İşte tam bu noktada gereğini yapıp yapmama konusu devreye girer. Bu noktada da vicdanımızla başbaşa kalırız. Etrafımızda olup bitenlere bakar kör mü olacağız? Yoksa elimizden geldiği kadarını sarfetme gayretini mi göstereceğiz? Bu noktada kararsızlar düşünedursun, lakin kararını vermiş olanlar oturmasın. Yürüsün.

Bir şahsiyet sahibi olarak, bazı şeyler rahatsız edici olur. Bunun farkındalığının bilinciyle sergilediğiniz gayret ve emekle mutmain olursunuz. Artık oturmak sizi rahatsız eder. Ayaktasınız ve koşuyorsunuz. Hayret etmeye başlıyorsunuz; bu dünyada ne kadar da fırsatlar varmış, akıp giden!.. Kavramlarınız değişiyor, kâr-zarar, fakir-zengin, alçak-yüce, kolay-zor, vs… Artık ticareten lentebura peşindesiniz.

Bazı alışkanlıklarımızı değiştirme alışkanlığı kazanmalıyız. En güzellerinden biri de tatil kavramı. Bir kısmı sahilde yatar, bir kısmı dağda traking yapar. Ama bu ve benzeri hiçbir faaliyet, insana ve insanlığa, ben de şöyle bir değer üretmeye-yük almaya çalıştım‘ın verdiği gönül hoşluğunu vermeyecektir. Bunu yaşayanlar iyi bilir. Nasıl bakarsan öyle görürsün, nasıl inanırsan öyle yaşarsın. Nasip olsa da mücadeleyi hakkıyla verebilsek. Elden geleni tam yapabilsek. Sonunda rahmete ulaşabilsek.

Yardımeli Derneği bu konularda köprü vazifesini hakkıyla yerine getirmeye çalışıyor. Değerli ve gayretli dostlarla çok güzel altyapı imkânları mevcut. Geçen yıl Sudan ekibi olarak bayramı Darfur’da geçirmiştik. Bir önceki yıl üç kişi iken bu yıl on bir kişi gittik. Arkadaşların tamamı yoğun tempoda iş sahibi olmalarına rağmen, gönüllü görev aldılar. Pek çoğunun böyle bir tecrübesi olmadığı halde gösterdikleri azim ve gayretin sebebini kolayca yazıya dökme imkânımız olamaz. Yokluk kelimesinin burada ifade ettiği şeyle, tabir caizse, yok’un dahi yok olduğu bir yerde ifade ettiği şey çok farklı. Altı buçuk milyon nüfusun iki milyonu beş yıldır mülteci. Sebebi asayişsizlik. Kendi kendine yeten ve fazlasını veren bu insanlar, diyarlarından kopmuş. Emniyet yok, barınma yok, beslenme yok, tedavi yok, eğitim yok, en kötüsü çalışacak bir iş ortamı yok. Eğer bir iş bulabilse yevmiyesi beş-altı dolarla ailesini geçindirecek. Oradaki hayat bu satırlara sığmaz tabii ki… Fakat hayattan bazı misaller verebiliriz.

Bizim kurban organizasyonu dolu dolu bir şekilde geçer. Bayramın son günlerinde kurbanlar tevzi edildikten sonra akşama yakın kalan vakitleri değerlendirmek için, bölgedeki yetim ve şehit ailelerini ziyaret ediyorduk. Allah razı olsun, içimizde imkân sahibi arkadaşların bu ziyarette zarfların içine koyduğu bir kısım bayramlıkları da ailelere bırakıyorduk. Hava kararmak üzereydi, en son bir aileyi ziyaret ettik. Aileleri utandırmamak için ikişer kişi ziyaret ediyorduk. Kapıyı çalınca çocuklar dışarı çıktılar ve annelerini çağırdılar. Ona, Türkiye’den bayram ziyaretine geldiğimizi söyleyince gözleri doldu ve hemen içeri girerek bir avucunda beş altı tane ince, kupkuru hurmayı mahzun ama sevinçli bir şekilde takdim etti. Tabii ki biz de aldık birer tane. Hal hatır, çocuk sayısı, ne zamandan beri çocuklar yetim gibi bazı soruları sorduk. Sonunda Türkiye’deki kardeşlerinin kendilerine ulaştırmak üzere verdiği bir emanet olduğunu söyleyerek zarfı uzattığımızda, zaten mahzun olan bu hanımanne arkasını dönerek hüngür hüngür ağlamaya başladı. O ağlamaya başlar başlamaz biz de kendimizi tutamadık. Tabii burası sözün bittiği yer. O ânın tesiri uzun süre geçmedi.

Bu olayı kendi içimizde tahlil ederken, arkadaşlara da sorarak bazı sonuçlar çıkardık. Bu kadın neden ağlar? Çok ihtiyaçlı olduğu bir âna mı rastladık? Ta uzaklardan dahi olsa Allah’ın (c) onun ayağına rızık getirmesine mi? Eşini kaybetmiş olmanın vermiş olduğu sahipsizlikle, bizim onlara sahip ve yakın olduğumuzu görmesine mi? Başkaları bayramı bayram ederken, kendilerinin kimsesiz bayram etmesine, bayramın son anlarında kapılarını çalan birilerine mi? Hangisidir bilemiyoruz. Belki bu konuları uzmanlarına havale etmek lazım. Ama unutmamak gerekir ki bu anlatılan, o bölge için çok sıradan bir şey. Ve daha burada yazamayacağımız böyle çokça konu var.

İnşallah bu yıl da niyet ettiğimiz kurban organizasyonumuz bereketli olacak. Bu çalışmaların iyi niyetli kardeşlerimizin katkıları ile gerçekleştiğini söylemeliyiz. Bir de bu işlerde ilahi bir bereketin varlığına inanılmalı. Çok güzel dostluklar ve huzur dolu bir kalp ile neticelenen bir amel olduğunu da vurgulamak gerekiyor. İmkânı olup da bunu yapmayanın kendine yazık ettiği, ancak yaşayınca daha iyi anlayabileceği bir nasip meselesi bu.

İnsanlığın bu zor dönemlerinde, eğer bir hayra vesile olabilirsek ne mutlu bize. Bizzat emek verecek dostlara tavsiyem; imkân eldeyken değerlendirmek lazım. Kesinlikle zarar riski olmayan, kadrini Mevlâ’nın takdir ettiği bir ticaret. Rabb’imiz bizi hidayetten ayırmasın, bâtıl yolda olanların da hidayetine vesile eylesin.

Faruk ÖZKAYA – Mustafa KARACA