GEZİ-YORUM

Afra Nur KAYABAŞI

 

BİTMEYEN MÜZELER KENTİ : VİYANA

  1. Yüzyılın başlarına kadar Habsburg hakimiyeti devam eden Avusturya, Birinci Dünya Savaşından sonra cumhuriyetle yönetilmeye başlamıştır. Şu an ülkenin adı Avusturya Cumhuriyetidir. Orta Avrupa ülkesi olan Avusturya’nın %74’lük bir kısmı Katolik’tir. Avusturya, Doğu İmparatorluğu anlamına gelmektedir. Ülkenin en büyük şehri ve başşehri ise Viyana’dır.

Avusturya’nın Tarihi

Germen coğrafyasının önemli bir merkezi olan Avusturya 14.yy ile 18.yy arası Avrupa’nın en güçlü hanedanlığı olan Kutsal Roma Germen İmparatorluğunun merkezi olmuştur. 1806’da imparatorluğun Napoleon tarafından yıkılması ile Avusturya İmparatorluğu kurulmuştur. 1867’de Avusturya’nın Macaristan’la birleşmesi sonucu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kuruldu. I. Dünya Savaşından yenik ayrılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, II. Dünya Savaşında Naziler tarafından Alman topraklarına katılmıştır. Savaş sonrasında Avusturya günümüzdeki sınırlarına ulaşmıştır.

Bugün Avusturya, refah seviyesi oldukça yüksek ve turistik bir ülkedir. Gelirinin bir kısmını turizmden sağlamaktadır. Bu yazımızda Avusturya’nın başkenti olan Viyana şehrini gezeceğiz. Viyana, güzel mimarisi ile oldukça etkileyici bir şehir. Ara sokaklarında dolaşırken dahi gözlerinizi kamaştıran binalara sahip olan şehrin turistik mekanlarını buyurun birlikte tanıyalım..

Viyana’yı gezmeye başlamadan evvel şehirdeki ulaşım sisteminden bahsetmek istiyorum. Şehirde metro ağı oldukça gelişmiş durumda. Gezmek için 24 saatlik veya 48 saatlik biletler alarak sınırsız kullanabilme hakkına sahip olabilirsiniz. Ancak gezmeye başlamadan önce ağ haritasını güzelce incelemeniz gerektiğini belirtmek isterim, zira oldukça karışık ve ilk aşamada algılaması güç olabiliyor. Şehirde her yere metro ile ulaşımın olması işleri oldukça kolaylaştırmakta.

Hofburg Sarayı; 13.yüzyılda Orta Çağ kalesi olarak inşa edilen saray, bugüne gelene dek genişleyerek büyümüş ve daha çok Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun kışlık sarayı olarak kullanılmıştır. Sarayın üç bölümü bugün ziyarete açılarak müzeleştirilmiştir.  600 yıl boyunca Habsburg Hanedanlığının resmi konutu olmuştur. Saray bugün başlı başına bir şehir olabilecek durumdadır. 2600 odalı olan sarayın içerisinde; imparatorluk daireleri, Sisi müzesi, İmparatorluk gümüş koleksiyonu, binicilik okulu, Kraliyet hazineleri, Avusturya Ulusal Kütüphanesi ve kiliseler yer almaktadır. Başlı başına bir şehir derken ciddiydim 🙂 

 

 

Schönbrunn Sarayı, Habsburg İmparatorluğunun yazlık sarayıdır. Unesco Kültür Mirası listesinde yer alan bu saray son yıllarda Viyana’da en çok ziyaret edilen tarihi yapılar arasındadır. 1569’da II.Maximillian tarafından yaptırılan sarayın 1141 tane odası bulunmakta olup bugün 40 odası müze formatında ziyarete açıktır. Sarayın etrafını oldukça büyük bir bahçe çevrelemektedir. Hofburg Sarayı gibi Schönbrunn Sarayı da içerisine girdikten sonra bizlere ayrı bir dünya sundu. Sarayı gören tepede Saray Takı bulunmakta. Uzun yıllar Habsburg Hanedanlığının yazlık sarayı olarak kullanılan saray bugün büyüklüğü ve ihtişamı ile ziyaretçilerin oldukça dikkatini çekmektedir. 

 

 

Aziz Stephan Katedrali; 1147 yılında yapılan katedral, Viyana’nın önemli simgesi durumundadır. Oldukça görkemli dış cephesi ile şehrin tam kalbinde bulunmaktadır. Şehrin özgürlük simgesi haline gelen katedral birçok tarihi olaya şahitlik etmiş, çok kere yangın atlatmış ve restore edilerek günümüze kadar intikal etmiştir. Osmanlı Devleti’nin Viyana kuşatması sırasında katedral halkın sığındığı yer olmuştur. Katedralin içerisinde kuşatmanın başarısını simgeleyen bir heykel bulunmaktadır. II.Viyana Kuşatması sonrasında Osmanlı bölgede birçok mühimmat bırakınca, I.Joseph’in emri ile tüm bunlar eritilerek dev bir çan yapılmış ve katedralin güney kulesine monte edilmiştir. Evliya Çelebi ise, Seyahatnamesinde İstifani Manastırı olarak bahsetmiştir.

