Ana Bölüme Geç
Kurani Hayat telefon

Kullanıcı girişi

Bir Ayet

“Rasul,
‘Ya Rabbi!’ diyecek,
‘Gerçek şu ki,
benim kavmim
bu Kur’an’ı devri
geçmiş bir mesaj gibi
terk etti!’...”
Furkan, 30

 

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 kullanıcı ve 3 ziyaretçi çevrimiçi.

Ara.com.tr Türk Arama Motoru

İçerik yayınlarıMustafa İSLAMOĞLU

Bir Meal Çalışmasının Riayet Etmesi Gereken İlkeler - Mustafa İslamoğlu

Eylül 2, 2010 yazan khd

BİR MEAL ÇALIŞMASININ RİAYET ETMESİ GEREKEN İLKELER

Mustafa İSLAMOĞLU

Kur’an vahyi, murad-ı ilahiyi içinde barındıran ilahi kelâmdır.
Varlığın ilk yasası amaçlılık ve anlamlılıktır. Bu yasa ilahi kelâm için de geçerlidir. Kur’an kendi indiriliş amacını, muhataplarını “manen diriltmek”, “karanlıklardan aydınlığa çıkarmak”, “rehberlik etmek”, “ebedi kurtuluşun yollarına ulaştırmak”, “sonsuz mutluluk ve huzur diyarına davet etmek” gibi ifadelerle ortaya koyar.

حبا للأخوّة - مصطفى إسلام أوغلو

Temmuz 18, 2010 yazan khd

مقال العدد
حبا للأخوّة

مصطفى إسلام أوغلو
ترجمة: مروة داغستاني بارسيك
التوحيد والأخوة

ما النقطة التي تنطلق منها وتصل إليها مسألة الأخوة؟ من أين يجب البدء بالحديث عن هذا الموضوع وإلامَ يجب إسناده؟ ما هي ‘أصول الأساس’ التي تنشأ منها هذه المسألة وما هي ‘أقصى الغاية’ التي تصلها وترجع إليها؟

ثمة إجابة واحدة يمكن تقديمها على هذه الأسئلة ألا وهي: التوحيد. أجل فالتوحيد هو أصول الأساس وأقصى الغاية في مسألة الأخوة.

الله واحد أحد. كلمة واحد تعني ‘الفرد’ الذي لا شريك له، أما كلمة أحد فتعني ‘الفرد’ الذي لا مثيل له. وكلتا الكلمتين تدللان على فردية الله المطلقة الأبدية وعلى وحدانيته التي لا مثيل ولا نظير لها.

في هذه الحالة ماذا يعني "توحيد" المطلق؟ وهل تصاب وحدانيته بأي خلل إذا نحن لم نوحده؟ إن أحادية المطلق ووحدانيته لا تتأثران قيد أنملة حتى وإن انحرفت كافة الموجودات التي تتمتع بالإرادة إلى الشرك. فهو ليس وجودا مشتركا ليتشتت، وليس مركبا ليتفكك، إنما هو صمد لا يزيد ولا ينقص.

إذا ما هي غاية التوحيد؟

Başlarken 12 - Kardeşlik

Mayıs 7, 2010 yazan khd

BAŞLARKEN

Âdemoğlunu insanlıkta eş, inananları imanda kardeş kılan Allah’a hamd,
İman kardeşliğini nadide örnekleriyle öğreten Efendimiz’e, âline ve ashâbına salât,
Tarih boyu hakiki kardeşlik için bedel ödeyen tüm müminlere selam olsun.

İnsanımızın vahiyle hayat bulma çabalarına mütevazı bir katkı yapmak niyetiyle yola çıkan Kur’ani Hayat Dergimiz, 12. Sayısını İslam kardeşliğine ayırdı. Türkiye başta olmak üzere son iki asırda İslam dünyasında büyük bir yara almış olan iman kardeşliğinin hayal değil hakikat olduğunu hatırlatmak istedik bu sayımızda.

