İNCELEME

CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ
(PSİKODİNAMİK VE PSİKOSOSYAL ETKENLER)
Orhan ARSLAN

Giriş
Cinsellik, dünya üzerindeki tüm organizmaların en temel işlevine tekabül eder. Biyolojik gerçek budur: “Biyolojik bedenin en önemli işlevi, genleri sonraki nesillere aktararak türün devamını mümkün kılmaktır.”
Canlılar âlemindeki davranışların beslenme dışında kalan çok büyük bir kısmı üreme, kur yapma ve çiftleşme süreçleri ile ilgilidir.
İnsanlarda, ilk haftalarda anne karnındaki tüm bebekler cinsiyetsizdir, daha doğrusu hepsi önce kız bebeklerdir. Ne zaman ki erkek bebeklerin cinsiyet sistemleri gelişmeye ve testosteron denilen hormonun miktarı artar, işte o zaman bebek erkek bebeğe dönüşecek değişimler geçirmeye başlar. Bu olayın önemli bir kalıntısı erkeklerdeki meme başlarıdır.
Hormonların eşliğinde başlayan bu cinsiyet gelişimi sadece bedeni değil, beyni de etkiler. Vücuttaki cinsel organlar şekillenirken, beyinde de erkek ve dişi bebeklere özel değişiklikler oluşmaya başlar. Bunlardan belki de en iyi bilineni, erkek bebeklerde beynin sol yarısının kız bebeklere göre biraz daha yavaş gelişmesidir.
Beynin diğer kısımlarında ve bunların fonksiyonlarında da kadın erkek arasında büyük farklar oluşur.
Bahsedilen yapıların tamamı, anne karnında hamileliğin ikinci yarısında teşekkül eden ve gelişimleri tamamen anne karnındaki süreçlerle ilgili olan yapılardır. Ayrıca bahsedilen beyin yapılarının tamamı bilinçsiz çalışan, hormon sistemlerini ve iradesiz otonom işlevlerimizi kontrol eden iç yönetim sistemlerine aittir.
Bu haliyle eşcinsellik ve transseksüellik, biyolojik yapının doğal bir sonucudur.
Hamilelikte düşükleri önlemek amaçlı sentetik östrojen alınması ve hamilelik döneminde nikotin ve amfetamin alınması da çocukların eşcinsel olma ihtimalini artıran bazı çevresel faktörlerdir.
Cinsel Kimlik
Cinsel kimlikle ilgili bazı kavramlar:
1.Cinsel kimlik: Bireyin kendisini kız ya da erkek cinsiyetine ait hissetmesi, kız ya da erkek olmaktan huzur ve güven duyabilmesidir.
2. Cinsiyet rol davranışı: Kadınsı ya da erkeksi davranmaktır.
3. Cinsel yönelim: Bireyin cinselliğini herhangi bir cinsiyete yönlendirmesi ya da herhangi bir cinsiyet tarafından cinsel olarak uyarılmasıdır. Heteroseksüel, homoseksüel, ya da biseksüel olabilir.
4. Cinsel disfori: Biyolojik konumlarından dolayı kendilerini mutsuz, üzgün, dertli hissetme ve hormon veya ameliyat gibi tedavi görmek isteyen hastaların halidir.
5. Cinsiyet sürekliliği: Bireylerin kız veya erkek olduklarını ve bunun değişmeyeceğini anladıkları zaman dilimidir.
Cinsel kimlik gelişimi hayatın ilk yıllarında oluşmaya başlar. 10 aylıkken bebekler cinsiyete özgü nesneler ile kadın erkek yüzleri arasında ilişki kurabilmektedirler. Çocuklar, ortalama 19 aylıkken cinsiyete özgü tanımları günlük konuşmalarında kullanmaktadırlar.
Cinsel Kimlik Bozukluğu (CKB)
Kişinin genetik olarak kodlanmış biyolojik cinsiyetinden ve cinsel rolünden devamlı bir şekilde rahatsızlık duyma halidir.
Sıklıkla erken çocukluk döneminde (ve her zaman ergenlikten önce) ortaya çıkar.
Biseksüellik ve Eşcinsellik Arasındaki Fark
Biseksüel erkek ve kadınlarda, her iki cinse de ilgi duyulmasıdır. Eşcinsellerde ise sadece kendi dış cinsiyetiyle aynı cinsiyette insanlara karşı bir cinsel veya romantik ilgi durumudur.
