LÜGAT

 

BEŞÎR ve NEZÎR OLARAK PEYGAMBER ALGISI

-Giriş

Kur’an muhataplarını ikna etmek üzere çeşitli metodlar (üslûb) kullanır. Haber verdiği hakikatlerin kabul edilmesi için insanın yapısına, bazen aklına bazen duygularına  hitap eder. Bu üslûp bazen özendirme ve korkutma, bazen ödül va’detme veya cezayı söz verme, davet, tehdit,  bazen de müjde verme ve uyarma şeklinde gelir.

Kur’an’da uyarının (inzârın) çoğu zaman müjde (tebşîr) ile birlikte kullanıldığını görüyoruz. Demek ki bu ikisi arasında zıt anlamlı bir ilişki söz konusudur. Amaç muhatabı hayırlı işlere, dinin maslahat (faydalı ve ıslah edici) dediği amelleri yapmaya özendirmek, istek uyandırmak, mefsedet (zararlı ve ifsat edici) dediği amelleri (işleri) yapmaktan sakındırmaktır. Ya da kişinin kazacaklarını ve kaybedeceklerini kendisine etkileyici bir yöntemle haber vermektir.[1]

Bunların her biri duruma göre, haber verilen şeyin ağırlığına, mesajın vurgusuna, konunun akışına göre değişebilir.

Osmanlıca Lügat’ta müjde: Muştu, sevinç haberi. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş.[2]

Türkçe’de müjde: Sevindirici haber. Muştuluk. Sevindirici haber verileceği zaman söylenir. Mesela: Müjde! Bir oğlunuz oldu. Müjde vermek/müjdelemek: Bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak.[3]

Müjde vermek genelde olumlu amaç, yani sevindirici, güzel, hoş haberler için kullanılır. Bu da kalpte hissedilen ama etkisi deri üzerinde, yüzde, davranışlarda görülen bir sevinçtir. İnsana huzur ve mutluluk veren bir hoşluktur.

Müjde olayında gelecekte gerçekleşecek, gerçekleştiği zaman da ilgiliyi sevindirecek ve mutlu edecek bir olgu söz konusudur. Bu bağlamda müjde geçmişe değil, geleceğe dönüktür diyebiliriz.

 

-Müjde (beşera) fiili ve türevleri

Arapça’da müjde kelimesinin karşılığı “Beşera” fiilidir. Bu da sözlükte derinin görünür olması, bir  şeyin güzelliğiyle ortaya çıkması,  görünmesi demektir.[4] Çünkü derinin bu üst tarafı alınan haberle değişiklik gösterir. Alınan haberin izi deri üzerinde görülür.[5]

Konumuzla ilgili bu kökten gelen kelimeler;

“beşer”; halk, insan (âdemoğlu) demektir. Bu sıfatın tekili, çoğulu, erili ve dişili  hep aynıdır.[6] İnsana beşer denilirken burada esas aklınan nokta, insan derisinin  üzerinde yün, kıl, tüy bulunan hayvanların aksine açıkta, görünürde olmasıdır.[7]

Büşrâ”; müjdeleyicinin ulaştırdığı şey, müjde, güzel ve çok sevindirici haber, yoğun müjde demektir.[8] “İster hüzün versin, ister sevinç versin muhatabın yüzünde değişiklik meydana getiren habere ‘büşra/müjde’ denir.” (Sibeveyh’ten nak. Kur’an’ın İkna Hususiyeti, s: 304)

“Beşşera ve bunun masdarı tebşîr”; ferahlatmak, ferahlatıcı/sevindirici olanı ortaya koymak, hayır olsun şer olsun birine bir şeyi müjdelemek, güler yüzlü olmak, güler yüzle karşılamak, bir kimseye hakkında bilgisinin olmadığı bir konuda sevinçli bir haber vermektir.

“Beşîr ve mübeşşir”; sözlükte insanları hayırlı veya şer bir işle müjdeleyen, muştu veren,  güler yüzlü, sevecen, güzel demektir.[9]

 

Kur’an’da tebşîr (müjdelemek) fiili

Kur’an’da ‘beşera’ fiili geçmez. Ama bu kökten gelen kelimeler fiil, masdar, sıfat ve isim halinde 122 yerde geçiyor.