Peygamber Tasavvurumuz - Mustafa İslamoğlu

Mayıs 7, 2010 yazan khd

PEYGAMBER TASAVVURUMUZ

Mustafa İSLAMOĞLU

Peygamber tasavvurumuzun bozuk olması, peygamberi –hâşâ- bozmaz. Fakat peygamber tasavvurumuzun bozuk olması bizi bozar. Zira insan tasavvurumuz, peygamber tasavvurumuza bağlıdır. Peygamber tasavvurumuz bozulduğunda, doğrudan insan tasavvurumuz da bozulur. Bu sonuç bizi “öncülerinin ahlâkını bozan” kimseler durumuna düşürür.
Nice büyükler, önderler, liderler, hoca efendiler, şeyh efendiler, üstadlar, ağabeyler bu tuzağa kurban gitmiştir. Özünde bunların çoğu iyi niyetli, yetenekli, gayretli, himmetli ve hizmetli insanlardır. Fakat onları önüne katan insanların “insan tasavvuru” bozuktur. İnsan tasavvurlarını oluşturan şey ise peygamber tasavvurlarıdır. O bozulunca insan tasavvurları da bozulmuştur.
Öncülerinin ahlâkını bozan artçıların peygamber tasavvuru Kur’an ile taban tabana zıt bir peygamber tasavvurudur. Kur’an Hz. Peygamber konusunda muhataplarını “makule” çağırırken, bozuk tasavvur “mahsusa” çağırmaktadır. Kur’an Hz. Peygamberi “insan” olarak tanıtırken, bozuk tasavvur onu “insanüstü” olarak tanıtmaktadır. Kur’an Hz. Peygamber’i “yaşayan bir model” olarak sunarken, bozuk tasavvur onu “erişilemez bir mit” ve “akıl almaz bir efsane” olarak kurgulamaktadır. Bu yaklaşımın en uç noktası “Nûr-ı Muhammedi” adlı, Efendimizi yaşayan bir model olmaktan çıkarıp arş-ı âlâya ışınlayan tezdir. Bu tezin Eski Mısır Hermetizm’inden birebir kopyalanmış olduğunu söylemeye hacet yoktur.

تصورنا عن النبي - مصطفى إسلام أوغلو

Mayıs 7, 2010 yazan khd

مقال العدد

تصورنا عن النبي

مصطفى إسلام أوغلو

أن يكون تصورنا عن النبي فاسدا حاشا له أن يفسد النبي لكنه يفسدنا نحن. فتصورنا عن الإنسان مرتبط بتصورنا عن النبي وعندما يفسد هذا الأخير يفسد معه الأول مباشرة وهذه النتيجة تجعلنا في وضع الذين "أفسدوا أخلاق الرواد".

كم من الكبار والقادة والزعماء والأساتذة والشيوخ وأهل العلم والإخوة الأفاضل وقعوا في هذا الفخ كان معظمهم ـ في جوهره ـ حسن النية، حاذقا، من أولي العزم والهمة والخدمة إلا أن "التصور عن الإنسان" لدى الأشخاص الذين اقتدوا بهم كان فاسدا. فما يشكل التصورات عن الإنسان هي التصورات عن الأنبياء وإذا ما فسدت الأخيرة فسدت معها الأولى.

إن تصور الخَلَف - الذين أفسدوا أخلاق الرواد – عن النبي يناقض تماما ما جاء في القرآن الكريم. ففي حين يدعو القرآن الكريم مخاطبه إلى "المعقول" فيما يخص النبي عليه السلام، يدعو التصور الفاسد إلى "المحسوس". فالقرآن الكريم يُعرّفه بأنه "بشر" أما التصور الفاسد فيعرّفه بـ "فوق البشر". والقرآن يقدم النبي عليه السلام كـ "نموذج حي"، أما التصور الفاسد فيصوره "أسطورة لا يمكن الوصل إليها" و "ملحمة لا يتصورها عقل". ويبلغ هذا التصور ذروته في نظرية "النور المحمدي" التي ترفع نبينا للعرش الأعلى وتجرده من كونه نموذجا حيا. ولا حاجة هنا للقول بأن هذه النظرية قد اقتبست حرفيا عن الهرمسية التي كانت سائدة في مصر القديمة.

لا يرى ا

“Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur” - Mustafa İSLAMOĞLU

Mart 15, 2010 yazan admin

“Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar: artık kim onlarla dostluk kurarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (60 Mumtehane 8-9)
İsrail zulüm üzerine kuruldu, zulümle bugünlere geldi, zulümle varlığını sürdüreceğini düşünüyor. “Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur” (2 Bakara 193) anlamındaki ayeti de bunun için başlığa çıkardım.

Namaz Nedir? Mustafa İSLAMOĞLU

Mart 4, 2010 yazan admin

Türkçe konuşanlar salât’a “namaz” derler. Namaz, Farsça “ibadet” manasındaki nemaz’dan Türkçe’ye geçmiştir. Zira ilk Müslüman olan Türkler’in İslâmi kavramları öğrendikleri ortam, Fars dilinin etkin olduğu bir kültür evrenidir. Namaz’ın Kur’an’daki karşılığı salât’tır.
Salât, gerçek birçok-anlamlı kelimedir. Hem dildeki kullanımı hem de Kur’an’daki kullanımı çok-anlamlıdır. Salât kelimesinin dilde 18 kadar anlamı tesbit edilmiştir. Dilde çok-anlamlı olması doğaldır. Zira salât kelimesi, zaman içindeki yolcuğunun her durağında farklı anlamlar kazanmıştır. Bizce, otoritelerin kelimenin kökenini tesbitte ittifak edememelerinin sebebi de budur. Salât, ilk bakışta birbiriyle alakasız gibi duran kök anlamlara nisbet edilmiştir. Fakat eldeki dilsel malzeme yeniden bir tahlile tâbi tutulup yorumlandığında, birbiriyle alakasız gibi görünen tüm kök anlam tahminleri, “destek” ortak anlamında buluşmaktadır. Dua ve istiğfar eden, esasen “destek” talebinde bulunmuştur. İbadet, kişinin dinine ve imanına verdiği “destek”tir.

Başlarken 11

Mart 1, 2010 yazan khd

Vahiyle hayat bulma ve peygamberlerin izinden gitme çabalarına mütevazı bir katkı yapmak niyetiyle Temmuz 2008’de yola çıkan Kur’ani Hayat Dergisi, Kur’an ayı ramazan, mahşerin provası hac, Rabbani eğitim, ümmetin iftiharı Gazze’yi, vahdetin çekirdeği aile, nifakın panzehiri infak, gök sofrası vahiy, varlık hiyerarşisini öğreten kurban ve hayatımız namazı işleyen sayılarıyla okurlarıyla buluşmuştu.

Kurban olmak: Sürekli Huzur-ı İlahide Bulunmak - Mustafa İSLAMOĞLU

Ocak 12, 2010 yazan admin

Yakınlığın nihai noktası “huzurda” olmaktır. Kurbân, “sürekli huzurla olmak” demektir.
“Kurban” kelimesi Türkçe’de Kur’ân’dan iktibasla kullanılmaktadır (Maide 5/25; Âl-i İmrân 3/183). Türk dilinde, “bayram kurbanı” anlamına gelen udhiyye (edhâ, edâhi, dahâya) ve hac kurbanı anlamına gelen hedy anlamlarının her ikisi için de mücerret halde kullanılır. Nezr için “adak kurbanı”, ‘akîka için “akika kurbanı” denir. Kur’ân’da nusuk, nusk, mensek, nezr, nahr, zebh, zibh, zebîh gibi kelimeler “kurban” kelimesinin çağrışım alanına dâhildir.

Vahyi anlamaya dair - Mustafa İSLAMOĞLU

Ocak 12, 2010 yazan admin

BAŞYAZI

Vahiy aç ruhları doyurmak için indirilmiş bir gök sofrasıdır. Bu sofradan yemek için, insanın, ruhunun acıktığını bilmesi lazım. Midemizin açlığını beynimize haber veren enzimler vardır. Bu enzimler organizma ile beyin arasında bir “elçi” işlevi görürler. Bu elçilerin getirdiği haberle insan açlığını fark eder ve yiyecek arayışına yönelir. Hayatı idame ettirmek için karın doyurma süreci işte böyle gelişir. Ne var ki aç ruhlara açlıklarını haber veren “enzimler” yoktur, fakat Allah’ın seçtiği “elçiler” vardır. Allah o elçiler aracılığıyla yolladığı vahiyleri aç ruhların önüne bir gök sofrası gibi sermiştir.

 

© 2010 Kuranihayat.com

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Ancak kaynak gösterip link vererek kullanabilirsiniz.

 

Aktif Medya