Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat   telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 4 ziyaretçi çevrimiçi.

Abonelik

Kuran Kısa Sureler

Kuran Kısa Sureler

İçerik yayınlarıterbiye

KALBİN TERBİYESİ - Abdülhamit KAHRAMAN

Mart 4, 2010 yazan admin

DENEME
“Kalb”, bir halden başka bir hale, bir durumdan başka bir duruma geçen, yani inkılab eden demektir. Kalp; Rahman’ın insana bahşettiği en kıymetli organdır. Maddi vücudumuzdaki kalbimiz eğer sağlıklı ise bedenimiz de sağlıklıdır. Eğer kalp bozulmaya başlamış ise bedenimiz de bozulmaya başlamış demektir.

Kurban: İsmailleri Ortaya Koyabilme Eğitimi - Abdulcelil CANDAN

Ocak 12, 2010 yazan admin

 

    Tarih boyunca hemen hemen bütün dinlerde kurban uygulamaları olmuştur. Ancak kurbanlıklar, kurban etme şekilleri ve amaçları farklı olmuştur. Bazı dinlerde bitkiler, kümes hayvanları hatta kuşlardan bile kurban verilirdi. Hıristiyanlar Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini bir Kurban olarak telakki ederler. Bununla da insanların günahlarına karşılık Allah’ın Hz. İsa’yı feda ettiğine inanırlar.

 

         Kurban, Allah yolunda fedakârlığın ona teslim olmanın ifadesidir. Mü’minler Kurban kesmekle, cedleri Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in şanlı hatıralarını anmakta, tazelemekte ve gerektiğinde kendilerinin de aynı teslimiyet ve fedakârlığa hazır olduklarını ifade etmektedirler. Kurban, fedakârlık, ihlâs ve cömertliğin sembolüdür. Kişilik kazanılmasında da etkisi büyüktür.

 

Prof.Dr. Burhanettin TATAR ile “kurban” üzerine - Söyleşen: Murat Aydın

Ocak 12, 2010 yazan admin

Toplumsal hayatta kurban, insanla yaratıcı arasında nasıl bir bağ kurar? İnsan psikolojisi ile yaratıcı arasındaki kurban olayını nasıl açıklıyorsunuz? Kurban yaratıcı ile insan arasında nasıl bir dil oluşturur?

Borçluluk Bilinci - Faruk ÖZKAYA - Mustafa KARACA

Ocak 12, 2010 yazan admin

     Bir insan olarak, eğer akledebiliyorsak, bunun doğal sonucu olarak bazı şeylerin farkında olduğumuzu anlarız. İşte tam bu noktada gereğini yapıp yapmama konusu devreye girer. Bu noktada da vicdanımızla başbaşa kalırız. Etrafımızda olup bitenlere bakar kör mü olacağız? Yoksa elimizden geldiği kadarını sarfetme gayretini mi göstereceğiz? Bu noktada kararsızlar düşünedursun, lakin kararını vermiş olanlar oturmasın. Yürüsün.

    Bir şahsiyet sahibi olarak, bazı şeyler rahatsız edici olur. Bunun farkındalığının bilinciyle sergilediğiniz gayret ve emekle mutmain olursunuz. Artık oturmak sizi rahatsız eder. Ayaktasınız ve koşuyorsunuz. Hayret etmeye başlıyorsunuz; bu dünyada ne kadar da fırsatlar varmış, akıp giden!.. Kavramlarınız değişiyor, kâr-zarar, fakir-zengin, alçak-yüce, kolay-zor, vs… Artık ticareten lentebura peşindesiniz.   

Cömertlik ve İnfak - Osman Nuri TOPBAŞ

Ocak 11, 2010 yazan admin

İKTİBAS

Hocaefendinin bu uzunca makalesi, Altınoluk Dergisi’nin 266. sayısından (Nisan 2008)

yerimizin darlığı sebebiyle kısaltılarak iktibas edilmiştir.

Îmânın ilk meyvesi merhamettir. Merhametin en belirgin alâmeti ve en olgun tezâhürü de “infak”tır. İnfak, malın ve canın Allâh’a adanışıdır. Beşeriyetin fazîlet zirveleri olan peygamberler ve onların vârisleri olan âlimler, ârifler ve velîlerin hayatları, sayısız merhamet ve infak menkıbeleriyle doludur.

Hayırda Yarışın...

Bir gün Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sabah namazını kıldıktan sonra ashâbına dönüp,

“–İçinizde bugün oruçlu olan var mı?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-,

“–Yâ Rasûlallâh! Dün gece oruç tutmak aklıma gelmedi, onun için şimdi oruçlu değilim” dedi. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ise,

İNFAKIN HİKMETİ ve CİMRİLİĞİN PSİKOLOJİSİ - Abdülhamit KAHRAMAN

Ocak 11, 2010 yazan admin

      “Onlar gayba inanır, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” (Bakara 2/3).

      “Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin” (Bakara 2/254).

     “...Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun...” (Kasas 28/77).