Eğer cinsel yönelimler açısından bir “tercih”ten bahsedilecekse, biseksüellik bir tercih olarak değerlendirilmeye daha uygundur. Eşcinsellikte ise tercih ve seçim büyük oranda söz konusu değildir; biyolojik devrelerin doğal yönlendirmeleri söz konusudur.
Eşcinsellik Neden Var?
Normalde üreme işlevine yaramayan ve türün devamı için olumsuz görünen eşcinsellik davranışı sadece insanda değil, birçok canlıda görülür.
Hayvanlar âleminde eşcinsel davranışlar, böceklerden memelilere 1500’ün üzerinde canlı türünde gösterilmiştir. İnsana en yakın kabul edilen Bonobo maymunlarında da bu uygulama çok yaygın ve cinsel amaçlardan çok, barış ve sakinleşme amacıyla kullanılmaktadır.
Montana’da birbirlerine binen erkek sığırların beyinlerinde yapılan çalışmalar, insan eşcinsellerdekine benzer farklılıkların bu hayvanlarda da aynen geçerli olduğunu ortaya koymaktadır.
Cinsel Kimlik Gelişiminde Psikodinamik ve Psikososyal Etkenler
Cinsel kimlik gelişimi karmaşık bir süreç olup biyolojik, psikolojik, bireysel, ailesel, çevresel etkenler ile bilişsel ve zihinsel gelişimin etkileşimi sonucu oluşan karmaşık bir yapıdır.
Aile tarafından yetiştirilme tarzı, cinsiyete göre alınan oyuncaklar, kültürel etkenler ve gelenekler de cinsel kimlik ve cinsel rol gelişiminde önemli rol oynarlar. Hatta son zamanlarda, bebeklere verilen plastik oyuncak ve mama kaplarının, genleri eşcinsellik yönünde etkilediği iddia edilmektedir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında, erkek çocuklarında CKB, erken dönemlerde anne-çocuk arasındaki ortak yaşam, ayrışma-bireyselleşme ve anne kişiliğini benimseme (özdeşim) durumları ile açıklanmaktadır.
Psikanalistlere göre cinsel kimlik, ebeveyn-çocuk ilişkisi sırasında oluşan mesajların çocuklar tarafından yorumlanması sonucu gelişir. Bu mesajları yorumlayan çocuk, karşı cinsiyetten biri olduğu zaman kendini güvende hissedeceğine ve sevileceğine inanmaktadır.
Ailenin Etkisi
CKB tanısı konan çocukların karşı cinsiyet davranışları göstermelerinin, aileleri tarafından geçici olduğu düşünülerek engellenmediği hatta desteklendiği görülmektedir. Özellikle erkek çocuklarının güzel olması, ya da kız çocuklarının güzel olmaması anne babalar için etkili olmaktadır.
Annenin kız çocuk isteği de erkek çocukta karşı cinsiyet davranışlarını ortaya çıkarmaktadır.
Model olma ve anne kişiliğini benimseme (özdeşim) cinsel kimlik gelişiminde en önemli psikososyal etkenlerden biridir.
CKB olan çocukların anne babalarının sıklıkla çocukların özdeşim kuracakları bir rol modeli olamadıkları izlenmektedir. Babanın ailesi ile ilişki güçlükleri çocuğun dinamikleri üzerinde etkili olmaktadır. CKB tanısı konan erkek çocukların annelerinde, %53 oranında depresyon ya da kişilik bozukluğu gözlenmiştir.
Babaların genellikle ilgisiz ve uzak, ya da saldırgan oldukları görülmektedir. Bireysel ya da ailesel psikopatoloji, çocuklarda karşı cinsiyette olma isteğini ortaya çıkarmakta ya da bu durumu destekleyen faktörlerden biridir.
Sonuç olarak cinsel kimlik gelişiminin genetik, doğum öncesi hormonal, doğum sonrası psikososyal ve ergenlik dönemi hormonal etkenlerden etkilendiği söylenebilir. Biyolojik olarak erkek ya da kız olmak, cinsel organların normal yapıda olması, hormonların uygun biçimde salgılanması sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için yeterli değildir.
Sınıflandırma
Ergenler ve yetişkinlerde CKB iki ana başlık altında toplanabilir:
Transseksüalizm
İki Yönlü Karşıt Giysicilik
Bunu tesbitte, karşı cinsiyet gibi davranır ve karşı cinsiyet gibi olmak ister maddeleri değerlendirilir.
CKB’nin Türkiye’de yaygınlık oranının %2,3 olduğu bildirilmiştir.
