Bilgi, birçok dünya görüşünün perspektifinde farklı boyut kazanmış insanlığın en eski kavramlarından birisidir. “Kutsal bir hediye”, “Tanrıdan çalınmış ateş”, “yenilmiş yasak elma”, “İnsanın hayatını kolaylaştıran güç.” Binlerce yıldır insanlar bu kavramlar arasında gidip geldiler. Bilgi için seçtikleri anlam insanlığın bütün hayata bakışını etkilemiştir. Ancak hiçbir çağda bilgi ve bilim adı bu kadar kullanılmadı. Hiçbir çağda insanlar arasında bilgi bu kadar kitlesel olarak yaygınlaşmadı. Hiçbir çağda bilgi bu kadar kirletilmedi ve ahlakını kaybetmedi. Bu yazının amacı çağdaş insanın çarpık bilgi anlayışının, bilginin kullanılma ve üretilme ahlakına etkisini incelemektir.

İnsanoğlu eşyayı tanımlayabilen, bilgileri işleyerek yeni sonuçlar çıkarabilen, isim ve kavram oluşturma yeteneği olan yeryüzünün göz bebeği bir canlıdır. Yasak meyveyi tatmak ve sonrasında dilediği özür ile yeryüzü serüvenine başlayan insanoğlu, yaşadığı ve gözlemlediği bütün olaylardan, isim koyma yeteneği ile ürettiği bilgi ve kavramlarla hayatı inşa etmeye başladı. Yazının bulunması ile ses ve hareketlerle ifade edilen her şey yazı diline aktarıldı. Artık insan elde ettiği sonuçları başkalarına sunabiliyor ve bilgi daha hızlı yayılmaya başlıyordu. İnsanlığın bilgiyi sembollerle yazılı hale getirmesi ile artık Allah ve insan diyalogu daha çaplı ve boyutlu bir hale geldi. Hz İbrahim (as) ile başlayan toplumsal din süreci ardı ardına gelen ilahi kitaplarla daha da kapsamlı hale geldi. Artık insan hem hayatı okumayı hem de elde ettiği bilgileri yazmayı öğrenmişti. İnsan bilgiyi kullanarak medeniyetler kuruyor ve bilgiyi ele geçiren gücü de ele geçiriyordu. Bilgiyi iyi kullanan medeniyetler diğerlerine oranla güçlü ve uzun ömürlü oluyorlardı. En son vahiy olan Kur’an ile Allah insanlığa hayatı okuma ve bilgi elde etmenin ana unsurlarını öğreterek bir anlamda insanlığın akil baliğ olduğunu; yeni bir peygamber göndermeye artık gerek kalmadığını duyurdu. İnsanoğlu bu bilgiler ışığında bilgiyi ve hayatı yaratıcısının maksadına uygun şekilde üretebilecekti. Bilginin ilk insanla başlayan serüveninde, insanlığın baştan beri çözmeye çalıştığı ve bilgiyi kullanma ahlakını da etkileyen en önemli unsur bilginin kaynağı ve elde edilmesi ile ilgili bakış açılarıdır.

İnsanlığın bilgiye çarpık bakışında derin izler bırakan en tipik örnek; eski yunan efsanelerinde geçen Prometheus’un ateşi (bilgiyi) tanrı Zeus’tan çalarak insanlara vermesidir. Bu efsane çağdaş toplumların bilgi bakışını derinden etkilemiştir. İnsan- tanrı ve insan- bilgi ilişkisinin günümüzdeki sapmalarının arka planında bu bakış açısı yatmaktadır. Bu bakış insanlığın tanrı ile olması gereken güven (iman) ilişkisini derinden etkilemiş ve insanlık tanrıdan bir şeyler aşırmaya çalışan onun vermediği şeyleri (sonsuz yaşam, sınırsız mutluluk gibi) ona rağmen elde etmeye çalışan, tanrının kurallarını çaldığı bilgilerle değiştirmeye çalışan bir üslup takınmıştır.

