DENEME
Varoluşumuzun anlam ve amacı
Varoluşumuzun anlam ve amacını, efradını câmi ağyârını mâni bir kapsamlılık ve bütünlük içinde en üst perdeden temsil ve ifade eden kavram “ubudiyet” kavramıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rabb’imiz, “Ben görünür görünmez, bilinir bilinmez tüm iradeli varlıkları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât Sûresi 51/56) buyuruyor, yine “(Müminlere) De ki: Eğer duanız olmasaydı Rabb’im size niçin değer verecekti ki?” (Furkan Sûresi 25/77) buyurarak dikkatimizi varlığımızın, dolayısıyla hayatımızın anlamına çekiyor. Bu öyle mutlak bir mana ve hakikat ki, şu çarpıcı misal bunu en etkin bir şekilde bize hissettirmekte ve fark ettirmektedir: ”Allah Rasûlü, kul-nebi veya sultan-nebi olmak arasında muhayyer bırakıldı. O (s), Cebrâil’in (a) işaretiyle tevazu gösterip “kul-nebi” olmayı seçti. Demek ki, “ubudiyet” kavramı, nübüvvet ve risalet mertebesini de içine alan en üst kavram ve makamdır. Şahadet getirirken de bunu somut olarak görebiliyoruz, “Eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu” yani kulluk unvanı öne alınmış. Hz. Ali efendimiz şu vecizesiyle bu manayı duygularımıza âdeta içirmektedir: “Ya Rabbi! Senin bana ‘Rabb’ olman benim için övünç kaynağı olarak yeter, benim de Sana kul olmam yine benim için izzet ve şeref olarak yeter. Sen Azimüşşân tam benim sevebileceğim gibi bir ilâhsın, Sen de beni tam sevdiğin gibi bir kul eyle.”
Tüm ilâhî vahiyler, ubudiyetin hakikatini temsil eder ve bunun ilkelerini tâlim buyurur. Tüm nübüvvet müesseseleri de bunun pratik boyutunu temsil eder ve örneklik oluştururlar. Allah’a (c) kulluğu ete kemiğe bürüyerek hayata dönüştürürler. Bir tanımlama çerçevesinde ubudiyet, “Korku ve saygının kemaliyle en güzel bir edep ve terbiye dairesinde Allah’a boyun eğmek, itaat etmek ve teslim olmaktır” ve Kur’an-ı hakîm, tüm insanlığı muhatap alan şu hitabıyla, her insanı yaratılışının hikmetine, anlam ve amacına davet etmektedir: “Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin, umulur ki takvaya (sorumluluk bilincine) erersiniz” (Bakara Sûresi 2/21).