Meleklerin hz. İbrahim’e bir oğul müjdelemeleri (Hıcr 15:53-55),

Allah’ın İbrahim’e çocuk müjdesi vermesi (Saffât 37/101, 112. Hûd 11/71. Zariyât 51/28),

  1. Zekeriya’yı Yahya ile müjdelemesi (Meryem 19:7. Âli İmran 3:39),

Hz.Peygamber’in insanları Kur’an’la müjdelemesi (Meryem 19:97),

Sâlih amel işleyen mü’minlere ödüller (İsrâ 17:9. Kehf 18:2. Şûrâ 42/23),

Allah’ın hz. Meryem’e İsa’nın doğumunu müjdelemesi (Âli İmran 3:45),

Kendi yolunda hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla yoğun çalışan (cihad eden) mü’minleri rahmet ve hoşnutluk ile (Tevbe 9:20-21) müjdelemesi, yani hak edilmiş karşılık, ödül ve makamların müjdesi “beşşera/tebşîr” fiili ile anlatılıyor.

Allah (cc) pek çok âyette Hz. Muhammed’e bazılarını “beşşir-müjdele” diyor. Bu, şüphesiz onun “Beşîr” sıfatı veya görevi ile ilgili bir emirdir.

 

-Azapla müjdeleme

“Büşrâ-tebşîr”; müjdelemek, yani iyi, ferahlatıcı, sürûr verici bir haber vermek, sevindirici bir sonucu bildirmek anlamına gelmekle birlikte Kur’an’da kinâye ve alay yoluyla “üzücü bir haberi ve elem verici bir sonucu” bildirmek anlamında da kullanılmıştır.[10]

Müjdenin olumlu, sevindirici, özendirici anlamına rağmen, münafıklar ve inkârcıların yaptığı işlerin yanlış olduğu söylenmesi, sonra da onları kötü bir sonuçla müjdelemek dikkat çekicidir. (Nisâ 4:137-139. Tevbe 9:3. Casiye 45:8. Âli İmran 3:21. İnşikak 84:22-24) Bu nükteli üslûp, onların vahyi hafife almalarına karşı bir misillemedir.[11]

 

-Uyarmak (nezera-nezr) fiili ve türevleri,

“Nezera” fiili ve bu kökten türeyen kelimeler Kur’an’da 130 yerde geçiyor.

“İnzâr/nezîr” kelimesinin aslı olan “nezera-nezr” fiili sözlükte; üzerine vacip (gerekli) olmayan bir şeyi kendisine vacip kılmak demektir. “Bir işi Allah için nezr ettim-nezertu” şeklinde söylenir.[12]

Kur’an’da hz. Meryem’in annesinin kendisini mabede adaması (Âli İmran 3:35), müslümanların bir ibadeti Allah için adamaları (Bakara 2:270. İnsan 76:7. Hacc 22:29), Meryem’in oruç adaması (Meryem 19:36) bu fiille anlatılıyor.

Buradaki ‘nezr’, fıkıh dilinde tarif edilen adaktır ve bilinen şekliyle nafile ibadettir.

-“Nezera/neziru”; bir tehlikeya karşı tedbirli olmak, bir şeyi bilip sakınmak, tehlike ve düşman söz konusu olunca ihtiyatlı davranmaktır.[13]

-“enzera ve bunun masdarı inzâr (çoğulu veya masdarı nüzur)”; sözlükte; içerisinde korkutma ve sakındırma olan bir haberi vermektir.[14] Bir şeyi bildirip sakınmasını istemek. Bir şeyin sonucundaki tehlikeyi haber verip sakındırmak, Dikkatini çekmek. Korkutup uyanık kılmak. Bir şeyi tebliğ etme, bildirme, iletme, haber vermek, uyarmak ve dikkatini çekmek demektir.[15]

İnzâr, uyarıp korkutarak haber vermektir. Korkutma olmazsa buna inzâr değil, i’lâm ve ihbar denilir.

İnzârın fail (özne) ismi olarak nezîr; elçi, delil, içinde korkutmanın da bulunduğu haberi veren kimse, bir tehlikeyi haber vererek başkasını ‘inzâr’ eden (uyarıp korkutan), sakındıran demektir.[16] (Nüzur için bkz: Yûnus 10:101. Ahkaf 46:21. Necm 53:56) “Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar (nüzur) fayda vermiyor!” (Kamer 54:5)

Semûd, Lût ve Firavun kavimleri kendilerine gelen uyarıları (nüzur’u) yalanladı. (Kamer 54: 23, 33, 41-42) Lût (as) da kavmini Allah’ın şiddetli azabı ile uyardı ama onlar bu uyarılara (nüzur’a) aldırmadılar. (Kamer 54:36)

Kamer Sûresinde 6 âyette nüzur Allah’a nisbetle geliyor. (Kamer 54:15-16, 18, 21, 30,37, 39),

 

-Kur’an’da uyarı/uyarmak/uyaran (nezr/inzâr/nezîr) kavramı

“Nezara” fiili ve türevleri Kur’an’da toplam 130 yerde geçmektedir.