Karşı cinsiyet davranışı tek yumurta ikizlerinde, çift yumurta ikizlerine göre daha yüksek bulunmuştur.
Toplum tarama çalışmalarında kız çocuklar daha fazla karşı cinsiyet davranışı göstermelerine karşın, erkek çocuklar daha yüksek oranda kliniklere getirilmektedirler.
Çoklu Bozukluk
CKB tanısı konan çocuklarda sıklıkla bir ya da daha fazla sayıda psikiyatrik bozukluk ile eş hastalanım görülmektedir.
CKB tanısı konan çocuklarda daha fazla davranış sorunu saptanmaktadır.
Bu çocuklarda, özellikle erkek çocuklarında sıklıkla yaşıtları ile ilişki güçlükleri görülmektedir.
Cinsiyet Rol Davranışı Sorunları
Bu durum kızlarda “Erkek Fatmalık”, erkeklerde “kız gibi” olma şeklinde kendini gösterebilmektedir. Özellikle okul öncesi cinsiyette olma isteğini ya da ısrarını bir biçimde dile getirmesi önemli bir belirtidir. İlave olarak, kendi cinsiyeti ile ilgili çok mutsuz olduğunu belirtmesi, kendisini karşı cinsiyettenmiş gibi hissettiğini söyler.
CKB Oluş Süreci
Çocukluk döneminde CKB tanısı konan çocukların erişkinlik döneminde transseksüel olacakları düşüncesi oluşmuştur.
Ergenlik ya da genç erişkinlik döneminde bu çocukların %75’inde homoseksüel ve biseksüel davranışların olduğunu, %80’inde fantezi düzeyde homoseksüel ve biseksüel eğilimlerin olduğu bildirilmiştir. Sadece bir çocukta (%2,2) cinsel disfori devam etmiştir.
Ergenlik ya da erişkinlik döneminde cinsel disforinin kalıcı olma oranlarının daha yüksek, ancak homoseksüalite oranlarının daha düşük olduğu görülmektedir.
Cinsel yönelim açısından ise çocukluk döneminde CKB ile daha sonraki yıllarda homoseksüel yönelim ya da biseksüalite arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görülmektedir. Özellikle erkek çocuklarda homoseksüel cinsel yönelim en sık görülen sonuç olmaktadır.
Hastalık Mı?
DSM’nin (Ruhsal Bozuklukların Tanı Kitabı) 1968 yılında yayınlanan ikinci baskısında eşcinsellik bir zihinsel hastalık olarak kaydedilmişti.
Zaten 19. yüzyıldan beri eşcinseller kilise tarafından günahkâr addedilip kiliseden dışlanıyordu ve Aydınlanma sonrası da “günah” terimi “hastalık” terimine dönüştürülmüş oldu. 1978 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği üyelerinin yaptığı oylama sonucunda eşcinsellik bir hastalık olarak DSM’den çıkartıldı fakat yerine “cinsel yönelim bozukluğu” ifadesi yerleştirildi. 1981 yılında ise bu da kaldırılarak eşcinsellik DSM’de yer alan bir hastalık olmaktan çıkartıldı.
Kısacası bugün artık dünya ölçeğinde eşcinsellik, transseksüellik ve diğer cinsel yönelim biçimleri, “hastalık” olarak sınıflandırılmıyor.
Sebebi ve faydası ne olursa olsun, cinsel yönelim ve bunun davranışsal nedenleri konusu, henüz yeni yeni anlaşılmaya başlanmaktadır.
CKB’nin psikiyatrik bir hastalık olmadığını savunanlar neden olarak şu görüşleri öne sürmektedirler:
• CKB, cinsel davranışın normal bir varyasyonudur.
• CKB tanısı konan çocuklar bu durumları ile ilgili herhangi bir sıkıntı yaşamamaktalar ve bu durum herhangi bir işlev kaybına neden olmamaktadır. Eğer bir sıkıntı ya da işlev kaybı yaşanıyorsa bunun nedeni durumun kendisinden değil, sosyal olarak kabul edilmemesindendir.
Ancak, sürekli bir şekilde karşı cinsiyet davranışları gösteren bir çocuğa sahip olmak, hem çocuk hem de anne baba için gerginlik kaynağı olmaktadır. Bu çocuklar ya da ergenler yaşıtları ve erişkinler tarafından merak edilmekte, ya da alay edilmektedirler.