Çağdaş insanın hedefi tanrılaşmak ve sonsuzluğu ve sonsuz gücü bilgi sayesinde yakalamaktır. Benzer bilgi anlayışını Pavlus Hıristiyanlığında da görmekteyiz. Âdem ile Havva’nın şeytana uyarak yediği yasak elma Hıristiyanlıkta bilginin sembolüdür. Bilgi Tanrıya rağmen onun emirlerine uymayıp işlenmiş (elde edilmiş) ilk günahtır. Cennetten kovulmanın nedeni bilgidir. Hıristiyanları uzun dönem karanlık çağına mahkûm eden bu ilk günah anlayışıdır. Eski Yunan’da olduğu gibi yine yasak, yine tanrıya rağmen işlenmiş bir günahtır bilgi. Çağdaş insan eski Yunan ve Pavlus Hıristiyanlığının bilgi anlayışından oldukça etkilenmiştir. Günümüz insanının bilgi ve bilime bakış konusunda nerede durduğunu anlamak için sözlüklerde biraz gezinmeniz yeterlidir. Bilim/ilim, insanların daha iyi hayat şartlarına kavuşmasına, var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeyler öğrenmesine ön ayak olan genellemedir. Her türlü düzenden yoksun verileri (data) ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabasıdır. Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır. Türk Dil Kurumu ise “bilim”i şöyle tanımlamaktadır: “Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim.”[1] Bu tanımlamaları üst üste koyduğumuzda çağdaş insanın bilgiye bakışı seküler ve istifadecidir. Bu bilgi anlayışının en belirgin özelliği Allah’tan ve ahlaktan koparılmış olmasıdır. Günümüz insanı İslam inancının tam aksine eski Yunan ve onun etkisinde kalan Pavlus Hıristiyanlığının bilgi anlayışını benimsemiştir.

Rönesans’la birlikte, Batı medeniyeti kullanmak istediği tüm değerlere yaptığı gibi, din başta olmak üzere bilgiyi tüm bağlarından koparmış yani bilgiyi laikleştirmiştir. Sekülerleşen ve bütün iplerini koparan batı bilimi hızla pozitivistleştirmeye başladı. Bilgi sayesinde daha fazla üreten, daha hızlı ulaşım ve iletişime sahip olan batı diğer tüm medeniyetleri ahlakı ve hiçbir değeri olmayan bilgi canavarı ile tek tek yemeye ve tüketmeye başlamıştır. Osmanlı da bu canavarın en çok zarar verdiği medeniyetlerden birisidir. Bilgi dinden ve tüm ahlaki değerlerden koparılmış, güçlü, ahlaksız, ukala bir canavara dönüştü. Bu canavar devletler tarafından kontrol altına alındı ve ehlileştirildi. Tüm insanlık bilim tanrısının önünde secdeye kapanmaya zorlandı. Kabul etmeyenler bilim tarafından aforoz edilerek değersizleştirildi. Eski çağlarda özellikle de hâkim güçlerden bağımsız ortamlarda üretilen bilgi; artık devletler tarafından bilgi çiftliklerinde (üniversiteler) seri bir şekilde yumurta üretir gibi üretilmeye başlandı. Bilginin üniversiteler dışında üretilmesi ve onaylanması yasaklandı. Eski çağlarda bilgiyi kontrol eden ve bilgiye anlam ve ahlak veren ve halkın istifadesine sunan âlim ve bilgelerin yerine bu çiftliklerde çalışan ve tek görevi endüstride kullanılabilir bilgi üretmek olan bilim adamları geçtiler. İlim adamlarının bir kısmı bilginin namusunu korusalar da bu erozyonun önüne geçemediler. Hesapta özgür üniversite ve özgür bilim adamlarından bahsedilse de maalesef bilim ve adamı göbeğinden devlete ve endüstrilere bağlanmıştı. Bilgide oluşturulan akademik kastlarla altta olan öğretim üyeleri ve araştırma görevlileri baskı altına alınarak kişiliksizleştirildi. Bilgi sadece insanlığa hizmet için üretilmiyordu. Üretilen bilgiler devletlere, kurumlara ve insanlara pazarlanıyordu. Bilim adamları devlete göbeklerinden bağlıydılar, firmalara ve endüstrilere siparişle bilgi ürettiler. Atom bombasını da bulan, kanserojen maddeleri keşfeden, silahlarla dünyayı kasıp kavuran, insanların sömürgeleştirilmesini keşiflerle destekleyen de maalesef bilerek veya bilmeyerek bilim insanı oldu. Maalesef bilgi ve bilim kirlendi. Çünkü artık bilginin ahlakı kalmamıştı. Allah’tan, dolayısı ile anlamdan ve ahlaktan uzaklaşmış bilgiye yeni bir ahlak kavramı bulundu “etik”. Üniversiteler artık kontrolden çıkan bilgiyi kontrol edebilmek için etik kurullar oluşturdular. Bu kurullar üretilen bilgiye etik (seküler ahlak) onay verirse bu bilgiyi ahlaklı saydılar. Aşkın değerlerin yerini yerel ve seküler etik değerler aldı. Üniversitelere tutsak edilen bilginin tek sorunu bu da değildi. Ahlaksız bilgi artık insanları öldüren silah yapımı dışında psikolojik silah olarak da kullanılmaya başlandı. Çağımızda bilgi, insanları kontrol edebilmek için kurgulanarak çarpıtıldı. Televizyon, radyo, internet gibi toplu iletişim araçları ile insanlar yalan, faydasız, sağlıksız ve zararlı bilgi bombardımanına tutuldular. Bilgi, pazarlama sektöründe insanların bilinçaltını kontrol etmek için büyü yerine de kullanılmaya başlandı. Allahın insana öğrettiği ve meleklere secde ettirdiği kelimeler artık insanlar tarafından kirletildi ve aşkın değerlerden koparılan bu kelimeler insanları tarihin en tehlikeli canavarına çevirdiler.

İnsanı insan yapan da, insanı korkunç bir şeytana çeviren de bilgidir. Burada irdelenmesi gereken şey bilginin hem sorun hem çözüm olmasıdır. Çağdaş insanın kirlettiği bilgi tekrar İslami bir bakışla düzeltilebilirse dünyadaki birçok sorun zaten kökünden halledilecektir. Kuranda insan ve bilgi ilişkisinin başlangıcını anlatan âyetler İslam’ın bilgiye bakışını özetlemektedir:

“ve âdeme tüm isimleri öğretti, bunun ardından onları meleklere takdim etti ve dedi ki: “hadi eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız şunların isimlerini bana bir haber verin!” [2]

“(melekler) cevapladılar:” sen tek otoritesin, bizim senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz olamaz; yalnızca sensin her şeyi tam bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden.” [3]

“(Allah ) buyurdu: “ Ey âdem! Şunların isimlerini onlara bildir.” Onların isimlerini (meleklere) bildirince de ; “ size dememiş miydim “Ben bilirim göklerin ve yerin sırrını; gizlediklerinizin ve açıkladıklarınızın tümünü de ben bilirim” diye?” [4]

Kurana dayalı bilgi ahlakının yeniden temellendirilmesinde ana unsurlar aşağıdaki gibi özetlenebilir[5]:

