SÖYLEŞİ

 

ÇOCUK GÖZÜYLE RAMAZAN VE ORUÇ

 

Hatice İ.ERDEM

   

Betül Ceylan Tunç kimdir?

Kurtalan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında İdarecilik ve Rehabilitasyon Eğitimci olarak çalıştı. İstanbul’da yaşar. Evli ve 3 çocuk annesidir.

 

 

Kur’an Okullarımızın değerli eğitimcilerinden Betül Ceylan Tunç Hocamız ile ‘Çocuk Gözüyle Ramazan Ve Oruç’ başlıklı samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

Günümüzde internetin yaygınlık kazanmasıyla ortaya çıkan bilgi kirliliği dini alanlarda da kendini gösteriyor. Çocuklara bilginin seçerek öğretilme yaşının sınırı nedir? Daha doğrusu şöyle sorayım hocam; bir çocuk kitapta yazan her bilginin mutlak doğru olmadığını, onun ayıklanmaya tabi tutulması gerektiğini kaç yaşından sonra anlayabilir?

 

Öncelikle din dediğimiz olgunun ne olduğunu tanımlamak gerektiğini düşünüyorum. Çocukları çokça şikâyet ettiğimiz şu dönemde, problemli olanın çocuklar mı ebeveynler mi olduğu iyi gözlemlenmelidir.

 

Ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını giderme konusunda dünyevi hesaplar üzerine bir kurgu ediniyorlar. Hızlandırılmış bir hayatın içerisinde çocukla paylaşılan bir yarım saat bile yok. Duygusal temasın hiç yaşanmadığı bir ortamda çocuğun tatmin olmasını bekleyemeyiz. Aksi takdirde çocuk kendisine dokunan, saçını okşayan ilk kişiye meftun olur. Çünkü onun aradığı şey, ‘ben varım, buradayım, ailem benimle zaman geçirmekten zevk alıyor’ diyeceği bir ilişki türüdür. Yani orada var olduğunu ve değerli olduğunu hissetmek ister. Bu çok insani ve fıtri bir duygudur.

 

Zaman yönetiminde o kadar çok yetişmemiz gereken şey var ki, çocuk da ebeveynler tarafından bunların arasında bitirilmesi gereken bir iş gibi algılanıyor. Çocuğa başka bir yaratıkmış gibi davranma alışkanlığını ve ona bir makinaymış gibi kullanma kılavuzu ile yaklaşmayı bırakmak gerekiyor. Biz kendi hayatımızda hangi ilişki biçimlerinden (birey-birey ilişkisi vs.) hoşlanıyorsak çocuğumuzun da o ilişki türüyle hoşnut olacağını bilmeliyiz.

Bizler sınırları net yaşadığımızda, istikrarlı ve kararlı bir hayat sürdüğümüzde çocuk da ona adapte olacaktır. İstikrarlı ve sürekli ilişki biçimi çocuğun zamanı yönetme becerisini de geliştirecektir.

 

Sonuç olarak; soyut algı/kitap algısı için on iki yaş sonrası diyebiliriz. Fakat bu; süreçle gelişen bir algıdır. Bizim yaşamdaki rehberliğimiz, hayatın içine değerleri yedirmek olacaktır. Bahsettiğimiz değerler sistemi on iki yaşına kadar oluşması gerekmektedir. Bu da doğal seyrinde gelişmelidir. Ağaçtan düşen yaprak, yağmur, güneş, hemcinsi ile olan ilişkileri zaten çocuğun dünyasında Allah ile olan ilişkisinde kuvvetlendirici bir bağ oluşturacaktır.

 

Her çocuğun kendisini keşif süreci vardır. Bizler sadece bu sürece rehberlik ederiz. Onu yeniden yapılandırmayız. Zaten yaradan güzel yaratmıştır… O emanete zarar vermeden onu teslim edebilme çabasıdır bizimkisi…

 

 

-Bir önceki soru bağlamında temyiz yaşı/mümeyyiz akıl/süzgeçten geçirme/eleme ve içselleştirmenin eğitimi olur mu? Doğruyu yanlıştan ayırma (Furkan) çocukların Kur’an’la tanışmasından sonra doğal seyrinde gelişir mi?

 

Dini bir yaşam biçimi olarak tanımladığımızda, çocuğun da bu yaşam biçimi içinde olan ve bu süreci; biz yetişkinleri görerek ve taklit ederek öğrenen bir birey olduğunu bilerek hayatı planlamak gerekir. Ancak çocukların bilişsel süreçleri açısından bakıldığında öğrenme süreçlerinin görerek, dokunarak ve koklayarak şekillendiğini bilmekte fayda var. Çocuğun kitapta yazan bilgiye ulaşmadan önce kendinde oluşturması gereken bir değerler süzgecine sahip olması gerekir. (Furkan) Din özel bir alan değil, yaşamın bütünüdür. Bizim niteliğimiz çocuğumuzun nitelikli bir şahsiyet olmasını etkileyecektir. Siz doğru yaşarsanız çocuk da doğru yaşar diyebiliriz. Ve böylece fıtratın rehberliği zedelenmeden kitapla karşılaşan çocuk, doğruyla yanlışı ayırt edebilir.

 

 

 

-Çocuklara ‘evet’ ya da ‘hayır’ deme özgürlüğünü tanımak, onları başıboş ve kendi haline bırakmak anlamına gelir mi?

 

‘Evet’ ya da ‘hayır’ deme özgürlüğü tanımak, sınırsız ve ilkesiz yetiştirmek anlamında anlaşılmamalıdır. Çocuklarımıza karar alma becerisi kazandırmak aynı zamanda sorunlarıyla başa çıkma becerisi kazandırmak anlamına gelir.

 

 

..Peki, evet veya hayır öğretisinin bireylere kendi tercihlerinin sonuçlarına katlanma gibi bir sorumluluk yüklediği düşünüldüğünde bu sınır nerede başlar?

 

Aslında çocuğun sınırları insanın sınırlarının nerede başladığı cevabından bağımsız değildir. Çocuk, bizim hayatımızın içinde bizim yaşam biçimimizle biçimlenecektir. Doğal olarak ebeveynin sınırları, belli yaşam biçimi, çocuğun sınırlarını da belirleyecektir. İstikrarlı ve sürekli tutumlar, hayırların ve evetlerin değişken olmaması, belli kaideler/ilkeler üzerine bina edilmesi, çocuğun sınırlarını belirleyecektir. Bireysel farklılıkları gözeterek ebeveynlerin, temel prensipler/ilkeler konusunda tutarlı olması, çocuğun evet ve hayır alanlarının netliğini sağlayacaktır.

 

Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’a girmiş bulunmaktayız. Bu mübarek günler çocukların manevi dünyaları için anne-babalara bir fırsat sunuyor. Bu bağlamda da sormak istediğimiz sorular var;

 

– Ramazan ayında çocukların oruç tutmanın anlamını ve önemini öğrenmesi değerler eğitimini uygulamalı olarak anlamasına yardımcı olur mu?

Ramazan ayı, bizim eğitimde “fırsat eğitimi” diye tanımladığımız bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Ebeveynin Ramazan ayında yaşadığı heyecan ve ânı nitelikli geçirme çabası, çocuklar için inancı şekillendirme sürecinde çok etkili ve unutulmaz kayıtlar oluşturur.

 

Çocuklar Allah’a inanma, din gibi soyut olan kavramları, tam anlamıyla kaç yaş civarında idrak ediyorlar? Bu bilişsel gelişim dediğimiz süreç çocuğun etrafından görerek kendisinin yorumlamasına bırakılabilir mi?

 

 

Soyut düşünme becerisini çocuklar 11-12 yaş sonrası kazanırlar. Bu süreçte artık Kur’an-ı Kerim’de geçen kavramları anlayıp yorumlayabilirler. Ancak günümüz eğitim sistemi kişiyi o kadar edilgen hale getiriyor ki, sorgulama, anlama ve yaşantıya dönüştürme sürecinde çocuklarımızın yalnız bırakılmaması gerekiyor. Dayatıcı değil aydınlatıcı bir rehberlik yapmak gerekiyor.

Çocuklara değerleri 0-14 yaş arasında vermek gerekir. Fakat bunu yaparken Bireysel farklılıkları göz önünde bulundurarak, dayatmadan, modelleyerek ve hissettirerek yapmalıyız. Örneğin suyu içerken “Elhamdullillah” veya bir çiçeğe bakarken” Allah ne güzel bir çiçek yaratmış, subhanallah” gibi hayatı şekillendiren ifadeleri/değerleri onunla konuşup örnekler vererek somutlaştırabiliriz. Bu paylaşım sürecinde Kur’an’ i eğitim sistemini örnek alarak dayatmadan, dili yumuşak, yüreği şefkatli ebeveynler olmaya çabalamalıyız. Bu Rabbimizin de insanı eğitirken kullandığı yöntemdir.

 

-Günümüzde her istediklerini kolayca elde eden çocukların belli bir yaştan sonra aileleri tarafından dini vecibelere zorlanmaları, tabiri caizse daha önce hiç denemediği halde elini, dilini, gözlerini ve hatta midesini tutma girişimleri onların manevi duygularını zedeler mi?

 

Çocukların dini vecibelere zorlanmaları onların manevi duygularını elbette zedeler. Beynimiz haz aldığı şeyi öğrenir. Yani, öğrenmenin gerçekleşmesi için duygusal sahiplenme gerekir.  Tüketim toplumunun dayattığı kısa süreli hazlardan çocuklarımızı korumanın yolu, ilk çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar geçen süreye İslami/ahlaki değerleri nakşetmekten geçer.

Bir çocuk ebeveyni ile birlikte günlük ibadetlerin içerisinde yer alıyorsa, örneğin ona namazlardaki duayı yapma fırsatı sunuyorsanız ve çocuklar ebeveynlerin o duaya gönülden âmin dediğine şahit oluyorsa, zaten burada bir değer paylaşımı oluşuyordur. Bu değer paylaşımı günlük hayatın tamamına yayılacak şekilde örneklendirilebilir…

 

 

 

Oruç esnasında birçok çocuğun çok titiz davrandığına, kurallara uyma konusunda oldukça katı olduklarına şahit olmuşsunuzdur. Örneğin “su yutarım” korkusu ile oldukça titiz bir biçimde abdest alır. Çünkü çocuk ahlaki gelişim açısından bir yetişkinden daha katıdır ve esnek olma, yorumlama becerisine sahip değildir. Bu bağlamda çocuklar için yetişkin olma yolunda atılan en önemli adımlardan biri oruç tutmaktır diyebilir miyiz?

 

Oruç tutmak çocuğa kendisiyle mücadele becerisi kazandırmak için çok kıymetli bir ibadettir. Popüler kültürün, başkasının elinde olanlara bakıp kendisini değerlendiren ve ihtiyacını buna göre belirleyen insan tipinden; kendi içine dönük, kendi nefsine güç yetiren, onu yönetebilen bir insana dönüş sürecini yaşatır.

 

 

Bazı psikologlar küçük yaşta ortaya çıkan sorunlardan biri olan yeme bozukluklarının, oruç vesilesiyle giderilebileceğini söylüyor. Acıkmayı ve yemek yemenin bedenin bir ihtiyacı olduğunu bu vesileyle çocuklara öğretmek mümkün müdür?

 

Orucu bu yönüyle hiç düşünmemiştim. Doğrusu, yeme alışkanlığının 11 aylık süreçte çözümü bulunabilecek bir sorun olarak görüyorum. On bir ayın sultanı olarak değerlendirdiğimiz Ramazan ayının, annenin enerjisini tüketecek bir sürece dönüşmemesi gerektiğini düşünüyorum. Annenin burada odaklanması gereken şey, ben bu ayın membaından çocuğumla ne kadar beslenebilirim üzerine olmalıdır. Maddi tokluk üzerine değil manevi tokluk üzerinde bir anne-çocuk ilişkisi ortaya konabilir.

 

 

-Ramazan’ı şenlik, eğlence olarak gören geleneksel bir anlayışımız var. Çocuklara sevdirmek için şeker bayramı olarak tarif edilen Ramazan Bayramı başta oldukça masum görünse de gerçek maksadından uzaklaşmış oluyor. Hakikatte Kuran’ın doğum ayı olan Ramazan’ı çocuklara ayetler ve Kur’an kıssaları üzerinden anlatmak mümkün müdür?

 

Kesinlikle size katılıyorum. Çocukluğumda yaşadığım zamanları çok dolu ve nitelikli zaman dilimleri olarak anıyorum. Şükür, nimet, ihtiyaç/ihtiyaç sahibi, af, huzur gibi kavramlara Ramazan ayında şahitlik ettik. Karnaval havasına dönüştürülen Ramazan’ın bu değerlerden mahrum bırakıldığını düşünüyorum. Ben Ramazan aylarında çocuklarımı bu havadan uzak tutmaya çalışıyorum.

-son olarak fikri hür vicdanı hür çocuklar yetiştirmeye aday olan değerli okurlarımıza/ebeveynlerimize/anne-baba adaylarımıza bir eğitimci olarak tavsiyeleriniz nelerdir?

 

 

Günümüzün en güncel çocuk yetiştirme problemlerinden birisi mükemmel anne baba olmaya çalışmaktır. Tabi ki her anne baba çocukları için en iyisini yapmaya çalışır. Fakat bu arzu ve kaygı son günlerde çeşitli nedenlerden dolayı abartılarak yaşanıyor ve bu durum çocukların sağlıklı gelişimleri ve psikolojileri için önemli bir engel oluşturuyor. Oysa Kur’an bize rol modelleri üzerinden hata yapmanın oldukça insani bir değer olduğunu öğretir. Hata yapmak; büyümenin, kemale ermenin, eylemlerin sonuçlarına katlanmanın ve problemlere çözüm üretmenin yegâne yoludur.

 

Çocuklarımızın içinde bulunduğu durumu, yaşadığı anı, olayları algılamaktan alıkoyacak her türlü telkin, tavır ve müdahale onların kendi gerçekliğini kavramasına engel olacaktır.

 

Fikri hür, vicdanı hür çocuklar yetiştirmeye aday olacak Zekeriyalarımızın sayısının çoğalması ile diyerek bitireyim…

 

Rabbim bu güzel söyleşinin tesirini halk etsin. Vakit ayırdığınız için Kur’an’i Hayat ailesi olarak teşekkür ediyoruz…