Böyle çocuklar stigmatizasyona (damgalanma ve dışlanma), şiddet ve aşağılanmaya maruz kalabilmekte ve çeşitli psikiyatrik bozukluklar açısından risk altında olmaktadırlar. Çocukla birlikte anne-babalar da stigmatize edilebilmekte, kendilerini güvensiz ve çatışmalı hissedebilmektedirler. Bu yüzden bu ailelerin yalnız bırakılmamaları ve desteklenmeleri gerekmektedir.
Tedavi
Son yıllarda kullanılmaya başlanan puberte (erişkinliğe geçiş dönemi) bloke edici hormon tedavisi, tartışmalı konulardan biridir. Özellikle etik açıdan tartışılmaktadır.
CKB tanısı ile izlenen hastalara 16-18 yaş arasındaki ergenlere de hormon tedavisi uygulanmaya başlanmıştır.
12 yaş gibi daha küçük yaşlardaki ergenlerden ve ailelerden tedavi isteği gelmesi üzerine bazı klinisyenler çok dikkatli bir değerlendirme sonrası bu yaş grubuna da puberte, bloke edici hormon tedavisi uygulanması gerektiğini savunmaktadırlar.
Ergenlik Döneminde CKB Kalıcı Olabilmektedir
Bu nedenle 12-16 yaş grubuna hormonal tedavi yapılması önerilmektedir. Önerilen hormonal tedavi programında sadece puberte bloke edici hormonların kullanılması yer almaktadır. Karşı cinsiyet hormonları verilmeyeceği için bu tedavinin geridönüşümlü olduğu ve ergeni koruyacağı kabul edilmektedir.
Din Ne Diyor?
Eşcinsellikle ilgili birçok tepki ve söylem, aslında dini temelli inançlardan ve geleneklerden kaynaklanır.
İslam fıkhında çift cinsiyetli doğan hermafroditizm (hünsa), eşcinsellikten çok farklı bir gelişimsel cinsiyet bozukluğudur. Bundan dolayı, zaten tıbben de dindeki fıkıh hükümlerine benzer uygulamalar yapılan çift cinsiyetlilik durumu, eşcinsellik için herhangi bir hüküm içermez.
Eşcinsellik konusunda Kuran’dan sıklıkla getirilen bir örnek olan Lut kavmi örneği, aslında dikkatli okunduğunda, bambaşka bir meseleden bahseder. Kur’an’da, Lut kavmi erkeklerinin “kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yöneldikleri” için azaba uğramış olduğu anlatılır. Yani Lut erkekleri, eşcinsel olmadıkları ve normalde kadınlara şehvet duydukları halde, sadece zevkçi/hedonik amaçlarla erkeklere yönelen “biseksüel”lerdir.
Biseksüellikle eşcinsellik arasında temelde birçok biyolojik farklılık var. Dolayısıyla bu örneklerde kadınlara değil erkeklere ilgi duyan eşcinsellerle ilgili hüküm çıkartmak mantıklı değildir. Neticede doğuştan gelen bir yapısal farklılıkları nedeniyle erkeklere ilgi duyan erkekler ve kadınlara ilgi duyan kadınlar, zaten Lut örneğinin dışında kalır.
İslam’da Ne Yasak?
İslam, neslin korunmasını en önemli düsturlardan birisi olarak merkeze alır ve zinayı kesin bir dille yasaklar. Zina yasağında sadece fiilin değil, fiilin neticesinde ortaya çıkacak çocukların nesep problemlerinin de önlenmesi amacı güdülür. Onun dışında bir de Kur’an’da Lut kıssasında bahsedildiği gibi, cinsel zevkte “haddi aşmak”; yahut “insana fıtri olarak verilen keyfin ötesinde keyiflere dalmak” keskin bir dille yasaklanmıştır. Bunun dışında cinsellikle alakalı bir yasağa Kur’an’da rastlanılmaz.
Eşcinseller, kadın olsun erkek olsun, doğuştan, yani fıtraten cinsel güdüleri farklı yaratılmış insanlardır. İnsanların kendi itki ve duygularına hâkim olamayacakları, onları ancak çok sınırlı oranda kontrol edebilecekleri gerçeği göz önüne alındığında, bir insana sırf eşcinsel olduğu için ceza ve çeşitli yaptırımlar uygulamaya kalkmak, fıtrata aykırıdır.
Bugünkü bilgilerimiz ışığında bir eşcinsel bireyi “normal” olmaya zorlamanın, solak bir çocuğu sağ elini kullanmaya zorlamaktan yahut doğuştan ayakları olmayan bir insana, “ayaklarını yıkayamadığı için abdest alamayacağını” söylemekten çok da farkı yoktur.