“Sevindirici haber verme” anlamındaki “tebşîr”in karşıtı olan inzâr da davetin yöntemlerinden biridir.

Peygamberlerin bir görevi olarak “inzâr”; insanları yapılanların sonucunu haber verip uyarmak, tehlikeyi gösterip dikkatlerini çekmek işidir. Allah (c.c.) kendi Rabliğini tanımayıp, başka ilâhlara kulluk yapanlardan veya kendisi ilâhlığa yeltenenlerden razı değildir. İnsanın bu gibi zayıf taraflarını, şeytanın ve nefsinin onu devamlı olarak yanıltacağını, saptıracağını, uydurma tanrılara kulluk yapabileceğini  bilmektedir. O yüzden onu sürekli uyarmıştır.

Elçilerini ve ilâhî kitaplarını göndererek onlara ilahi ödülleri müjdelemiş, cehennem azabından yani kötü sonuçlardan sakındırmıştır.

“İnzâr”, esasen peygamberlere ait bir görev olmakla birlikte Kur’an’da Allah (cc) inzâr faaliyetini kendisine de nisbet ediyor. (Duhan 44/3. Mü’min 40:15.) “Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık.” (Nebe’ 78:40. Leyl 92:14)

Allah’ın (st) “inzâr edici” olması, insanların davranışlarından haberdar olduğunu ve onların doğru yolu bulmaları için her türlü vesileyi yarattığını gösterir.[17]

-“Nezîr”; Kur’an’da 43 defa peygamberleri ve hz. Muhammed’i ve Kur’an’ı nitelemek üzere geçiyor.

Kur’an’da bunlardan 4 tanesi hz. Nuh’u, 16 tanesi peygamberleri, ya da Allah’ın insanlara uyarıcı gönderildiği gerçeğini, 2 tanesi Kur’an’ı, 1 tanesi cehennemi, 20 tanesi de 7’si beşîr’le birlikte olmak üzere hz. Muhammed’in bir uyarıcı olduğunu haber veriyor.

-“Münzir”; inzâr masdarının özne ismi (ism-i faili) “münzir“dir. “Münzir veya nezîr”; tehlikenin farkında olmayan topluluğa bu tehlike hakkında bilgi veren, onları uyaran kimsedir. Kur’an’da tekil ve çoğul olarak 15 yerde geçmektedir.

-“Münzer”; uyarılan demektir. Kur’an’da çoğul (münzerîn) olarak beş âyette uyarıldıkları halde elçileri dinlemeyen, hatta “hadi doğru söylüyorsan söz verdiğin azabı getir” diye meydan okuyanların hak ettikleri cezalardan bahsediliyor.

“Bak, uyarılanların (münzerin’in) sonu nasıl oldu?” (Yûnus 10:73. Saffat 37:73, 177. Şuarâ 26:173. Neml 27:58)

 

-Beşîr-nezîr gerçeği

İnsan neyin kendisi için hayırlı, neyin kendisi için şer olduğunu tek başına bilemez. Bu noktada ve doğru yolu (hidâyeti) bulmada müjdeleyicilere ve uyarıcılara ihtiyaç vardır. Sözünde ve davranışlarında dürüst bir kimsenin uyarılarına, haberlerine kulak verilir. Aklını kullananlar bu uyarıcıların ve müjdecilerin dediklerini dinlerler, alırlar ve gereğini yaparlar.

İslâm, Allah’a ve O’nun vahiyle gönderdiklerine teslim olduktan sonra ma’ruf (hayırlı/faydalı) işleri yapmayı, münkerden (şer/zararlı) kaçınmayı, sâlih amelleri (iyi işleri) emreden bir dindir. İslâmı seçmek de kişinin kendi tercihidir, başkasının zorlaması değil. Genelde peygamberlerin, özelde hz. Muhammed’in görevi sadece davet, tebliğ ve yaşayarak örnek olmaktır.

Onların baskı yetkisi yok ama vahyi etkili bir şekilde anlatmak, iman edenleri de vahiyle irşad etmek, iman etmenin kazandıracağı güzel sonuçları müjdelemek, zalimleri ve haddi aşanları kötü sonuçlar ve edecekleri zararlar konusunda uyarmak, sakındırmak, hatalarından dolayı ikaz etmek gibi görevleri vardır.

Aslında İslâmî davetin vahyi (ilâhi gerçekleri) anlatma, tebliğ etme, yetiştirme;  insanları uyarıp harekete geçirme şeklinde ifade edilebilecek iki yönü vardır: Tebşîr bunun birinci yönü, inzâr ikincisi yönüdür. Çünkü insanları harekete geçiren arzu veya korku faktörleridir. İnzâr, kişide korku uyandırarak onun dinin hedeflerine uygun davranışlara yönelmesini amaçlayan davet yöntemidir. Ancak bu tek başına değil, müjde/özendirme (tebşîr) ile birlikte kullanılır.

