AİLE/İNCELEME

ÇOCUĞUMUN BEYNİ VE BEN

Ayşe Demet AKGÜN

 

Artık pek çoğumuz, çocuğumuzun için daha fazla ne yapabilirim kaygısı taşıyoruz. Onun ne düşündüğü, ne hissettiği konusunda daha fazla zihin yoruyoruz. Yürümek, konuşmak gibi karmaşık ve ustalık gerektiren becerileri kendi başına halleden çocuğumuz, uyumak için bize ihtiyaç duyabiliyor. Çocuğumuzun her adımını planlamak için olmasa da özellikle bize daha çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda, çocuğumuza rehber etmek için edindiğimiz bilgiler bize yarar sağlayacaktır. Beynimizin olgunlaşma hızı genlerle gelse de, uyum düzeyi anne babanın çocuğunu ne şekilde etkilediği ile orantılıdır.

Bilişsel Gelişim

Bebeğimizin doğduğu andan başlayıp yetişkin oluncaya dek dünyayı, çevreyi, insanları algılaması ve etkileşime girmesi için edindiği tüm zihinsel işlevlere ‘bilişsel gelişim’ diyebiliriz.

Çocuk gelişimi hakkında bilgi edinmek istediğimizde karşımıza ilk çıkan isimlerden biri Piaget’dir. Piaget çocukların bilişsel gelişimlerini incelemiş ve dört başlık altında değerlendirmiştir. Bu evreler birbirini takip edecek şekilde sırayla işlenmiştir, ancak bireysel farklılıklardan ötürü her çocuğun belli bir evreyi geçme hızı farklılık gösterebilir.

Duyu-Hareket Dönemi (0-2 yaş)

* Çocuğun dünyayı yalnızca duyuları ile algıladığı dönem olarak belirtilir.

Çocuğumuzun dünyayı duyuları ile algıladığı bu dönemde onunla bağ kurmak için; doğduğu andan itibaren gelişmiş olan işitme ve dokunma duyularını kullanabiliriz.

* Refleksif davranışlar yerini amaçlı davranışlara bırakmaya başlar. Örneğin, ilk zamanlar bebeğe biberonu tersinden de verseniz emmeye başlar. İlerleyen aylarda ise biberonu ters verdiğinizde artık düz çevirip emer.

*Görsel algısının geliştiği ve nesne sürekliliğinin (bir nesne ortadan kaybolduğunda, örneğin koltuğun arkasına sakladığınız da çocuğun hala o nesnenin var olduğunu bilmesi durumudur) kazanıldığı dönemdir.

İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş)

İşlem öncesi dönem iki başlık altında değerlendirilir;

-Sembolik Dönem (2-4 yaş)

* Bu dönem de konuşma hızlanır. Herkesin kendi gibi düşündüğünü zanneder. Benmerkezcidir.

* Oyunlarında sembolleştirmeyi çok kullanır. İzlediği bir çizgi film karakteri ya da polis, prenses gibi olmak istediği kişileri canlandırır.

* Cansız varlıkları da canlı gibi düşünür (animizm). Sandalyeye çarptığında onun da canının yandığını düşünebilir. Ya da bir ağaç olduğu yerden kımıldamadığı için ona sinirlenebilir.

-Sezgisel Dönem (4-7 yaş)

* Ben merkezci konuşmalar azalır. Doğuştan beri getirdiklerini bildiğimiz empati duyarlılığı, zaman ve deneyimle bu dönem de gelişir.

* Nesnelerin dikkat çekici özelliğine odaklanır, diğer özelliklerini göz ardı eder. Örneğin ince uzun bir bardağa ve kalın kısa bir bardağa su doldurup, hangi kaptaki su miktarı fazla diye sorduğunuzda uzun ince bardağı seçecektir.

Somut İşlemler Dönemi (7-12 yaş)

* Bu dönem de nesnelerin konumları, miktarları, hacimleri gibi birçok özelliğine dikkat edebilir. Sayılarla oldukça ilgilidir, yaşına göre problemleri çözebilir.

