Biz

Oysa onlar böyle yapmadılar. Sahte, ciddiyetsiz, samimiyetsiz, düşüncesiz, ikiyüzlü, içi başka, dışı başka olmadılar. Örtmediler, gizlemediler, görmezden gelmediler.

Tarih : Mart 07, 2016
Sayı : Mayıs-Haziran 2014
Konu : Özeleştiri
Yazar :Ömer Faruk ÖZEN

Hassas ve inançlı insanlarız biz.

Secde izi alnımızda, gözümüzde yaş her dem.

İbadetlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalışırız.

İyi biliriz biz hakikati,

Tevazu kılıfında yarıştırırız ilmimizi.

Çok severiz ahkâm kesmeyi, durmadan anlatırız.

Haram yemeyiz, faize bulaşmayız, kimsenin hakkına göz dikmeyiz.

Hele kendi hakkımızı canımız pahasına koruruz.

-Ama kendi hakkımızı-

Okuruz, yazarız, etkili konuşmalar yaparız.

Bütün icraatımızı konforumuzdan eksiltmeden yaparız biz.

Zulme asla boyun eğmeyiz,

Zalimi lanetler, mazlumun yanında oluruz.

“İlk ev için kredi çekmek caizdir” fetvamızla aldığımız, bilmem ne sitesinin, bilmem kaçıncı katındaki güneye bakan rahat evimizde, yüksek çözünürlüklü ekranımızdan duyunca mazlumun âhını,

Başlamıştır artık birkaç dakikalık duygu seansımız.

Hemen içleniriz, üzülürüz, söylenmeye başlarız, belki biraz da ağlayıveririz.

Ama oturduğumuz koltuk batmaz bize.

Rahatımızı asla bozmayız.

Sonra birden “En akıllısı bende olsun” yarışında parayı bastırıp aldığımız telefonumuzu kapıveririz.

Beş liralık SMS’lerle katılırız biz de cihada.

Ama rahatımızdan asla ödün vermeyiz.

Istırabımızın süresi de haber değişene kadardır zaten.

Eğer haber uzun sürerse “Bu kadar üzüntü yeter” der ve biz kanalı değiştiririz.

Biriktirme tutkusuyla gece gündüz demeden çalışıp daha çok servete sahip olan mücahitlerimiz de vardır bizim.

Onların da sayesinde devamlı olarak yardım göndeririz, mazlum Müslüman kardeşlerimize.

Ne kadar da düşünceliyiz biz!

Kapitalizmi, materyalizmi, sekülerizmi lanetler dururuz.

Madde dünyasını, “Para her şeyi çözer” diyenleri eleştiririz.

Engin şefkat duygumuzla “Allah’ım onlara da hidayet ver” diye dua ederiz.

Ama biz de “para” göndeririz, tüm sorunlar çözülsün, mazlumun yüzü gülsün diye.

“Elimizden gelen budur” deriz ve başlarız yaşlı gözlerle duaya.

Ama rahatımızdan asla ödün vermeyiz.

Ne kadar da doğru yoldayız biz!

Biz hakikati sırtımıza alıp yükseltmek yerine,

Hakikatin sırtına binip kendimizi yükseltiriz.

Doğruyu yanlışı anlattıkça, bize saygısı artan insanların, asla kabul etmeyeceğimiz, söylendiğinde yapmacık bir tavırla reddedeceğimiz, zehirli övgülerini duydukça derin bir “İstemem yan cebime koy” hazzı yaşarız.

Dünya sevgisi iliklerine kadar işlemiş olan tek dünyalıları kınayan, dünyayı ikinci planda yaşayan bizlerin içinde “En” tutkumuz vardır.

En çok bizim olsun isteriz.

En iyisi bizde olsun isteriz.

Çocuklarımız en iyi okullarda okusun, en paralı mesleğe sahip olsun,

En iyi araba, en iyi elbise, en iyi, en iyi, en iyi…

Ne kadar da samimiyiz biz!

Sesimiz kısılana kadar bağırdığımız, yorgun argın döndüğümüz “Filistin’e destek” mitinginden sonra hararetimizi Yahudi kolasıyla gideririz.

“Sarı mı seversin siyah mı?” diye soracak kadar da inceyiz.

Ne kadar da ciddiyiz biz!

Elimiz, dilimiz hiç boş durmaz bizim.

Hatim taksiminde hissemize düşeni okuyup gönderdikten sonra,

Bilmem kaç bin salavat ödevimizi zikirmatiğimizle ifa ederiz.

Ve “Ben daha çok zikir çektim, ben daha çok Müslümanım” tavrımızla hocamızın yeni talimatlarını beklerken, öğretmeninden pekiyi almış çocuklar gibi seviniriz.

Zikirmatiğimizi elimizden bıraktığımızda tweetlerimiz ve paylaşımlarımız ile cihada aralıksız devam ederiz.

Eğer gezdiğimiz yerleri, yediğimiz yemekleri, dinlediğimiz müzikleri, gittiğimiz restoran, kafe ve mağazaları, farklı açılardan verdiğimiz pozları paylaşmaktan vakit bulabilirsek, en güzel sözleri, yazıları, videoları paylaşırız.

Sanal dünyanın, sanal süvarileriyiz.

Ne kadar da gerçekçiyiz biz!

İçimizden birisi çıkıp bir şeylerin yanlış gittiğini, bizim elimizden bundan çok daha fazlasının gelebileceğini, bununla ilgili birçok ayet olduğunu söylese, mantık balyozunu kafasına indirir, sesini keseriz.

İyi hesap yapılması gerektiğini, yoksa kendimizi heba etmekten öteye gidemeyeceğimizi anlatır, yığınla açıklama yaparız.

Ne kadar da mantıklıyız biz!

“Ama Araplar da bizi zamanında arkamızdan vurdu” diyen akl-ı evvellere kızarız.

Haklıyız da. Doğrusunu anlatmaya çalışırız.

Acırız, üzülürüz, ağlarız.

İnsanların duyarsızlığından yakınırız.

Ama bir şeyleri fedâ etmekten korkarız.

Kaçarız, örteriz, gizleriz, görmezden geliriz.

Terk etmeyi mesela hiç aklımızdan geçirmeyiz, düşünmek bile istemeyiz.

Malı, mülkü terk; vatanı, memleketi terk; ana, babayı terk; eşi, dostu, çoluk çocuğu, makamı, mevkiyi, mesleği, geçmişi, geleceği ve Allah ile aramızda başka ne varsa aradan çıkarmayı hiç düşünmeyiz.

Biz kaçıyoruz,

Bıçağın altına İsmail’ini yatıran İbrahim olmaktan,

Biz kaçıyoruz,

Bıçağın altına yatan İsmail olmaktan.

Oysa onlar böyle yapmadılar.

Sahte olmadılar, ciddiyetsiz, samimiyetsiz olmadılar.

Düşüncesiz olmadılar, ikiyüzlü olmadılar.

İçi başka, dışı başka olmadılar.

Örtmediler, gizlemediler, görmezden gelmediler.

“Elimden gelen budur” diyerek sıvışmaya kalkmadılar.

Allah’ın emrini mantık örtüsüyle örtmediler.

Allah yolunda her şeylerini fedâ etmekten geri durmadılar.

Onların duaya açılan bir eli dünyalıkları, bir eli de canlarıydı.

Allah emretti, onlar yaptılar.

Onlar da Müslüman’dı, biz de Müslümanız.

Biz ne kadar Müslümanız?

Ellerimizi duaya açtığımızda, ruhumuza vurduğumuz kat kat boyalardan sıyrılarak, duygular, düşünceler, talepler, algılar, ideolojiler, maddeler, dünyalıklar, şehirler, ülkeler, dünyalar üstü bir bakışla ellerimize bakalım,

Ve soralım: “Elimizden gelen gerçekten de bu kadar mı?”

Verdiğim rahatsızlığın kalıcı olması duasıyla…  

OYSA ONLAR BÖYLE YAPMADILAR. SAHTE, CİDDİYETSİZ, SAMİMİYETSİZ, DÜŞÜNCESİZ, İKİYÜZLÜ, İÇİ BAŞKA, DIŞI BAŞKA OLMADILAR. ÖRTMEDİLER, GİZLEMEDİLER, GÖRMEZDEN GELMEDİLER.