Sonuç ve Öneriler
Cinsel Kimlik; hem insan hakları ve hukuku, hem toplum ahlakı açısından, hem de inançlar ve dinin öğretileri bakımından üzerinde titizlikle durulması gereken çok hassas bir konudur.
Eldeki verilere rağmen, CKB’nun nedenleri ile ilgili bilgiler yine de çok kısıtlıdır. Çocuklarda CKB’nun çok etkenli doğasını anlayabilmek için ilave daha çok araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle hangi etkenlerin erişkinlik döneminde kalıcı CKB’nu tetiklediğini anlamaya yönelik çalışmalar tartışmalara ışık tutacaktır.
Transeksüalite ya da homoseksüalite ile ilgili stigmatizasyondan kurtulmak amacı ile CKB’nun bir psikiyatrik bozukluk olmadığı yönünde görüşler yerleşmiştir. Ancak stigmatizasyon, sade CKB için değil, diğer birçok psikiyatrik bozukluk ya da fiziksel hastalık için de geçerli olan ve savaşılması gereken bir durumdur.
Stigmatizasyondan kurtulmanın tek yolu CKB’nun normal bir gelişim süreci olduğunun kabul edilmesi değildir. Tepkisel değil bilimsel kararlar alınarak muhatapların tatmin edilmeleri gerekmektedir.
Olaya empati yaparak, inatlaşmadan, şefkat ve merhametle bakılmalıdır; gereksiz kibir ve gurur göstermekten kaçınılmalıdır.
Bu bilgiler ışığında, eşcinsel bir çocuğunuz olduğunu düşünün. Ne yapardınız? Sizin ona olan davranışınızı, bilgi, görgü, insaf ve iman belirleyecektir.
Kişilerin şahsi tercihleri tam ve kâmil anlamda saygıyla dinlenip anlaşılmalıdır.
Bütün tedbirler alınmalıdır. Çocuklar doğumdan itibaren takip edilip, hormon dengeleri kontrol edilmelidir. Bireylere cinselliğin bir nimet olduğu anlatılarak, cinsellik yönetimi eğitimi çok iyi verilmelidir. Ayrıca, bu tür hayat tarzının AIDS için, potansiyel gelişme ortamı olduğu anlatılmalıdır.
Akılla Sorgulamak Gerek
İslam dünyasının okur-yazar insanları, eşcinsellik gibi temel ve tartışmalı bir meselede yeni ve insanların önünü açacak içtihatlar/yorumlar üretmelidirler.
Özetle, Kur’an’a baktığımızda, İslam dini açısından, başkalarına dayatma yapmadıkça, kimseye zarar vermedikçe, toplum ahlakını bozucu işlere yeltenmedikçe, kendi hallerinde yaşayan ve fıtratlarının gereği olarak herkes gibi rahatça hayatını sürdürmek isteyen eşcinseller için zorlayıcı veya dışlayıcı bir hüküm üretilemeyeceği üzerinde tekrar takrar düşünülmelidir.
Söz Sonu
Kur’an-ı Kerîm, çağlar ötesi hitabıyla yine hepimizi her zaman aynı tehlikeye karşı uyarmaya devam ediyor; dinleyip dinlememek de bize kalmış durumda…
Şu husus akıldan hiç çıkartılmamalıdır: Her ne olursa olsun cinsiyet değiştiren mutlu bir hayat sürmemektedir, mutlu olamamaktadır. Zira insan, doğal seyrinde gelişen kimlik ve kişiliğini kazandığı oranda mutlu olmaktadır. Tüm bu gerçekliklere gözlerimizi kapayamayız fakat ebeveynler olarak başta evlatlarımızı ve sonra üzerinde sorumluluk hissettiğimiz her bir bireyi önce doğal hallerine yönlendirmeye çalışılmalıyız. Bu anlamda günümüz tıbbın her türlü tedbir ve tedavileri sonuna kadar kullanılmalıdır.
Fakat modern çağın içinde bulunduğumuz tüm bu uyaranlarına karşı zor bir dönemde yetişen bireylere asla zulmedilmemelidir. Onları hayattan dışlamak, en önemlisi de onlara birer cüzzamlı muamelesi yapmak çözüm odaklı düşünmek değil sorunun bir parçası haline gelmektir.

Not:
Bu makalede Prof. Dr. Berna Özsungur ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın çalışmalarından yararlanılmıştır. Kendilerine teşekkür ediyorum.