Ahlâk Algoritması

Ahlâk Algoritması

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Müebbet yolcu insanın yol haritasında ahlâk nasıl bir ahenk?

İnsanın kendisiyle, insanlarla, canlılarla, eşyayla, tabiatla, varlıkla, tanrıyla ilişkisinin rengini belirleyen ana unsurlardan biri olan ahlâk, dünya görüşünün temel malzemesi, bütünün bir parçası, sorumluluk bilincinin tezahürüdür.

Ahlâk, insanın önündeki alternatifler (imkanlar, avantajlar veya imkansızlıklar, dezavantajlar) içerisinden iradesiyle icra ettiği seçimler; bu seçimlerde vicdan ve özgürlük/adalet dengesi arasında ‘değer’ odaklı bir tavır ortaya koymasıdır.

Bugün bir yandan dinî görünürlük (ifşâ) artarken diğer yandan ahlâkî değerlerin dejenerasyonu (riyâ) yükseliyor; insan için bu ‘yerinden edilmişlik’ neden acaba?

Diğer yandan metafizik ile bilimsellik arasında bir çekişme söz konusu olduğu vaki, ama dinginlik arayan ruh, oluşan anlam sığlaşmasının içinde yaşayabilir mi? ‘Ahlâk, bilim, bilinç, teknoloji ve iletişim ilişkisi nedir, hangi boyuttadır?’ bir soru/sorun olarak büyüyor.

***

Ahlâkî bir şablondan söz edilebilir mi, insanın kendi dışındaki bir şablona göre karar vermesi (tavır alması) insanı ahlâkî sorumluluktan azade görmek anlamına gelmez mi?

Evet, sorumluluk olmayınca ahlâk da olmaz/olamaz. İnsandan sorumluluğu kaldıran (iktidar, mezhep, cemaat, ideoloji, efendi, süluk, linç/katl, ohal… gibi) her türlü mücbir yapı / sebep ahlâkî kopuşun başlangıcı görülebilir. Bu kopuş, aynı zamanda insanın ve bilginin bütünlüğünün parçalanması anlamına gelir.

Elbette ahlâktan kopuşun birçok adımı daha var: mutlakçı ideolojiler (‘her şeyi ben bilirim’ hastalığı), ütopik dünyalar (idealler üzerinden meşrulaştırma), seçilmişlik kompleksleri (istisnailik illüzyonu), düalist basitleştirmeler (ötekini indirgeme), gettocu gruplaşmalar (dış iletişime kapanma), politik güçler (ezilenleri görmezlikten gelme), bireyin yutulması (iç iletişime kapanma), tarihin yadsınması (kendi tarihini kutsama), entelektüel karşıtlığı (farklı düşüncelere kapanma), egemen zihniyet (kendi tercihlerini dayatma)… gibi.[1]

İlahî iradeyi sahiplenirseniz o noktada her şeyi kendiniz için caiz görürsünüz. Henüz şahsiyet olamayan bir insan bağlandığı yapının işlediği şiddet ve ahlâksızlığın gönüllü ya da gönülsüz parçası olabilir. Bunun yanında bütün ahlâksız sistemlerde ‘sessizin payı’nın her zaman gasb edildiği ve ağzının payının verildiği de vâkidir.

Din, ahlâkı insanîleştirirken insanı da ahlâkla donatmak ister; bu meyanda insan ahlâkî bir özne. Buna karşın modernite bir yandan insanı ahlâktan arındırırken, bir yandan da -mesela din kültürü ve ahlâk bilgisi müfredatıyla- ahlâkı insandan arındırır; bu düzlemdeki insan ise etik bir nesne.

Her dönem ters bir dalga olan gelenek ise değişmeyi hiç sevmedi; sadece ahlâkî jargonunu içeriksizleştirerek ‘mit’ üretmeye özendi… Özün yitip gitmesiyle piyasada(!) bu boşluğu dolduracak minimalist kişisel avuntu dinleri dizgesi türedi. Dahası bu dikotominin gerçekleştirdiği insanı ‘kendiliğinden soyutlamak’ oldu.

***

Sistemi kuran, sistemi yönetir. Siber alan anonim bir cazibe merkezi yarattı ve buraya çektiği ‘aylak’ kitleye hiçbir risk yüklemedi, onlara parmak ucunda sanal bir yaşam sundu. Bu sanal dünya, meta-topluma nüfuz eden kişisizleştirme simülasyonu gibi. Bu gösteri cemaatlerinin ahlâk optimizasyonunu sayısal medyada izlemek mümkün: görünmek kültü, beğeni egoizmi, hayran faşizmi, mutlu şiddet…

Bu sanal alan etiği, bio-etik, yapay etik ve daha nice silikon teknolojiyi çalışmaya entegre edilmiş durumda kendisini dayatıyor. Siber despotizm altında yaratılan derme çatma bir ‘etik’ tıpkı ‘hakikat ötesi (post-truth)’ gibi sanal…

Bu dünyada ahlâkî göstergeler, çıkar, rant, menfaat, fayda ağlarına takılıyor. Empatinin yok olmasıyla insanların birbiriyle iletişim kurmaları da giderek marjinalize oluyor.

Günümüzde kullanılan popüler sosyal medya mecralarından biri olan Whatsapp gruplarında sürdürülen iletişimin, ki bu gruplar genellikle arkadaş, eş, dost, akraba, mezun, dernek, vakıf, parti grupları olarak kuruluyor; ciddi tartışmalar, karşılıklı atışmalar ve gruplardan ayrılmalar ile neticelendiği görülüyor. Burada da yüz yüze iletişim olmaması, sanal olanın aynı zamanda yanlış anlaşılmaya müsait olması problemlerin çıkış noktasını oluşturuyor. Ahlâkî açıdan ise tahammülsüzlük, fevri çıkışlar, kırıcı cümleler, gereksiz hakaretler bu kanalın sunduğu iletişim imkânının bir probleme dönüşmesine sebep oluyor.

Sınırsız ve sansürsüz bir alan olarak algılanması; göreceli ve yığınsal datanın yaygın olması, gerçekliği tersyüz edip sahte imajlara bürünmesi, denetimsiz ve engelsiz bir mecra olması itibariyle internet etiği hipokrasi (ikiyüzlü) seviyesinde seyrediyor ve her türlü ahlâkî sorumluluğu öteliyor.

***

Yapay zekâ ‘tanrıcılık oynamak’ mı? Duyguları olmayan bir makinaya metrik olmayan ahlâk yerleştirmek mümkün mü? Dahası despotik bir kültür (yok edici ve düşünmeyi gerektirmeyen) teknolojiyi nasıl kullanacak?

Her ne kadar zayıf iradeler teknolojiye bağımlı görünüyorlarsa da teknoloji insanın iradesine bağlı bir argüman. Dolayısıyla teknolojik kullanımlarda bir özgürlük söz konusu ve teknoloji hem ‘despotik gelenek kültürü’ tarafından hem de ‘demokratik gelenek kültürü’ tarafından kullanılabiliyor. Teknoloji kullanan için bir güç, dolayısıyla teknolojik imkanlar kullananın güdümünde seyrediyor.

Teknolojinin insanı ve doğayı tahrip etmeye yönelmesi yine insanın gayri ahlâkî bir tutumu. Çünkü ahlâkî veya gayr-ı ahlâkî bilim veya teknoloji yok; ahlâkî veya gayr-ı ahlâkî insandan söz edilebilir.

Değil mi ki robotik düşünce ve mekanik olarak insan tarafından kodifike ediliyor, kodlanıyor. Kodlanan makine sayısal ama kodlayan zihniyet şeffaf mı, ya da ‘moral machine’ testinden geçen bir robot hangi ‘kitlesel ahlâk algoritması’nı tercih edecek? Bu mecrada bir ‘yaratıcı yıkım’ yaşanırsa bu beşerin eseri olacak. Teknoloji hiçbir zaman insanları daha dürüst, daha ahlâklı, daha iyi, daha dürüst yapmanın formülünü üretmez.

Gerçek olan bir diğer durum da teknolojik bağımlılığın özünde ahlâkî bir düşüklük ve etik bir gerilik olduğudur.

***

Ahlâkî eylemler sonuçlarıyla değil, başlangıçlarıyla değerlendirilmelidir. İnsan mükemmel değil, kusurluluk potansiyeline sahip. Dolayısıyla ahlâkî süreçte insan iradesinin (ve bağlamı hazırlayan aklının) etkisini kabul etmek gerek.

Mesela, milletler tarihe ahlâken zengin maddeten fakir olarak girerler, tarihten çıktıklarında ise vaziyet genellikle bunun tersidir. Modern dönemde hiçbir teknoloji, hiçbir etik durum, hiçbir yasa yeni olmuyor, çünkü doğum saati ile ölüm saati iç içe. Her şey gerilim içinde ve kopuyor.

İnsan bilim yapan bir canlı olduğu kadar metafizik yapan ve inanan bir canlı, dolayısıyla despotizm altında ahlâk gelişme düşüncesi paradoksal. Çünkü oluşan despotizmin aptallığı, adaletin ve eşitliğin ne olduğunu anlamasını güçleştirebilir. Nihayetinde buyruk ahlâkı bir boyun eğme ahlâkı olacak; bilakis ahlâkın koşulu özgünlük ve iradedir. Bir irade geliştirmeyen kişiler/toplumlar tutkuları, dürtüleri, hırsları tarafından yönetilirler. Hırs ahlâkî değil, dürtüsel, hırsın güdümünde olmak özgür olmamak demek.

Fıtratın bilinci olan ahlâk bütün düşüncelerin konusu ve problematiği; Foucault’nun deyimiyle insanın ‘kendini gerçekleştirme’sidir. Kendini ‘ilahî iradenin temsilcisi’ görmek bir leke, lekenin rengi olmaz. Ancak entelektüel eleştiriler ile ‘ahlâkî sistemi’ gözden geçirilebilir.

Ahlâkın dinlerin mantıkî lübbü olduğuna; temel hakikat olan bu cevherin-özün taşlaşması-sentetikleşmesi yapının çöküşü anlamına geldiğine dikkat çeken Aliya der ki, “…eğer hayatımı tehlikeye atmak suretiyle, komşumun çocuğunu kurtarmak üzere yanan eve girip, kucağımda ölmüş çocukla dönersem neticesiz kalan hareketimin kıymetsiz olduğu söylenebilir mi? Faydasız bu fedakârlığa, neticesiz bu teşebbüse kıymet veren şey işte ahlâktır, tıpkı ‘harabeleri güzel kılan şeyin mimari olması gibi’”.

Artık ahlâk konuşmalarına/vaazlarına gerek yok, ahlâklı/ahlâkî olmak gerek; ahlâklı ol ki iman etmiş olasın…

 

...................................................................................................................................

[1] Bkz.: (https://kitalararasi.com/2017/12/09/ahlaktan-kopus-ve-gercek-uzerine-ozgur-koca/).

Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin
Kur'an'i Hayat Dergisi - Hayatın İnşası İçin

Bu sayfa, Kur'ani Hayat Dergisi'nin resmi sayfasıdır. Dergiyi tanıtma amacıyla kurulmuştur.

Yorumlar