Logoterapi: Varoluşsal Anlamlılık İle Tedavi

Vahyin nihaî hedefi, insana, kendisinin bu hayatta varoluşsal olarak anlamlı olduğunu hatırlatmaktır. Dinin, varoluşsal boşluğu ortadan kaldırarak, insana anlam kazandırdığına dair bir başka delil ise Kur’ân’da, “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nûr, 24:35) ayetidir. Öyleyse yeryüzünde her bir şeyin bir anlamı var ise insan hayatının da bir anlamı olmalıdır.

Logoterapi: Varoluşsal Anlamlılık İle Tedavi

Vahyin nihaî hedefi, insana, kendisinin bu hayatta varoluşsal olarak anlamlı olduğunu hatırlatmaktır. Dinin, varoluşsal boşluğu ortadan kaldırarak, insana anlam kazandırdığına dair bir başka delil ise Kur’ân’da, “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nûr, 24:35) ayetidir. Öyleyse yeryüzünde her bir şeyin bir anlamı var ise insan hayatının da bir anlamı olmalıdır.

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Logoterapi, anlam merkezli terapi demektir. Kadim Yunan’da anlam demeye gelen logos ve terapi sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelir. Logoterapinin kurucusu Victor Emil Frankl, çağımızda insanın en önemli psikolojik sorununun, yaşamda anlamsızlık ve varoluşsal boşluk olduğunu ifade eder. O hâlde insanın hayatta kendini iyi hissedebilmesi için, bu anlamsızlığın kaybolması ve o varoluşsal boşluğun bir şekilde tatmin olması gerekir. Öyleyse kişinin hayatta kendisini iyi hissedebilmesi için, yaşamı ve ölümü anlamlı kılacak bir nedeni ve uğruna yaşayacak bir şeyleri olması gerekir.

Tedavi kelimesi, iyileştirmek anlamına gelmektedir. Arapça kökenli bir kelime olup d-v-y kökünden gelir. Deva kelimesi ile aynı kökten. Tedavi, deva bulmak ve vermektir. Arapça “dawa” aynı zamanda ilaç demektir. İngilizce iyileştirmek anlamında kullanılan “heal” kelimesinin ise bütün anlamına gelen” whole” kelimesi ile ilgisi vardır.

Bütünsellik ve tedavi olma arasında nasıl bir anlamsal ilişki olabilir? Belki de iyi olmak bütüne vakıf olmakla ilgilidir. Bedenimizin bir organında olan sorunun bir başka organımızla olan ilişkisini bilen bir hekim bizi ancak tedavi edebilir. Zaten hekim olmak için eşya’yı hikmetle okuyabilme kabiliyetine sahip olmak gerekir. Bütünsel anlamına gelen “holistic” kelimesi doğal dengeleri gözeten yaşam ve tedavi tarzı anlamına gelmektedir. Bununla beraber holism, doğanın bütünsel dengelerini gözeten bir sağlık teorisidir.  Ne ki, bu bütünsel okuma ancak varoluşsal anlamlılık ile mümkündür. Zaten anlamlılıktan kopuş, kişinin sağlıklı ve kaliteli yaşamaktan kopmasıdır.

Anlamlılık ve Güç

O hâlde ölüm gibi insanı derinden sarsan firak ve iftirak, kaza veya hastalık gibi hayatı temelinden etkileyen durumlar, musibet ve belâ gibi hemen hemen her insanın başına gelebilen hâller için, öyle bir ilaç bulunmalıdır ki insanlar din dilinde imtihan denilen bu zorluklar ile baş edebilsinler. İşte tüm bunlarla baş edebilmenin tek yolu vardır. O da bahsi geçen durumların anlamlılığına inanmak. İşte bunu ancak din sağlayabilir.

İbn-i Teymiyye, «Bana düşmanlarım ne yapabilir ki! Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum. Beni zindana atsalar zindanım halvet, sürgün etseler sürgünüm hicret ve dahi öldürseler ölümüm şahadet olur” der. İşte logoterapinin nihaî hedefinde, kişiye bu sözleri inanarak söyletebilmek vardır. Zira kişinin yaşamak için bir nedeni varsa, dayanamayacağı “nasıl” yoktur?

Anlam Arayışı En Temel Güdüdür

Kişinin kendi yaşamında anlam bulma arayışı, insan için, en temel güdüleyici ve harekete geçirici güçtür. “İnsanın hayat felsefesini ne şekillendirir? İnsan ne için yaşar?” sorusunun cevabını Freud, haz ve zevk olarak açıklarken, Alfred Adler bu soruyu, kişinin üstünlük arayışı olarak tarif eder. Victor Frankl ise insanın uğruna yaşadığı şeyin anlam olduğunu ifade eder. İnsanı en zor şartlarda teskin edecek tek şey, varoluşsal anlamlılıktır.

Victor Frankl, bu gerçeği, İnsanın Anlam Arayışı isimli eserinde ifade ettiğine göre; bir toplama kampında ağır şartlarda mahkûm olduğu zaman anlar. Kendisi, insanlığın faydasına bir kitap yazmıştır ve o kitaba, hapishane yönetimi tarafından el konulur. Frankl, artık son vazifemi yaptım diyerek kenara çekilecekken, kitabın hapishane idaresi tarafından yok edilmesi üzerine hayata yeniden bağlanır ve artık “o kitabı yeniden yazmadan can vermeyeceğim” motivasyonu ile direnç kazanır. Evet, hayattaki gerilimler, musibetler, zahmetler, zorluklar... İnsanın hayata yeniden tutunmasına vesile olabilir.

Asr Suresi Bağlamında Varoluşsal Anlamsızlık

Nietzsche, “Yaşamak için nedeni olan, hemen her nasıla dayanabilir” der. Bu hayattaki hüsran ve kendini ziyanda hissediş, varoluşsal anlamsızlıktan kaynaklanır. Bunu, psikolojik bir disiplin hâline getiren Victor Frankl’dan evvel Kur’ân’da Asr sûresinde bu gerçek, en veciz şekilde ifade edilir. “Düşün zamanın akıp gidişini! Elbet insanoğlu tarifsiz bir ziyandadır; ancak Allah’a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır” (Asr, 103:1-3). Öyleyse hakikî ziyan, vahyin de dediği gibi varoluşsal anlamsızlıktır.

Kul Olmak, Anlamlı Yaşamaya Söz Vermek Demektir

Vahyin nihaî hedefi, insana, kendisinin bu hayatta varoluşsal olarak anlamlı olduğunu hatırlatmaktır. Vahyin, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât: 39:56) ifadesi, insana varoluşsal anlamlılığını hatırlatan berceste bir ayettir.

Kul olmak, ben yeryüzünde bir amaç için varım demektir. Kul olmak, anlamlı olarak yaşamaya söz vermek demektir. Meselâ besmele, bir davranışa anlamlı başlama kodudur. Bir işe, bismillâh diye başlayan ben, “Bu işimi, ilâhî bir amaca mebni olarak yapıyorum” derim. Bismillâh diyerek mesleğine başlayan bir kişi, o işi ibadet maksadıyla yaptığını ilân etmektedir.

Allah’lı Bir Hayat, Anlamlı Bir Hayattır

Dinin, varoluşsal boşluğu ortadan kaldırarak, insana anlam kazandırdığına dair bir başka delil ise Kur’ân’da, “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nûr, 24:35) ayetidir. Öyleyse yeryüzünde her bir şeyin bir anlamı var ise insan hayatının da bir anlamı olmalıdır.

Yağmurun, toprak için anlamı olduğu gibi, sahip olduğumuz doğrudan güzelliklerin ve nimetlerin dahi anlamı vardır ve yine dağdağalı bir zemin ve fırtınalı bir deniz, nasıl anlamsız değilse hayatımızdaki zahmetin, meşakkatin ve musibetin dahi bir anlamı vardır. Din dilindeki imtihan kavramı, bize o zorlukların dahi anlamsal bir yeri olduğunu hatırlatır.

Önce “İkra!”, Çünkü Önce Anlam

Allah Resûlü’ne nazil olan ilk ayetin, ikra ile başlaması da bu konu bağlamında atlayamayacağımız bir noktadır. Rabbimizin kelâmı, ikra ile başlayarak, insanlığı okumaya ve düşünmeye teşvik etmektedir. Bir şeyi, Allah adıyla okumak önemlidir.