Uyarma ve müjdeleme bütün peygamberlerin kullandığı iki davet metodudur.

Kur’an’da tebşîr ve inzâr genelde birlikte zikredilmekle beraber inzâr kökünden gelen kelimeler daha fazladır. Bu da elbette dikkat çekicidir. Bunu, ilâhî rahmetin gazabını geçtiğine ve her şeyi kuşattığına ilişkin müjdeleri, ayrıca cennet tasvirlerinin cehennem tasvirinden daha çok olduğu gerçeği dikkate alarak bakmak gerekir. Bu biraz da inkârcıların çok olmasına ve tavırlarına bağlıdır.[18]

 

-Beşîr kavramı;

“Beşîr” Kur’an’da dokuz yerde, geçmektedir. Bu kelime Kur’an’da yedi defa nezîr ile birlikte Hz. Peygamber’e, bir ayette de Kur’an’a nisbet edilmiştir.

“Beşîr” kelimesi bir âyette günlük dilde kullanılan ‘müjdeci’ anlamında gelmektedir. (Yûsuf 12:96)

“Mübeşşir” de beşîr gibi müjde veren anlamına gelir.[19]

“Mübeşşir” sıfatı çoğul olarak dört âyette “münzirîn-uyarıcılar” ile birlikte (Bakara 2:213. Nisâ 4:165. En’am 6:48. Kehf 18:56), dört âyette de nezîrle birlikte hz. Muhammed’in sıfatı olarak yer alıyor. (İsrâ 17/105. Furkan 25/56. Ahzab 33/45. Fetih 48/8)

Rüzgâr da mübeşşir (çoğulu: mübeşşirât) müjdecidir. (Rûm 30:46)

Hadiste mübeşşirât: Vahiy artık kesilmiştir. Rasûlullah (sav): “Nübüvvetten ümmete yalnız mübeşşirât kalmıştır” buyurdu. “Mübeşşirât nedir, ya Rasûlullah?” diye sorulduğunda; “sâlih rüyalardır” dedi.[20]

Beşîr’in naslarda daima nezîr ile birlikte yer alması, birincinin iyi habere, ikincinin ise kötü habere tahsisini ifade eder. Buna göre beşîr, “müminlere  özellikle âhiret mutluluğunu ve cenneti müjdeleyen” mânasına gelir.[21]

 

-Kur’an Beşîr ve Nezîr’dir

Beşîr ve nezîr sıfatları aynı zamanda Kur’an’ın da sıfatıdır.

Kur’an âyetleri, ilâhi bir söz olarak insanları Allah’ın vereceği mükâfatları müjdelemekte, vereceği cezalarla korkutmaktadır. Bu müjde ve korkutmaları ancak bilen, düşünen, idrak eden kişi/topluluklar anlar. Kalpleri Allah’ın âyetlerine kapalı olanlar bu müjdeler ve uyarılar karşısında duyarsız olurlar.

Kur’an, kendisinin “beşîr ve ‘nezîr” olduğunu söylüyor. Hâ Mîm. Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir. Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. Müjdeleyici (beşîr) ve uyarıcı (nezîr) olarak gönderilmiştir.” (Fussilet 41:1-4. Ayrıca bkz: Furkan 25:1

Kur’anın müjdeci olduğu bir âyette de “beşşera” fiili ile anlatılıyor. (İsrâ 17:9-10) Kur’an’ın bir özelliği de kendisinin bizzat “büşrâ” olmasıdır. (Bakara 2:97. Nahl 16:89, 102. Neml 27:2. Ahkaf 46:12)

Kur’an kendisinin indiriliş amacını farklı durumlara göre daha çok inzâr kavramı ile açıklıyor:

Allah (cc) hz. Peygamber’e hitaben şöyle buyuruyor: “De ki, bu Kur’an bana sizi ve herkesi uyarmam (inzar etmem) için vahyedildi…” (En’am 6:19. Benzerleri için bkz: Meryem 19/97. Ahkaf 46:12. En’am 6:92. Şûrâ 42:7. İbrahim 14:52. Kehf 18:1-4. A’raf 7:2. Secde 32:3. Yâsîn 36:6),

Allah (cc) Hz. Muhammed’e dirileri uyarmak ve kafirlere azabın hak olduğunu bildirmek üzere Kur’an’ı indirdi. (Yâsîn 36:70)

Kur’an zalimleri, mücrimleri, inkârcıları uyarmaya (inzâr etmeye) ve ihsan üzere davranan iyi insanları, mü’min olduktan sonra sâlih amel işleyenleri müjdelemeye (tebşîr etmeye) devam ediyor. İndiği zamandan bugüne kadar insanları uyardığı ve müjdelediği gibi.

