![]() |
![]() |
Merhamet, fıtrî bir duygu olması hasebiyle riyadan uzak, tamamen içten gelen bir duygunun dışa vurumudur. Kimse yapmacıklı davranarak merhamet sahibi olamaz. Merhamet sahibi bir insan, en katı olarak kabul edilen kalplerin bile yumuşamasına sebep olabilir, içinde yaşadığı cehennemden sahibini kurtarabilir.
Hiç şüphesiz merhamet denince bizim aklımıza ilkin Sevgili Peygamberimiz (s) gelmektedir. O’nun merhametini Cenab-ı Allah şöyle anlatmaktadır: “GERÇEK ŞU Kİ, [ey insanlar,] size kendi içinizden bir elçi gelmiştir: sizin çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün [ve] mü’minlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir elçi…” (Tevbe 9/128).
Peygamberimiz’in merhameti, dağ gibi katı yürekleri bile kadife gibi yumuşak hale getirmiştir. Cahiliye müşriklerinin taş bağlayan kalpleri o’nun tertemiz daveti karşısında güneşin buzu erittiği gibi erimiştir. Her biri merhamet önderinin İslâm kardeşliği şemsiyesi altında toplanmışlardır. Ömer b. Hattab, Halid b. Velid, Sad b. Ebi Vakkas, Ammar b. Yasir, Caferi Tayyar, Mus’ab ibn Umeyr, Muaz b. Cebel, Habbab ibn Eret, Ebu Dücâne vd. pek çok sahabi bu altın halkanın silsilesi olmuşlardır.
Peygamberimiz yaşadığı altmış üç senelik ömrü boyunca insanlara hep merhamet nazarıyla bakmıştır. Örneğin İslâm tarihinde sonradan seçkin sahabeler arasında yer alacak olan Süheyl’in Müslüman olması bu büyük merhamet sahibinin davet metodu sayesinde gerçekleşecekti. Bir çarpışma sırasında Müslümanlar’a esir düşen Süheyl’i Peygamberimiz’in yanına getirdiler. O sırada Hz. Ömer de Efendimiz’in yanında oturuyordu. Hz. Ömer o kadar öfke doluydu ki, “Ey Allah’ın Rasulü, izin ver de onun dişlerini sökeyim. O, müşrikleri etkili konuşmaları sebebiyle bizim üzerimize salıyordu” diye konuştu. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Ey Ömer, bir gün gelir ki bu adam senin hoşuna gidecek işler yapar” dedi. Bu ifadeler Süheyl’in gönlünü fethetmiş, İslâm’a girerek şeref kazanmıştı. Daha sonraki yıllarda o etkili konuşmalarını Müslümanlar’ın lehine kullanacaktı.
Sevgili Peygamberimiz çocuklara karşı da son derece müşfik bir yapıya sahipti. Oğlu İbrahim’e olan şefkati siyer kitaplarında anlatılır. Hz. Enes şöyle anlatıyor: "Çocuklara karşı Peygamberimiz’den daha şefkatli bir kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim'in Medine'nin Avali semtinde oturan bir sütannesi vardı. Beraberinde ben de bulunduğum halde Rasulullah sık sık oğlunu görmeye giderdi. Oraya varınca, eve girer, oğlunu kucaklar, koklar, öper ve bir süre sonra da dönerdi." Aynı şekilde kızı Fâtıma’ya karşı da büyük bir sevgi doluydu. Hz. Fâtıma sevgili babasını ziyarete geldiğinde onu ayakta karşılar, alnından öper ve yanına oturturdu. Torunları Hasan ve Hüseyn’e çok düşkündü. Onları koklar, okşar ve öperdi. Ebu Said şöyle anlatıyor: “Peygamber Efendimiz secdede iken torunu Hasan geldi, sırtına çıktı. Peygamber Efendimiz de onun elinden tuttu ve ayağa kalktı. Tekrar rükûa varıncaya kadar onu sırtında tuttu. Rükûdan kalktıktan sonra bıraktı ve çocuk gitti."
Sevgili Peygamberimiz’in merhameti sadece insanlara karşı değildi. Bütün canlılara karşı son derece merhametliydi. Bir gün açlıktan karnı sırtına geçmiş bir deve gördü. Sahibini bulup ikaz etti: "Hayvanlarınız hususunda Allah'ın sizi azaba çarptıracağından korkunuz." Sahabîler, "Ey Allah’ın Rasulü, hayvanlara iyilik ettiğimizde bir mükâfat görecek miyiz?" diye sorduklarında, Efendimiz şöyle buyurdu: "Canlı bir hayvan için size mükâfat vardır." Peygamber Efendimiz sırf zevk için kuşları avlamayı hoş görmemiş, buna benzer alışkanlıklardan uzak kalmamızı tavsiye etmiştir. Bu husustaki rivayet şöyledir: "Kim sırf eğlence olsun diye bir serçe öldürürse, kıyamet gününde o serçe Allah'a şu şekilde şikâyette bulunur: Yâ Rabbi, bu kişi beni yemek ve benden yararlanmak için değil, sırf kendi zevki için boşu boşuna öldürdü."
Modern dünyanın insanları olarak bizlerin yaşadıkları kaosun temelinde Yüce Peygamberimiz’i kendimize örnek almamamız yatmaktadır. Birbirimize böceklere bakar gibi bakıyoruz. En ufak bir sürtüşmede kavga ediyoruz. Sabrı ve merhameti kendimizden uzak tutuyoruz. Dilimizi o’nun diline, gözümüzü o’nun gözüne, adımlarımızı o’nun adımlarına benzetmiyoruz. Kibrin ve riyanın, zulmün ve şehvetin esiri haline geliyoruz. Bu sebeple etrafımızda ışık yerine karanlık halkalar oluşuyor. Bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
”SİZ EY imana erişenler! Şeytan'ın adımlarını izlemeyin; çünkü kim ki Şeytan'ın adımlarını izlerse, bilsin ki, o yalnızca çirkin ve iffetsiz olanı, akla ve sağduyuya aykırı olanı emreder. Ve eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı sizden hiç biriniz asla saffetini koruyamaz, arınamazdı. Ama [gerçek şudur ki,] dilediği kimseyi arındıran, temize çıkaran Allah'tır. Çünkü Allah hem her şeyi bilen hem de her şeyi işitendir” (Nur 24/21).
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ’İN MERHAMETİ SADECE İNSANLARA KARŞI DEĞİLDİ. O BÜTÜN CANLILARA KARŞI SON DERECE MERHAMETLİYDİ.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.