DENEME

 

BEŞERDEN İNSANLIĞA YOLCULUK

 

Fatma SOYAL

 

Her insan doğan insan olur mu?

İnsan olmak doğmakla başlar fakat insan olmak yaşamla birlikte olur.

Dünyadaki bütün iyiliklerin ve kötülüklerin sebebi bu ayrımdır. İnsan olan ya da insan doğan…

 

Var olmak, nefes almak, sevmek, sevilmek, öğrenmek, anlaşılmak, denemek, anne olmak, baba olmak, gülmek, ağlamak, mutlu olmak, hüzünlenmek… Hepsi insan olmanın tezahürleridir.

Allah’ın muhatap aldığı, dünyayı kendisi ile anlamlı kıldığı, imar ve inşa sorumluluğu yüklediği bir varlıktır insan.

 

Allah ademoğullarını Kur’an’da iki farklı kelime ile anmıştır. Beşer ve insan.

Peki aralarındaki fark nedir?

 

Beşer, yeryüzünde yaşayan, yemek, içmek vb… yaşamsal faaliyetlerde bulunan bir canlı türünün ifadesi olarak kullanılır. Burada kastedilen insanın maddî, fizyolojik yapısıdır. İnsan ise, varlığında diğer hiçbir canlıda olmayan üstün ve gizli yanları bünyesinde barındıran, Allah’ın ruhunu taşıyan ve halife olarak atanmış özel varlığı ifade eder. Beşer olması yönüyle insan ölümlüdür.

 

İnsanı varoluşuyla değerlendirirsek, değerinin çok derinlerde bir yerlerde saklı olduğunu görürüz. Bu değeri ortaya çıkarabilene insan olan diyoruz zaten. Yani yaratılış amacını bilen, sorumluluk sahibi, ahlaki değerlerle donanmış gelişmeye açık yetkin olandır.

 

Hepimiz dünyaya hemen hemen aynı donanım ve yazılımlarla geliyoruz. Dünyaya gelirken beynimiz doğduktan sonra üzerine isteyenin istediğini kazıyacağı boş bir levha değildir. Belirli bir ahlak yazılımı kuvve ”tohum” ile gelir.

 

İnsan en güzel şekilde yaratılmıştır. Ayette;

 

“Şüphesiz insanı en güzel şekilde, kıvamda yarattık.” (95/4)

 

Bu ayet insanın boş bir levha olmadığına, ruhuna birtakım meziyetlerin işlediğine delalet eder. İmgeleyebilme gücü, soyutlama yetisi, çıkarım yapma becerisi hepsi ahseni takvimden ötürüdür. Dahası ahlakı ve sevgisi de oradan neşet eder. Fiile dönüştürmek için çaba sarf etmesi gerekir.

 

Allah, yeryüzüne halife kıldığı bu varlığa beşerlikten insanlığa yürüyüş yolculuğunda kitapları ve peygamberleri rehber kılmıştır.

 

 

 

Rabbimizin hoşnut olacağı pek çok davranış biçimi Kuran ayetlerinde haber verilmiştir. Bu davranışların her biri aynı namaz kılmak gibi Allah’ın emri ve ibadettir.

 

Hoşgörü, affedicilik, güleryüz, ince düşünce, fedakârlık, vefa, yardımseverlik, adalet, sadakat, tevekkül, ihlas, şevk, temizlik, insaniyet, dürüstlük, şefkat, vicdan, tevazu, kanaatkarlık, sabır… Tüm bu güzel ahlak özellikleri, Kuran ahlakının yaşanmasına vesile olan, insanın yaratılış fıtratına uygun, sahip olunduğunda kişiye mutluluk ve huzur veren, Yüce Allah’ın beğendiği ve övdüğü davranışlardandır.

 

Şirk, bencillik, kibir, kıskançlık, yalan, alaycılık, gıybet, pislik, fitne, bozgunculuk, israf, öfke gibi davranışlar ise bilindiği gibi sakınılması gereken kötü ahlak özelliklerindendir.