  1. Bilgi, Allah kaynaklıdır ve özünde temizdir. İnsan, Allah’ın hayat boyu öğrenen bir öğrencisidir.
  2. Bilgi, Allah tarafından insana verilmiş en büyük nimettir, çalınmış gayrimeşru bir değer değildir. Bu anlayış bize bilginin tüketilmesi gereken bir şey değil, üretilmesi ve korunması gereken bir emanet olduğunu hatırlatır.
  3. Bilgi üretebilme özelliği insanlara aittir ve tüm canlıların insana secde etmesinin sebebidir.
  4. Bilgi, Allah’la savaşma aracı değil tam aksine Allah’a ulaşma aracıdır. Her doğru bilgi bir âyettir.
  5. Bilgi, yaratılma anlamımızın özünde yatan en önemli değerlerdendir. Bilginin olmaması insanda ciddi bir anlam kaybına neden olacaktır.
  6. Allaha ve anlama doğrudan veya dolaylı olarak atıfta bulunmayan bilgi faydasız bir bilgidir. İçerisine anlam konulmayan, aşkın değerlerden koparılan bir bilgi tehlikeli ve ölümcül bir silaha dönüşebilmektedir.
  7. Eğitimde insanlığa sunulan bütün bilgilerin içerisine o bilginin ahlakı da konulmalıdır. Her anlatılan konunun arkasına konunun ahlakı bölümü eklenmelidir. Fotosentez ahlakı, trigonometri ahlakı, birinci dünya savaşını anlama ahlakı, yerçekiminin ahlakı gibi. Örneğin bir çocuğa yağmur yağmasının mekanizmasını anlattıktan sonra yağmur ahlakı bölümüne yağmur olmasa idi bizim gibi canlı olan tüm bitki örtüsünün yok olacağını, yağmurlu bir günde bir şehre milyarlarca liralık yağmur yağdığını, aslında yağmurun bedelsiz aldığımız çok pahalı bir değer olduğunu da eklersek bilginin ahlakını vermiş olacağız. Biyoloji ahlakında hücre yapısı anlatılan canlıların da bizimle aynı yeryüzüne ait olduğu, öteki olmadığı, hayatın mukaddes olduğu, bizden küçük ve görünmez olmalarının onların yaşamının değerini azaltmayacağı öğretilmelidir.
  8. Kuran bir bilgi deposu değil, aklımızı nasıl kullanacağımızı ve bilgi üretimini öğreten bir inşa rehberidir. Kuran bilgiyi tek tek vermez. Kuran bilgileri okumayı ve üretmeyi öğretir. Vahyin amacı insan zihninde bir bilgi çevrim istasyonu inşa edilmesidir.
  9. Kurana göre bilginin miktarı değil niteliği önemlidir. Günümüzde bol miktarda bilgi üretilmektedir. Kimin hangi amaçla ve nerede ürettiği bilinmeyen bilgiler tüm dünyayı bir bilgi çöplüğüne çevirmiştir. Bilgiler topluma, “bilimsel bir çalışmadan alınan”, “bilimsel çalışmalar diyor ki” gibi günümüzün dokunulmazlığı olan bir ibaresi yerleştirilerek sunulmaktadır. Bilgilerin büyük bir bölümü kaynağı belli olmayan, anlamdan uzaklaştırılmış, çöp niteliğinde, kirli, hakikate atıfta bulunmayan ve işportada kulaktan kulağa satılan bilgilere dönüşmüştür.
  10. Müslümanlar, kullandıkları tüm besinlerin kaynağını kontrol ettikleri gibi artık kullandıkları bilginin kaynağını, anlamını, ahlakını, faydalı olup olmamasını, ruhumuza kanserojen içeriğinin olup olmamasını, Kuran tarafından onaylanıp onaylanmadığını, hatta son kullanma tarihinin geçip geçmediğini de araştırmaları gerekmektedir. Bilgi sağlığı da gıda sağlığı gibi belirli standardizasyonlara tabi tutulmalıdır. Sokak bilgilerini ve kulaktan dolma bilgileri (zan) kullanmaktan kaçınılmalıdır.
  11. Bilgi tekrar bağımsızlaştırılmalıdır. Bilgi çiftlikleri üniversitelere hapsedilen bilgi yeniden özgür kurumlarda üretilmelidir. Bilginin gücüne her zaman talip olan devlet ve endüstri gibi hâkim güçler bilginin bağımsızlığının ve ahlakının en büyük tehditleridir.
  12. Üniversitelerin bilgi elde etme ve eldeki bilgileri onaylama yöntemleri tekrar gözden geçirilmelidir. Sadece deney ve gözleme dayanan bir bakış açısı bilgi elde etmede yetersizdir. Bilimin tüpe sığdıramadığı için Allah’ı yok sayması en büyük bilimsel hatadır. Bilim, tanrı olmaktan çıkarılmalı ve şımarıkça her şeyi yargılaması önlenmelidir. Bilgi ve bilimin kaynağı Allah’tır.
  13. Bilgi bir meta olmaktan çıkarılmalıdır. İnsanlığın ve doğanın faydasına kullanılmalıdır.
  14. Bilgi kirliliği kurulacak olan özel arıtma kurumları ile temizlenmelidir. Toplumların ruhlarının kirletilmesinin önüne geçilmelidir. Reklamlar gibi özel olarak üretilen ve bilinçaltımızı kirleten; hibnotik dilde hazırlanmış zararlı bilgilerin önüne geçilmelidir.
  15. Bilgi üreten insanlar insanlığın ortak değerleri ile donanmış ve bilgi ahlakı almış insanlar olmalıdır. Bilgi üretecek asistanlar ve öğretim üyelerine ders olarak bilgi ahlakı dersleri verilmelidir. Aksi halde atom bombası gibi ahlaksız bilgi üretiminin önüne geçilmesi mümkün değildir. Bilgi hiçbir zaman silah olarak kullanılmamalıdır ve bilgi güvenliği sağlanmalıdır.
  16. Bilgi, ruhun gıdasıdır. İyi bir bilgi ruh ve akıl sağlığı için elzemdir. Kötü ve kalitesiz bilginin ise ruhumuzu hastalandıracağı akıldan çıkarılmamalıdır. Bilgi ve bilginin sağduyusu olan hikmet insanlara birlikte öğretilmelidir.
  17. Çok miktarda, dengesiz alınan bilginin aklımızda obeziteye neden olacağı ve akıl hareketlerimizi azaltacağı bilinmelidir. Tek düze bir bilgi alımı da beyin gelişimimizi olumsuz etkileyecektir. Ruhumuza kanserojen olabilecek bilgilerden kaçınılmalıdır.
  18. Bilgili insan (âlim) çok bilen insan değil Allah’tan en çok korkan insandır. Çok bilen insanlara bilgilerinin ahlakı verilmemişse maalesef dünyanın en tehlikeli yaratığına dönüşebileceklerdir.
  19. “Bilgi güçtür” sloganının yerine bilgi ahlaktır sloganı geçirilmelidir.

İDRİS ŞAHİN

[1] Türkçe Sözlük, 10. baskı, TDK, Ankara 2005.

[2] Bakara, 2/31

[3] Bakara, 2/32

[4] Bakara, 2/33

[5] Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal Tefsir