 

-Peygamberler beşîr ve nezîrdir

Peygamberler müjdeleyici ve uyarıcıdırlar. Kur’an bunu bazen beşîr, bazen mübeşşir veya bunun çoğulu mübeşşirîn kelimesiyle, uyarıcı oldukları da nezîr ve münzir veya bunun çoğulu münzirîn kelimesiyle anlatılıyor.

“Biz peygamberleri, sadece müjdeleyiciler (mübeşşirîn) ve uyarıcılar (münzîrîn) olarak göndeririz…” (Kehf 18:56)

Onların öncelikli görevi ümmetlerine, itaat eden kullara Allah’ın rahmetini ve vadettiği ödülleri müjdelemek, inkârcı ve isyan edenleri de uygun dille uyarmaktır. Onlar konumları itibarıyla iyi, sevindirici, yüzü aydın eden haber getiren insanlardır. Ya da ölümden sonra dünyada iken sâlih amel işlememekle, şeytana aldanmakla neler kaydecekleri konusunda peşinen uyarırlar.

Peygamberlerin her ne kadar ‘nezîr/uyarıcı sıfatları olsa da, onların müjdeleyici özellikleri önceliklidir.

Peygamberlerin bu görevi muhataplar için yapıcı bir rol ifade eder. Bundan asıl amaç insanları sâlih amel işlemeye teşvik, isyan ve kötülüklerden vazgeçmelerini sağlamaktır. Ancak onlar Allah’ın dilemesi dışında hiç kimseye fayda ve zarar veremezler. (A’raf 7:188)

Peygamberlerin beşîr ve nezîr metodunun amacı insan fıtratında mevcut “inanma, ibadet etme potansiyelini” harekete geçirmektir. Bu yöntem psikolojik engellerin bertaraf edilmesi için kullanılabilecek etkili yollardan biridir.

İnzâr edilsin veya edilmesin ilâhî davete karşı katı bir tavır takınan insanların varlığı bilinen bir gerçektir. Bununla  birlikte Allah (cc) ilk insandan beri bütün toplumlara beşîr ve nezîr olan elçiler göndermiştir. (Nisâ 4:165. Mâide 5:19)[22]

Bazıları kendi içlerinden, kendilerine benzeyen birisinin, beşîr ve nezîr olarak görevlendirilmesine şaşırırlar, ya da tuhaf bulurlar. (A’raf 7:63, 69. Yûnus 10:2) Halbuki Allah (c.c.) kulları arasından dilediğini uyarıcı olarak seçer (Mü’min 40/15), insanları kavuşma günü hakkında uyarması için dilediğine vahyi (bir ruh) indirir. (Mü’min 40:15)

Kur’an, geçmişteki bütün kavimlere uyarıcı ve müjdeleyici elçilerin gönderildiğini haber veriyor. (Nahl 16:2, 36) Fatır Sûresi 24. âyette, Peygamberimizin bu iki sıfatı söylendikten sonra; … Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı (nezîr) gelip geçmiş olmasın” deniliyor. (Fâtır 35:24)

Zaten Allah (cc) inzâr edici bir elçi göndermeden hiç bir topluluğa azap etmez. (İsrâ 17:15. Şuarâ 26:208)

Kur’an’da tebşîr (müjdelemek) fiili Allah, Hz. Peygamber ve Kur’an için kullanıldığı gibi bunun öznesi (ism-i fâili) olan “mübeşşir” de hem geçmiş peygamberler, hem de Hz. Muhammed için kullanılmıştır.

“Mübeşşir’; Kur’an’da, dört tanesi Hz. Muhammed’in (17 İsrâ:105. 25 Furkan:56. 48 Fetih:8), bir tanesi Hz. İsa (Saff 61:6), dört tanesi de diğer peygamberler hakkında (Bakara 2:213. Nisâ 4:165. En’am 6:48. Kehf 18:56) olmak üzere dokuz âyette geçiyor.

Nûh, Hûd ve Lût (as) uyarıcı (münzir) olarak gönderildi. (bkz: Nûh 71:1. A’raf 7:63, 69. Ahkaf 46:21. Kamer 54:36)

Allah (st) “hesap günü” inkârcılara, kendilerine müjdeleyici ve uyarıcı elçilerin gelip gelmediğini soracak. Onlar da kendilerine nezîr/münzir geldiğini itiraf edecekler. (Mülk 67:8-9. Zümer 39:71. En’am 6:130)

Öteden beri bazıları Peygamberin görevini anlamadılar, anlamazlar. İsyana, zalimliğe, hak (ilâhi davetle) ile savaşmaya devam ederler. Allah (cc) haddi aşan, yoldan çıkan kişi ve toplulukları “nezîr/münzir” ile inzâr etti ve etmeye devam edecektir.

Ama ne var ki şaşıran, hata eden, gerçek saadeti bulamayan, azgınlaşan insanların sorunu, “beşîr ve nezîr” olan elçilerin davetine kulak vermemek, anlamamak ve gereğini yapmamaktır. (Ahkaf 46:3)

 

-Müjdeci ve uyarıcı olarak hz. Muhammed

Genelde peygamberler, özelde Hz. Muhammed de müjdeleyici ve uyarıcı olarak gelmişlerdir. Yukarıda geçtiği gibi Kur’an’da 20 yerde hz. Muhammed’in bir “uyarıcı (nezîr)” olduğunu, 7 yerde de “beşîr ve nezîr” olduğu olduğu söyleniyor.

“Biz seni ancak bütün insanlara bir beşîr (muştulayan) ve nezîr (uyarıp- korkutan) olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.” (Sebe’ 34:28. Ayrıca bkz: Fâtır 35:24. Hûd 11:2. Bakara 2/119. A’raf 7:188)

Kur’an, kitap ehlinin “bize bir beşîr ve nezîr-müjdeci ve uyarıcı gelmedi” diyemeyeceklerini, çünkü onlara bu gürevleri yerine getiren son elçi (Hz. Muhammed (sav) gönderilmiştir. (Mâide 5:19)

Dört âyette “mübeşşir ve nezîr” kelimeleri ile hz. Muhammed’in (sav) müjdeci ve uyarıcı olduğunu bildiriyor.

“Ey Peygamber, gerçekten biz seni bir şâhit, bir beşîr (müjdeleyen), bir nezîr (korkutup uyaran) olarak gönderdik. Ve kendi izniyle Allah’a çağıran (dâi) ve nûr saçan bir çerağ (ışık kaynağı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33:45-46. Ayrıca bkz: Fetih 48:8. İsrâ 17:105. Furkan 25:56)

Bir hadiste Hz. Peygamber kendisini hidâyet rehberi ve beşîr olarak gönderen Allah’a yemin ediyor.[23] Yine o kendisini, düşman ordusunun gelmekte olduğunu görüp kavmine haber veren ve onları bu konuda “en-nezîru’l-üryân-çıplak uyarıcı”ya benzetmiştir.[24]

Peygamberin beşîr ve nezîr  nitelemesi Fetih Sûresi ile ilgili hadiste geçiyor.[25]

Başka bir hadiste de Allah’ın uyarıcılar (münzirîn) ve müjdeciler (mübeşşirîn) olarak elçiler gönderildiği söyleniyor.[26]

Beşîr Hz. Peygamber’in isimlerinden biri olarak kabul edilmişse de yanında onun diğer isimlerinden biri veya ismin yerini tutan bir zamir bulunmadan kullanılmadığına göre bunu, onun bir adı değil sıfatı saymak daha isabetli olur.[27]

Muhammed’in (sav) beşîr/mübeşşir ve nezîr olma görevi bazı âyetlerde emir olarak “beşşir-müjdele”, “inzar et-korkutup uyar” tarzında ifade ediliyor.

İnsanları Allah’a davet eden “beşîr peygamberler” bu görevi nefret ettirmeden ve en güzel hikmetle, yumuşaklık ve nezaketle yerine getirirler. (Nahl 16:125)

-Allah’ı (c.c.) hz. Peygamber’e; sâlih amel işleyen, Allah’la karşılaşmayı uman müminleri (Bakara 2:25, 223. Tevbe 9:112. Şûrâ 42/23),

-Allah (cc) yolunda gerek ibadet ederken gerek günahlardan kaçınırken gerekse O’nun uğruna mücadele ederken zorluklara sabredenleri (Bakara 2:155),

-her konuda güzel davranan muhsinleri (Hacc 22:37),

-Tevbe ve hamd ile rukû’ edenleri, iyiliği emredenleri, kötülüklerle mücadele edenleri (Tevbe 9:111),

-Allah’a teslim olup mütevâzi davrananları (Hacc 22:34),

-Mü’minlere büyük bir lütuf olduğunu (Ahzab 33:47. Yûnus 10:2),

-Sözü dinleyip en güzeline uyan kulları (Zümer 39:17-18),

-Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla çok çalışan mü’minleri (Saff 61:13),

-Rabbinden haşyet duyanları (saygıyla korkanları) mağfiret ve büyük bir ecirle (Yâsîn 36/11) “müjdele” emrediyor.