* Kavramları birden fazla özelliğine göre gruplandırabilir. Örneğin dört ayaklı hayvanlar, bunların arasından etçil, otçul olanlar gibi alt gruplar oluşturabilir.

* Dil becerileri oldukça gelişmiştir. Düşüncelerini uzun cümlelerle ifade edebilirler.

* Henüz soyut kavramları ve deneyimleri kavrayamaz ancak somutlaştırılarak anlatıldığında anlayabilir. (ülke, din, bağımsızlık vb.)

Soyut İşlemler Dönemi (12+ yaş)

* 0-6 yaş döneminden sonra bilişsel gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Somut kavram ve deneyimlerden soyuta geçiş vardır. Ergenliğin başı olarak da kabul edilir.

* Kendine ait fikir ve düşüncelerini savunabilir.

* Soyut becerideki ilerlemesiyle paralel olarak eleştirel düşünce de gelişir.

Piaget’nin bilişsel gelişim kuramı çocuğun sadece bilişsel gelişim aşamaları ile ilgili araştırmaları değil aynı zamanda sosyal, ahlaki ve dini gelişim alanındaki çalışmaları da etkilemiştir.
Dini düşünce yaşa bağlı olarak sezgisel bir yapıdan soyut ve bütüncül bir yapıya ulaşır. Erken çocukluk dönemi sezgisel dini düşüncenin geliştiği dini bir hazırlık aşamasıdır. Çocuk ergenlikten itibaren edineceği soyut dini düşünce yeterliliğine ulaşmak için bu dönemde hazırlık mahiyetinde, ayrı bir müfredat şeklinde değil ama hayatın doğal seyri içerisinde gerçekleştirecek doğal bir din eğitimi sürecinde olmak durumundadır.

Bebekler Sandığımızdan Daha mı Akıllı?

Piaget 1920’lerin geleneksel görüşüne karşı çıkarak çocukların yetişkinlerden daha ilkel düşünce örüntüsü gösteren küçülmüş yetişkinler olmadıklarını, onların kendilerine özgü bir dünya görüşü olduğunu belirtmiştir. Aradan geçen yüzyıl sonucu genel hatlarıyla hala geçerliliğini koruyan bir kuram olmasının yanında özellikle 0-2 yaş dönemindeki bebeklerin zihnine ulaşmanın sözel olmayan bazı basit yollarını keşfeden gelişim psikologları bebeklerin doğuştan getirdikleri beş özelliği sıralamışlar.

1- Bebekler neden-sonuç ilişkisi kurmak için rastlantıları kullanır. Bir deneyde, üç aylık bebeklerin beşiklerinin üzerine dönence asıyorlar ve bir ip ile dönenceyi bebeklerin ayağına bağlıyorlar. Bebekler ayaklarını salladıkça dönencenin hareket ettiğini fark edip heyecanla tekme atıyorlar ve çok seviyorlar. Kendi hareketleri ile bağı olmayan başka bir dönence takıldığında ilgileri azalıyor. Üç gün sonra ilk dönence tekrar takılıyor ve aradaki bağ olmasa da bebekler tekme atmaya ve ilgi göstermeye başlıyor. Başka dönenceler takıldığında ise tekme atma davranışı göstermiyorlar. Olayların altında yatan nedenleri anlamak için hangi olayların birbiri ardınca meydana geldiğini gözlemlemek, dünyanın işleyişini öğrenme yeteneğimizin kilit parçasıdır.

2- Bebekler etrafta olan bitenlerin çoğunu göz ardı ederken, dikkatlerini kendileri ile alakalı bilgilere yöneltir. Çok erken yaşlardan itibaren, bebekler insan seslerine, yüzlere ve hareket eden şeylere daha fazla ilgi gösterirler. Bu yatkınlık, çok şey öğrenmesini ancak önüne çıkan her şeyi öğrenmemesini sağlar.

3- Bebekler nesneleri, kendi iradeleri ile hareket eden “aktör”lerden ayırt eder.

4- Bebekler bilgiyi sınıflara, insanları gruplara ayırır.

5- Bebekler bir olayın ne sıklıkla meydana geldiğini algılayabilir.

İfadesiz Yüz Deneyi

Duygularımız, öğrenmenin başladığı yer ve hatta çoğu zaman sonlandığı yerdir. Bir şeyi derinlemesine düşünmek için o şeyi gerçekten umursamamız gerekiyor. Peki, küçük bir bebekte bunun farkında mıdır, yoksa daha çok küçük nereden mi anlayacak diyorsunuz? İnternetten kolaylıkla ulaşabileceğiniz basit bir deney çocuklarımız üzerinde etkimizi kısaca anlatıyor;

Deney bir bebeğin annesinin/bakıcısının üç dakikalık “hareketsiz yüz ifadesi”ne karşı tepkisini konu alıyor. Deneyin başında annesi bebeğe ilgi göstermekte ve bebeğin yüzündeki ifaden de durumdan çok memnun olduğu anlaşılmaktadır. Bir süre sonra anneye hareketsiz yüz ifadesi için talimat verilir ve anne üç dakika boyunca hareketsiz bir yüz ifadesi sergiler. Yani jest, mimik, tebessüm, konuşma vs. yapmamaktadır. Bebeğin davranışlarına karşı anne tepkisiz kalmaktadır. Bebek zamanla ilk halindeki sevincini üzüntüye bırakır. Diğer bir tabirle içi daralır. Tepkisiz geçen sürecin sonuna doğru bebek bağırır.

Bu deney bebeğimizin en çok ihtiyaç duyduğu sevgi ve ilginin önemini ortaya koyuyor. Tüm bilişsel süreçlerin gelişiminin sürekliliği için sevgi ve ilgi ilk şarttır. Çocuğumuza ve kendimize,  konu ne olursa olsun, fayda sağlamak için ilk önce sevmeli ve bunu ifade etmeliyiz. Neyi eksik yaptım kaygısını bir kenara bırakıp, beraber olmaktan zevk almalıyız. Çocuğumuza biraz güvenmek ve rahatlamak, herkese iyi gelecektir.

Bir Kelime Ne Kadar Önemli Olabilir

Peki biraz daha büyüdüğümüzde etkilenme düzeyimiz ne kadar değişiyor?

Bir grup öğrenci ile bir test yapılıyor. Öğrenciler uzun bir koridordan yürüyerek, bir sınıfa ulaşıyor. Sınıfta öğrencilere on tane beşer kelimelik, rastgele sıralanmış söz dizilerinin yazılı olduğu kâğıt veriliyor ve bu kelimelerden anlamlı bir cümle üretmeleri isteniyor. Test sıradan bir dil testi gibi görünse de dikkat çekici kısım bu aşamadan sonra başlıyor.
Öğrencilerin bir kısmına, yaşlılığı çağrıştıran; endişe, eski, yapayalnız, gri gibi kelimeler verilirken, diğer gruba gençliği çağrıştıran; portakal, güneş, enerji gibi gençliği anımsatan kelimeler veriliyor. Sınıftan çıkan öğrencilerin yürüyüşleri inceleniyor. Gençliği çağrıştıran kelimelerle uğraşan öğrenciler, sınıftan daha dinamik çıkar ve hızlı yürürken, yaşlılığı anımsatan kelimelerle uğraşan öğrencilerin omuzlarının önde, sırtları hafif kambur ve nispeten yavaş yürüdükleri gözlemleniyor.

Tek bir kelime, fiziksel ve duygusal stres seviyemizi etkileme gücüne sahip. Kullanılan doğru kelimeler, gerçeği algılayışımızı değiştirebiliyor. Beynimizin olumlu kelimelere, olumsuz kelimelerden daha hızlı yanıt veriyor.

Ağzımızdan çıkan her sözün hatta gülümsemenin neden sadaka olduğunu anlamak hiç zor değil sanırım.

 

Kaynakça

Aamodt, S., Wang, S., (2018) Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz, İndigo Kitap

Uluslararası Erken Çocukluk Eğitimi Kongresi, (2016)

www.okul.com.tr/cocuklarda-bilissel-gelisim

www.ustunzekalilar.org/tr/makaleler

www.psikolojidenoku.com