 

Çevremizde kimi zaman rastladığımız bazı insanlar dindar olmak, ahlaklı olmak gibi kavramları bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde farklı algılayabilmektedirler. Bu kimseler ahlaklı olmayı; adam öldürmemek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak ve buna benzer birkaç temel davranıştan ibaret sayabilmektedir. Dindar olmak deyince birkaç ibadeti yerine getirip en çok bilinen haram fiillerden uzak durmayı anlamakta veya genellikle kolaylarına geldiği için bu şekilde uygulamaktadırlar.

 

Bu yanlış zihniyete sahip olan kimseler, Kur’an’a uygun olmayan bir mantığa dayanarak Allah’ın hükümleri arasında yanlış bir önem ve öncelik sıralaması yapmışlardır. Hatta kimi hükümleri de tamamen hayatlarından çıkararak bir kenara bırakmışlardır.

 

Kuran’da farz olduğu açıkça bildirilen birçok konu, “Yaparsan sevaptır, yapmazsan da bir şey olmaz” mantığıyla değerlendirilir. Sakınılması gereken yasaklar ise, “Allah affeder” mantığıyla rahatlıkla çiğnenebilmektedir. Oysa Kuran’ın hiçbir ayetinde böyle bir ölçüden bahsedilmemektedir. Namaz, oruç gibi ibadetler nasıl Allah’ın kesin emirleriyse, Kuran’da bildirilen diğer emir ve yasaklar da aynı şekilde tüm müminlerin uymaları gereken kesin hükümlerdir. Allah Kur’an’da insanları buna karşı şöyle uyarmaktadır:

 

“…Yoksa siz, Kitab’ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (2/85)

 

Bu durumda şunu sorgulamak gerek;

İnsanlık mı? dindarlık mı?

 

Bir kimse toplumun ahlaki baskısının da etkisiyle zina veya hırsızlık gibi Kur’an’da yasaklanan tavırlardan sakınıyor olabilir.

Ancak bu kişi vicdanını susturarak, rahatsızlık duymadan;

 

– Başkaları hakkında dedikodu yapabiliyorsa, kalp kırıyorsa

– Büyüklenip, insanları küçük görüyorsa,

– Yaptıklarını insanların rızasını kazanmak için yapıyorsa,

– Müminlere iftira atabiliyorsa,

– Yapmayacağı bir şeyi söylüyorsa,

– Güleryüzden, güzel sözden mahrumsa

– Emanete ihanet ediyorsa

– Hoşgörülü ve bağışlayıcı değilse

– Hayra ve barışa yönelik işler yapmıyorsa

– Kur’an’da tarif edilen yasak tavırlardan sakınmayı kendince önemsiz görüyorsa,

 

Bu kimsenin Kuran’da bildirilen güzel ahlakı tam olarak yaşadığını söylemek mümkün değildir.

 

Unutmamak gerekir ki,

Her ‘Müslümanım’ diyen değil bu ve birçok özelliği hayatında yaşayan ve çevresindekilerin elinden, dilinden, emin olduğu kişidir mümin.

Düşmanlarının bile güven duyduğu kişidir Mümin..

Beşerlikten insanlığa yürüyüş yolculuğuna, bir de buradan bakalım insanlığa!…

 

 

 

Spot:

İnsanı varoluşuyla değerlendirirsek, değerinin çok derinlerde bir yerlerde saklı olduğunu görürüz. Bu değeri ortaya çıkarabilene insan olan diyoruz zaten. Yani yaratılış amacını bilen, sorumluluk sahibi, ahlaki değerlerle donanmış gelişmeye açık yetkin olandır.

 

Hepimiz dünyaya hemen hemen aynı donanım ve yazılımlarla geliyoruz.

 

Kuran’da farz olduğu açıkça bildirilen birçok konu, “Yaparsan sevaptır, yapmazsan da bir şey olmaz” mantığıyla değerlendirilir. Sakınılması gereken yasaklar ise, “Allah affeder” mantığıyla rahatlıkla çiğnenebilmektedir.