O zaman, yağmur H2O olmaktan çıkar ve rahmet olur. Nitekim -halk dilinde- gökten rahmet yağıyor şeklindeki ifade, bu okuma şekline tekabül eder. Öyleyse zahmet ve meşakkat dahi anlamsız değil, imtihan ve olgunlaşmamız için tecrübe ettiğimiz hâdiselerdir. Hayat, her şeye rağmen yaşamaya değer ve o musibetler içinde dahi göremediğimiz güzellikler vardır mesajı, hem logoterapinin sonucu hem de tevhit dininin nihaî hedefidir.

Anlamlılık ve Halifelik

Kur’ân’a baktığımızda, Âdem’in varlığa anlam verebildiği için, halife olabildiğini görüyoruz. Zira Kur’ân şöyle diyor:

Hani senin Rabbin melâikeye, ‹Ben yeryüzünde bir halife tayin edeceğim’ dediği zaman da şöyle sormuşlardı: ‘Yeryüzüne fesat çıkaran ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni hamd ile tesbih ve takdis edip dururken?’ (Allah) cevap verdi: ‘Şu kesin ki ben sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim.” (Bakara, 2:30)

Peki, “Allah’ın bilip de meleklerin bilmediği ne idi?” sorusuna hemen sonraki ayet cevap veriyor. Kur’ân şöyle diyor: “Ve Âdem’e tüm isimleri öğretti, bunun ardından onları meleklere takdim etti ve dedi ki: ‘Hadi, eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız şunların isimlerini bana bir bir haber verin!’” (Bakara, 2:31)

Demek ki Âdem’i tüm meleklerden üstün kılan, Âdem’in isim verebilme kabiliyetiymiş. Malûm ki isim verebilme, bir şeye anlam verebilmek demektir. İsim, zaten bir şeyin veşm niteliğini veya sümu yüceliğini tanımlamak için verilir. Öyleyse eşyaya isim verebilme yetisi, Âdem’i varlığa halife kılmıştır.

Nöojenik Nevroz, Logoterapi ve Din

Kimileyin aklımıza, “Ben kimim, neyim, niçin varım, nereden geldim, nereye gidiyorum, hayat nedir, hayatın anlam ve amacı nedir?..” gibi sorular gelir. İşte bu sorulara, din, tatmin edici bir cevap vermediğinde, insanlarda varoluşsal engellenme yaşanır. Bu temel soruların, insan kafasında rahatsız edici boyutta olmasına, logoterapi dilinde nöojenik nevroz denir. Bu tür bir nevrozu aşabilmenin yolu ise kişiye varoluşsal anlamlılığını hatırlatmaktır. Bu bağlamda Kur’ân’ın şu ayetini hatırlamak önemlidir: “Allah’tır iman edenlerin velisi: onları (kalp gözünü kör eden) karanlıklardan (iç) aydınlığa çıkarır.

“Küfreden kimselerin velileri ise şeytanî güç odaklıdır: onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara iterler. İşte onlar ateşin sakinleridirler, onlar orada kalıcıdırlar.” (Bakara, 2:257)

Bir kimsenin uçak fobisini, arı fobisini veya yükseklik korkusunu klâsik psikolojik yönetmelerle yönetebilirsiniz lâkin ölüm fobisini yönetmeyi ancak varoluşsal anlamlılığı telkin ederek başarabilirsiniz.

Son Söz

Abdülkerim Süruş, “Din hava gibidir” der. Bence de doğru der, zira nasıl ki hava olmadan hayat olmaz ise dinin nihaî hedefi olan anlamlılık olmadan da kişinin varoluşsal engellenmesini aşması mümkün olmaz. Bazı dinsiz kimseler, bu varoluşsal engellenmeyi, krizi yaşamamak için, kendilerini farklı şekillerde bunu düşünmemeye zorlasalar dahi bu durumun onların iç dünyalarına reçete olabileceği kanaatinde değilim.

“Hapishanelere giden kimseler, niçin daha da dindarlaşıyorlar?” diye soranlara cevabım, “Mahkûmların varoluşsal anlamlılığı fark etmesi...” oluyor. Öyleyse din, anlamlılıktır ve insanları tatmin edecek ciddi bir güçtür. Elbette nasıl ki hava olduğu zaman, bir toplumun psikolojik, sosyolojik veya ekonomik tüm sorunları çözülecek değilse; buradan, anlamlılığı keşfeden kimsenin de hayatındaki tüm sorunların çözüleceği anlamı çıkmaz. Anlamlılık, insan ruhuna nefestir, lâkin tüm problemleri tek başına çözebilecek kudrette değildir.

 

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar