklenmek gibi sistemi irdeleyen eylemler, ameller ortaya koymak ve ‘tatlı hayat’tan uyanmak gerekir. İnsan fabrika ayarlarına dönmez ise bu sürekli optimize ediş daha da yıkıcı olacak ve kendini sömüren insan zihnen çökecektir.

Bu süreçte en sahici dijital detoks, kitabı yeniden keşfetmek; sahip olduklarımız bize sahip olmadan, eleştirel, sorgulayan, süzgeçten geçiren, temyiz edebilen bir akılla içimize dönmenin değerini yakalamalıyız.

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar