Bugün Günlerden Rahman

Tarih : Mart 06, 2016
Sayı : Mayıs-Haziran 2013
Konu : Yakarış
Yazar :Seda KARASU

Sene 2009

Aylardan Kasım

Günlerden Pazar

Çağın müzahrefatı sarmış tüm libasımı

Çantamda bir kalem, bir ajanda, bir de dönüş bileti

Saatim ise 11'e çeyrek var...

Bütün tanışlarımı, bütün bilişlerimi, bütün duyuşlarımı, bütün sahte sevdalarımı geride bıraktım. Sadece sorularımı aldım yanıma.  Dağılmış tüm benliğimi topladım, tüm vesveseleri çektim fişten. Nefsimi ayartıcı tüm muslukları sıkıca kapadım. Varlığın girdabında anlamı arıyorum. Kaybettiğim benimi, kendimi arıyorum. O’nu arıyorum…

Gidiyorum. Büyük buluşma bugün... Tam on beş dakika var.

Biliyorum… O da beni bekliyor…

Rahman'la randevum var.

Kalbim heyecandan durmak üzere... Vurulmuşum, yorulmuşum, dertliyim ve çaresiz...

Kaç yara aldım, kaç yerimden aldım? Bilmiyorum. Kaç kez vuruldum, kaç kez kanadım?  Saymadım. Çare diye tutunduğum kapılar kaç kez kapandı yüzüme? Kaç kez aldatıldım? 

Şifa diye koynumda nice dertler sakladım… Pişmanım, üryanım, acizim ve muhtacım.

Kaybolan ufkuma yelken açacak, savrulan benliğimi şefkatle okşayacak, hiç bir şey sormayacak Rahman'a koşmaktayım...

Küçük bir bakış yeter, azarsız bağış yeter, sessiz bir sarış yeter...

Rabbim!  Efendim!  Ben büyük suç işledim... Ben seni bilemedim

Anlamsız ve amaçsız, şımarık ve pervasız, dağınık ve nadandım.

Sen bendeyken, ben hep sana uzaktım.

Seni hiç tanımadan, hissetmeden yaşadım…

Yaşadım...  Ama yaşamak değilmiş o, sonra anladım…

Sentetik dünyamın kuruntularıymış beni aldatan

İçinde ne Rahim varmış, ne Rahman

Şimdi geldim. Ben geldim. Aç kapıyı ne olur…

Ürkek bakışlarımı, terli avuçlarımı saklayamıyorum. Utanıyorum.

Cür’etimi bağışla, kerem eyle ne olur…

Ben kaçak kulun Seda… Şimdi indim gemiden

Yunus’un selamı var, imdat eyle ne olur…

Her tanışma bir kere… Sonra bilişir insan

Onun zatı bambaşka… Secdeye varır iz’an

Allah!

Doksan dokuz kere ikram, doksan dokuz kere ihsan... Ve doksan dokuz heyecan…

Kalbim bu haşyetine nasıl dayansın ey can?

Sırf Rahmetin bile azık olarak yeterken fakir gönlüme, ne bu izzet bu ikram...

Zü’l- Celali ve’l- İkram...

Tüm varlıkta Rahmetinin eseri gözlerimi kamaştırırken… 

Hamdini taşımakta yüreğim zorlanırken, bir de Ğafur öyle mi?

Bu hercai gönlüme bin ceza reva iken, ben tam da onu söküp atmaya hazır iken, aşkın mızrabı olan bir de Vedud öyle mi?

Kariboluşun ne güzel... Rakib oluşun ne hoş...Hafiy oluşun ne sıcak....

Kimse bakmasın bana, Basir isminle sen bak... Kimse duymasın beni, bir sen işit ey Semi'...

Biz kulların cimrilikte öndeyken, vermek için ne de çok sebebin var...

Mucib, Kerim, Ğani, Vehhab olmasan, sana bunun hesabını kim sorar?

Hangi kalelere sığınırdık Hafiz olmasaydın, şerefi nerede bulurduk Aziz olmasaydın

Bunca günahla hangi sultan bizi sarayına kabul ederdi ey Malik

Hangi kapı müzmin bir dilenciye usanmadan açılırdı ey Nasir

Nurisminle aydınlat kararan yerlerimi. Aklımı, vicdanımı, irademi ve beni…

Bırakma beni bana, Muhit isminle kuşat. Mutlak hayrın kaynağı… İşlerime Hayr kat…

Al ey Hallak!  Seninim... Beni yeniden yarat... Beni durmadan yarat…

Hayismin dolaşsın kan yerine damarlarımda... Hak isminle imanıma iman kat…

Tüm nankörlüklerimi şükrünle takas et,  tüm günahlarımı tevbenle yıka...

Arındır beni... Öyle arındır ki ben bile kalmayayım geride...

Sadece dilim kalsın adını anmak için

Ve bir de ayaklarım, tek sana koşmak için...

Bir de kalbim ey Rahman... Sana tutunmak için...

Seni bana, beni sana şahit kıl. Dağılmışım, topla beni Kaim kıl…

Dünya bana dar gelse de ne çıkar? Vasi sensin. Yüreğimi geniş kıl…

Bugün günlerden Rahman.

Aylardan Rahman…

Rahman’ın asrındayım… Her yanımda rahmet var…

Ajandamda tek Allah!

Saatim ise Rahman’a çeyrek var…

Gönlümün tüm odaları tutuldu

Başka kimseye değil, yalnız Rahman’a yer var…