FOTOĞRAF 5

Belvedere Sarayı; Yukarı Belvedere ve Aşağı Belvedere olmak üzere iki sarayın birleşmesinden oluşur. Başlangıçta Savoy Prensi olan Eugene, Habsburglara bağlılığını ilan ettikten sonra birçok başarıya imza atmıştır. Sonrasında Belvedere Sarayı Prens Eugene için 1697’de yazlık saray olarak yapılmıştır. Avusturya sanatının önde gelen eserlerinin sergilendiği önemli bir yerdir. İki sarayı birbirine bağlayan Belvedere bahçeleri ise tasarımıyla oldukça ilgi çekicidir. Bahçeler birçok heykel ve süs havuzlarından oluşmaktadır. Sarayın içerisinde yer alan birbirinden kıymetli sanat koleksiyonları ise sanatseverler için harika bir imkân sunmaktadır. 

 

Aziz Karl Kilisesi; 1713’de İmparator V.Karl’ın isteği üzerine 16.yüzyılda cüzzam salgınında hastalar için umut olmuş Karl Borromaeus adına yapılmıştır. 1737 yılında tamamlanan kilisenin içerisinde bugün klasik müzik konserleri verilmektedir. Yunan mimarisinden etkilenerek yapılan kilisenin sütunlarındaki ince detaylar sanki birer hikâye anlatıyor. 

 

Viyana Sanat Tarihi Müzesi (Kunsthistorisches Museum); 1871’de inşasına başlanan müze 20 yıl sonra 1891’de I.Franz Joseph’in katılımı ile açılmıştır. Gerek müzenin içerisinde bulunan koleksiyonlar gerekse müzenin mimarisi göz alıcı ihtişamı ile karşılıyor bizleri. Viyana Ulusal Tarih Müzesi ile karşı karşıya olan iki müzenin mimarisi ise aynı olmakla dikkatleri çekiyor. Sanat Tarihi Müzesinin içerisinde Mısır, Antik Yunan, Roma Antik dönemi eserleri ve Avrupa’da resim sanatının dönemleri bulunan koleksiyonlar mevcut.  İçerisindeki koleksiyonlara bakmadan dahi binaya ilk girişten itibaren bizi karşılayan tavanlar, sütunlar, kabartmalar, heykeller oldukça etkileyici. Müzede ilk olarak Resim Galerisini geziyorsunuz. Ardından Mısır ve Antik Roma eserleri bölümü geliyor. Sanata meraklıların tam gününü ayırması gereken bu müze, ayrıntılı gezilmediği zaman 3-4 saatte gezilebilir. Viyana’ya gidilirse kesinlikle listenize eklemeniz, görmeden geri dönmemeniz bir mekân. 

 

Viyana Ulusal Tarih Müzesi(Naturhistorisches Museum); Müzeye ilk girdiğimizde geniş bir mineral koleksiyonu karşılıyor bizleri. Meteor parçaları ve hayvan fosilleri ile devam ediyor müze. Birçok hayvan fosili arasından en çok ilgimizi çeken gerçek boyutlu dinazor fosilleri oldu. Müzenin bir bölümünde insanın evrim süreci anlatılmış. İnsanın varoluşundan günümüze kadar olan zaman, bölüm bölüm anlatılmakta. Yapılan insan figürleri gerçeğe çok yakın olması ile dikkatimizi çekti. Son olarak müzenin en üst katında farklı türden birçok hayvanın sergilendiği zooloji bölümü bulunmakta. Müze hem yetişkinlere hem çocuklara oldukça hitap eden bir müze. 

 

Votiv Kilisesi; Neo-Gotik tarzda yapılmış bir kilisedir. Tanrıya minnet amacı ile yaptırılan kilisenin inşası için halktan para toplanmıştır. Ferdinand Maximillian’ın çağrısı üzerine yapımına başlanmıştır. 99 metre uzunluğundaki kilise, ünlü mimar Heinrich Ferste tarafından yapılmıştır. 

 

Hunderswasser Evi; Sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından yapılan bu ev, apartman olarak kullanılmakta. Diğer binalardan farkı ise oldukça renkli olması. Bugün Viyana’nın en çok turist çeken mekanlarından bir tanesi olmuş durumda. İçerisinde 53 daire ve 4 ofis bulunmakta. Odalardan dışarıya sarkan ağaç dalları binayı daha da ilgi çekici hale getirmiş. Gözünüzün gönlünüzün renklenmesi için Viyana’da görülmesi gereken mekanlardandır. 

 

Prater Eğlence Parkı; Çok gezdik çok yorulduk. Siz de bizim gibi “Viyana seyahatimizi güzel sonlandırmak istiyoruz” diyorsanız Prater tam olarak gitmeniz gereken bir yer. Bu eğlence parkında Avrupa’nın en eski dönme dolabı bulunmakta. Tavsiye üzerine güneşin batışını dev salıncakta Viyana manzarası ile birlikte izlemeye karar verdik. Prater’in bir dönme dolabı bir de salıncağı meşhur. Biz dev salıncağı deneyimledik ve kesinlikle tavsiye ediyoruz. Hem eğlenip hem de aksiyonlu bir şekilde Viyana’yı izleyebilirsiniz.

 

3 günlük Avusturya, Viyana seyahatimizi eğlence parkında sonlandırdık. Viyana’da görülecek daha birçok tarihi, kültürel mekanlar var tabi. Zamanınız var ise tarihi Viyana Opera Binası, Belediye Binası, Groben Caddesi ve Veba Sütunu Viyana’da görülmesi gereken önemli mekanlardan. Viyana, estetiğin varlığını tüm binalarında hissettirmesi ile, saraylarının büyüklüğü ve ihtişamı ile, müzelerinde var olan harika koleksiyonlarıyla görülmesi gereken önemli şehirler arasında yer alıyor. Sadece sokaklarında yürümek ve etrafı seyretmek dahi şehri sevmeniz için yeterli olacaktır.