Allah (cc) yine Peygamber’e hitaben; Allah’ın âyetlerini inkâr edip, peygemberleri ve  adaletle hükmeye çalışanları, öldürenleri (Âli İmran 3:21) imandan küfrü tercih eden iki dinli münafıkları, mü’minlere zarar vermek üzere tuzak kuranları (Nisâ 4:138), kâfir olup İslâmî daveti ortadan kaldırmak için faaliyet gösteren inkârcıları (Tevbe 9:3), haksız yollarla elde ettikleri serveti insanları Allah yolundan saptırmak için kullananları (Tevbe 9:34) “azapla müjdele” diyor.

Peygamber’e yönelik bu “müjde ver, müjdele” gibi emirler “haber ver” şeklinde de anlaşılabilir. Nitekim “azapla müjdele’ emri çoğu zaman böyle anlaşılmış.

Her müjde aynı zamanda Allah’ın bir va’didir, verdiği bir sözdür. “Eğer kullar şöyle şöyle yaparlarsa, şunu yerine getirirlerse, şunlardan kaçınırlarsa, şu şu sonuçlara, ödüllere kavuşacaklar” denilmiş gibi olur. Allah (cc) asla verdiği va’dden geri dönmez. (Âli İmran 3:9, 194)

Bu gibi müjdeleri ve uyarıları Allah’ın emri olarak, Allah adına yani bir görevli olarak ancak bir elçi yapabilir. Kendisine vahiy indirilmediği halde “ben Allah’ın elçisiyim, bana vahyediliyor” diyenler yalancıdır. (En’am 6:93) Onların sözüne itibar edilmez.

Kur’an bazı âyetlerde Muhammed’in (sav) nezîr (uyarıcı) olduğunu da vurgulu bir şekilde söylüyor, hatırlatıyor. (Hûd 11:12. A’raf 7:184, 188. Şûrâ 42:7. Kasas 28:45)

Kur’an Peygamber’e hitaben; ilâhi davetten yüz çevirenleri Âd ve Semûd’u helâk eden benzer bir kasırga ile uyarmasını söylüyor. (Fussilet 41:13) Kur’an bu anlamda ona “nezîrun mübîn-apaçık bir uyarıcı” diyor.

“De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım (nezîr).” (Ahkaf 46:9. Bir benzeri: Ankebût 29:50)

Ne yazık ki bazıları için onun inzâr etmesi veya etmemesi bir şeyi değiştirmez. Zira onlar inatla inkârcılıklarına devam ederler. (Bakara 2:6. Yâsîn 36:10)

Peygamberin elçi olarak aldığı ilk emir inzâr emridir. “Ey bürünüp yatan! Kalk, ve (insanları) uyar (inzâr et)”. (Müdessir 73:1-2)

Muhammed’in bu uyarıcılık (inzâr) görevine de kendi çevresinden başlaması gerekiyordu. “(Önce) en yakın akrabanı uyar.” (Şuarâ 26:214) Nitekim Hz. Peygamber bu emir üzerine akrabalarını topladı ve onlara “nefislerini Allah’tan satın almalarını, yani sadece O’na kulluk yapmalarını” tavsiye etti.[28]

Kur’an’ın gönderilmesinin bir sebebi de onunla insanları uyarma, tehlikeyi haber verip sakındırma, hatalar konusunda ikaz etme, tedbir almaları için sonucu haber vermedir. (Yâsîn 36:6. En’am 6/19)

Son Elçi (sav) insanları ancak Kur’an’la uyarabilir, ikaz edebilir, onlara doğru yolu ancak Kur’an’la gösterebilirdi. (En’am 6:51. Fâtır 34:18. Yâsîn 36:11)

Uyarının (inzârın) bir konusu da kıyâmet ve âhiret hayatının, bunun ölümle beraber insana yavaş yavaş yaklaştığı gerçeğidir. (Mü’min 40:18) (İbrahim 14:44) (Meryem 19:39) (Mü’min 40:18)

Peygamber (sav) hiç kimseyi inanmaya zorlamadığı gibi, kimsenin bekçisi de değildir. (Enbiyâ 21:45) Onun davetini duymayanlar, duydukları halde aldırmayanlar, onun Allah adına tebliğ ettiklerine, muştu ve ikazlarına kulak asmayanlar sonuçtan kendileri sorumludur. (Fussilet 41:13)

Kur’an Muhammed’in (sav) uyarıcılık görevini ayrıca “münzir” kelimesi ile de haber veriyor. (Sâd 38:65. Neml 27/93. Ra’d 13/7. Naziât 45. Şuarâ 26/193-194)

Peygamber (sav) risâlet (peygamberlik) açısından kendi konumunu, “Ben gözlerimle düşman ordusunu gördüm, tehlikeyi haber veriyorum, tedbir alın!” diyen adamın durumuna benzetiyor. Böyle bir kişiye inananlar tedbir alır, inanmayanlar ise tedbirsiz davrandıkları için zarar uğrar.[29]

Bir başka hadiste bu durum, kendilerini ateşe atan kelebekleri kurtarmaya çalışan adımın örneği ile açıklanıyor.[30]

 

-Sonuç

İnsanların uyarıcıya da, müjdeleyiciye de, muştulu haberlere de, ikazlara da her zaman ihtiyacı vardır. İnsan gaflete düşer, unutur, yanılır, hırs ve öfkesine kapılabilir, hevasına tabi olabilir. Bu sebeple bazen yapması gerekeni ihmal eder, yapmaması gerekeni yapar.

İnsanın kendi bilgisiyle, kendi aklıyla her şeyi belirlemesi, yaptığı iyi veya kötü şeylerin sonucunun ne olacağını, neyin mutlak iyi, neyin mutlak kötü olduğunu bilmesi mümkün değildir.

Kişi, bir işin ucunda az veya çok ödül olduğuna inanırsa o işi daha iyi yapar. Ya da bir mahrumiyet, kayıp, zarar, ceza varsa; aklını kullananlar daha dikkatli olurlar.

İnsan günlük hayatta müjde ve uyarı konusuyla her an karşı karşıyadır. Bir işin, bir çalışmanın, bir görevin, bir sorumluluğun yapısında saklı olan durum, kural (yasa), işin gereği bir anlamda ya müjdedir, ya uyarıdır.

Bu gerçeği insanın kulluk görevine ve âhiret hayatına uygulayabiliriz.

Allah, Rahmet peygamberi Muhammed’i (sav) son “beşîr ve nezîr elçi” olarak gönderdi. O da kendisine indirilen ile insanları, hayat ve âhiretle ilgili konularda,  yapılması gereken iyi şeylerin ödülleriyle müjdeledi. Yapılmaması gereken şer işlerin zararlarından ve kötü sonuçlarından sakındırdı.

İnsanların ilâhi müjdeler ve uyarılar konusunda da kendi kafasından (hevâsından) konuşmayan bir Peygamber’e ihtiyacı vardır.

Buna göre günümüzün ve geleceğin insanı da Hz. Muhammed’in davetine, müjde ve uyarılarına muhataptır. O ve onun tebliğ ettiği Kitap herkes için hâlâ  eskimeyen ve hükmü geçmeyen “beşîr/mübeşşir ve nezîr/münzir”dir.

 

08.04.2019

Zaandam

 

[1] Zamahşerî, el-Keşşâf 1/109

[2] F. Devellioğlu, Osmanlıca Lügat, s: 715

[3] TDK Türkçe Sözlük, s: 1054

[4] İbnu Fâris, Mekâyîsu’l-Lügah, s: 94. Cevherî, İ. b. Hammâd. es-Sıhâh, 2/225

[5] Ramahurmûzî, Kamusu’l-Muhît, s.35

[6] İbni Manzur, Lisanu’l-Arab, 2/89

[7] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 61

[8] İbnu Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/90-91

[9] Cevherî, İ. B. Hammâd. es-Sıhâh, 2/227

[10] Önkal, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/554-555

[11] İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 2/1238

[12] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 14/229. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 742

[13] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 743

[14] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 742

[15] İbnu Fâris, Mekâyîsu’l-Lügah, s: 893. İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 14/229-230

[16] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 14/230. El-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 742

[17] Hökelikli, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 22/258-259

[18] Hökelikli, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 22/258-259

[19] İbnu Manzur, Lisânu’l-Arab, 2/90-91

[20] Tecrid-i Sarih Tercemesi, 4/34

[21] Önkal, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/554-555

[22] Hökelikli, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 22/258-259

[23] Nesâî, Îmân/6 no: 4994

[24] Buhârî, Rikak/26 No: 6482. Müslim, Fezâil/5 (16) no: 5954

[25] Buhârî, Tefsîr 48/3 no: 4838

[26] Buhârî, Tevḥîd/20 no: 7416

[27] Önkal, A. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/554-555

 

[28] bkz: Buhârî, Tefsir/233 no: 4771. İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 14/230. Bir Benzeri: Buhârî, Menâkıb/13 no: 3527, Cenâiz/3 no: 1243, Tâbîr/27 No: 7018. Ahmed B. Hanbel, 6/461nNo: 27525

[29] Buhârî, Rikak/26 Nr. 6482. Müslim, Fezâil/15 no: 2283

[30] Buhârî, Rikâk/26 nr. 6483. Müslim, Fezâil/17 nr. 2284. Tirmizî, Emsâl/7 no: 2877