     İnfak; Rahman’ın bize verdiklerinden, kendisinin doğrudan vermediklerine bizim vermemizdir. Bundaki hikmet, bizim mala olan sevgimizin kırılması, dünyaya olan bağlılığımızın azalması, âhirete ilgimizin ve sevgimizin artması ve Rahman’ın bizi denemesidir. Çünkü insan infak ettikçe Şeytan’dan uzaklaşır, Allah’a (c) yaklaşır. Bir de bizim kazancımız içinde başkasına ait olan miktarın hak sahibine verilip verilmediğini Rahman’ın görmesidir. Çünkü kazandığımız malların ve gelirlerin tamamı bize ait değildir:

İNFAK KURUMLARINDA DENETİM VE GÜVEN OLGUSU - Şahin GÜVEN

Ocak 11, 2010 yazan admin

İyilik ve hayır yapma, insanın fıtratından kaynaklanan vicdanî bir duygudur. Bu itibarla, fıtratının sesini dinleyen her vicdan sahibi, dinî inanışı ne olursa olsun, başkalarına iyilik yapma ve ihtiyaç sahiplerine infakta bulunma duygusuna sahiptir. Bu hakikat İbn Haldun’da “insan fıtraten hayırhahtır” şeklinde ifadesini bulmuştur. İnsanın içindeki bu iyilik yapma duygusu, kişinin sahip olduğu mal ve servetinden ihtiyaç sahiplerine harcama yapmak şeklinde tezahür ettiği zaman, hayır işlemi fazilet anlayışına dönüşür ve ahlakî değer üreten toplumsal-ekonomik bir yapıyı oluşturur.

İMANIN İNZALİ”NE DAİR - Adnan İNANÇ

Ocak 11, 2010 yazan admin

Vahyin, düşünce dünyamıza ve inanç coğrafyamıza nüzûlüne iman diyoruz. Daha doğrusu “münzel” olanı kabul ve ona teslimiyeti “iman” olarak nitelendiriyoruz. İman, bu kabul ve teslimiyeti özümsemiş olma hâlidir. İtirazsız teslimiyettir. Ancak o zaman sahih bir imandan söz edilebilir. Nitekim: “… Rabb’ine andolsun ki, aralarında tartıştıkları her konuda seni hakem yapmadıkça, sonra da senin hükmüne içlerinde hiçbir tereddüt taşımaksızın tam bir teslimiyetle uymadıkça iman etmiş sayılmazlar” (Nisâ 4/65).  

Tabiatıyla her Müslüman’ın, vahyin kendisine nâzil olduğu kadar mümin olduğunu da söylememiz mümkün. İç dünyamızda ve hayat pratiklerimizde vahyin belirleyici konumu, bize “mümin” olma vasfını kazandıracaktır.

KUR’ÂN’A GÖRE SAĞLIKLI AİLE İLİŞKİLERİNİN TEMELLERİ - Murat SÜLÜN

Ocak 11, 2010 yazan admin

 

ومن آياته أنْ خَلَقَ لَكم مِنْ أنفُسِكم أزواجا لِتَسْكُنُوا إليها وجعل بينكم مَوَدَّةً ورحمةً

 

Sağlıklı aile ilişkilerinin temelleri çerçevesindeki bu yazıda; aileyi oluşturan taraflar olarak kadın-erkek realitesine dikkat çektikten sonra, evlenilmeye ehil ideal kadın ve erkeğin temel vasıflarını Kur’anî perspektiften özetlemeye çalıştık. “Aileyi ayakta tutan” başlığı altında, karı-koca ilişkilerinde hiçbir şeyin eşlerin birbirine güvenmesi kadar önemli olmadığını belirttik ve ünlü darb âyetini konu ile irtibatlandırarak meramını vuzuha kavuşturmaya çalıştık. Ailenin temelinin nikâh olduğunu belirterek bu bağlamda İslâmiyetin insan doğasına ne kadar uygun olduğunu hatırlattık. Aile huzurunu sağlayan üç temel faktöre yer verdikten sonra, ailede huzur ve sükûneti olumsuz etkileyen üç faktörden bahsettik. Bu meyanda, ana-baba evlât ilişkilerine temas etme imkânı bulduk.

 

BİLGİ EDEPLE ERDEME YÜRÜR - Enes DURMAZ

Ocak 11, 2010 yazan admin

    Adamın biri, kasabanın kahvehanesine girer, kendince önemli olduğuna inandığı bir mevzuu anlatmaya koyulur. Bakar ki kimse kendisini dikkate almıyor, hattâ kimisi söyledikleri ile dalga geçiyor. Bir sonraki gün, minbere çıkar. Çünkü minber, onun nezdinde en yüksek yerdir. Bu sefer gerçekten cemaatin ses soluk çıkarmadan, pür dikkat kendisini dinlediğini görür.

    Minberden inen adam, “Ne kadar yükseğe çıkarsam sözüm o kadar dinlemiyormuş” der. Bunu duyan hoca, kulağına şunu fısıldar: “Yükseklikten değil, üstüne bastığın makamdan dolayı sözün dinleniyor.”

    Eğitim de hikâyedeki adam gibidir, ayaklarının nereye bastığı çok önemli. Çürük bir zemine kurulan bilginin, sahibine faydası olmaz. Ama sağlam bir zemine atılacak olan her temel, ilerisinde eğitim yoluyla üstüne kurulacak olan erdemli şahsiyeti taşıyacaktır.

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya