BELGESEL

 

“The True Cost” Belgeseli Soruyor: Moda’ya kurban edilen kaç hayattan haberimiz var?

 

 

Bir sektör düşünün ki;

Daha fazla kâr için daha fazla satış,
Daha fazla satış için daha ucuz ürünler,
Daha ucuz ürünler için daha düşük maliyetler,
Daha düşük maliyetler için daha da ucuz iş gücü ve daha kirli bir çevre..

 

The True Cost[2], moda ve tekstil sektörünün aslında ne kadar eli kanlı bir sektör olduğunu gözler önüne seren çarpıcı bir belgesel.

Dünyayı en çok kirleten sanayiler hakkında hiç düşündünüz mü? Bunun başında petrol sanayisi geliyor, ancak ikinci sırada ise oldukça ilginç bulduğum bir isim var: tekstil ve moda sektörü.

Abd’de tüketilen fast fashion ürünlerinin %97’sinin gelişmekte olan 3. dünya ülkelerinde üretildiğini biliyor muydunuz?

Peki ya Bangladeş’te fast fashion sektörü için günlük 2 dolara çalışan milyonlarca kadını?

 

24 Nisan 2013’te Bangladeş’te dünyaca ünlü giyim firmalarının üretimlerini yapan işçilerin çalıştıkları Rana Plaza çöktüğünü ve 1000’lerce işçi hayatını kaybettiğini hiç duymuş muyduk? Bu olayın ardından ise alışveriş yaptığımızda iyi hissettirdiğini sandığımız dünyaca ünlü markalar, ne kadar kötü şartlarda üretim yaptırdıklarını ve nelere sebep olduklarını gösteren bu elim olaydaki paylarını inkâr ettiler.

 

 

Belgeselde ayda 10 dolar kazandığını söyleyen Bangladeşli bir kadın işçi “ürettiğimiz ürünleri satın almayın” diye haykırıyor. Çünkü onlar biz satın almaya devam ettikçe o şartlarda çalışmaya devam etmek zorunda kalıyorlar.

 

Üzerinizdeki ceket nerede yapılmıştı, üretiminde kimler, hangi şartlar altında çalıştı? Kaçı bu ceketi ucuz alabilmeniz için gecesini gündüzüne katarak çalıştı? Yüzde kaçı sigortalıydı ve diğer yan haklara sahipti? Kaçı emeğinin tam karşılığını aldı?

En önemlisi, giydiğiniz/giydiğimiz ceketin, hırkanın, ayakkabının üretiminde çalışan kaç işçi hâlâ hayatta?

Hammadde açısından ise, bizi alıp Teksas’taki organik pamuk tarlalarının ortasına taşıyor, tenimize değdirmekte sakınca görmediğimiz pamuk ürünlerinde kullanılan ilaçların insan hayatına nasıl bir etkisi olduğunu gözler önüne seriyor. Dünya çapında ise tarım ürünlerinde kullanılan tetkiklerin nasıl çiftçileri büyük şirketlerin kurbanı haline getirdiğini, zenginler zenginleşirken, fakirlerin fakirleştirdiğini gösteriyor…

Hindistan’da son 16 yıldır 250.000 ya da diğer bir deyişle her 30 dakikada bir tarım işçisinin intihar etmesi (kısır bir döngünün içerisine giren çiftçiler; topraktan daha fazla pamuk elde edebilmek için kimyasal satın alıyor, daha sonra bu kimyasal tohumların sebep olduğu böcek vs. için tekrar ilaç satın alıyor ve maliyeti giderek arttırmakla birlikte; toprağın doğallığını bozduğu için aldığı ürün bir süre sonra düşmeye başlıyor. Bu girdi-çıktı maliyetinin altından kalkamayanlar) ve acımasızca sömürülen emeklerin, insan gücünün; ‘kendini iyi hissetmek istiyorsan tüketmelisin’ temalı reklamlar aracılığıyla nasıl da göz ardı edildiğini bilmek ve bunu öğrenmek, yaşadığımız bu eşsiz gezegenin göz göre göre nasıl yok edildiğini görmek insanın tüylerini diken diken ediyor.

Dünya çapında konu üzerinde uzmanlaşmış kişiler, “hızlı giyim” sektörünün bizi nasıl daha çok, daha yeni almaya ikna ettiğini, ihtiyaç kavramlarımızın nasıl değiştirildiğini anlatırken, sürdürülebilir ve insancıl pratiklerle değişime önayak olanların örneğinde bir umut ışığı görülüyor…

Bir alışveriş merkezine gittiğinizde tüketilmeyi bekleyen ne kadar fazla ürün olduğunu görürsünüz. Çünkü ekonomik sistem buna dayanıyor. Bütün reklamlar bangır bangır “bunu alırsan çok mutlu olacaksın!” temasını ilmek ilmek işliyor. Hatta sizin neye ihtiyacınızın olduğunu reklamcılar belirliyor. Ana tema ise her zaman “al ve mutlu ol”.

Sürekli kâr etme derdiyle yanıp tutuşan ve bunu nasıl yapabilirim diye düşünen büyük giyim firmaları da yeni bir akımla bu işi çok güzel rayına oturtuyorlar. “Fast Fashion” diye bir akım başlıyor. 4 mevsimden oluşan moda trendini 52 haftaya bölüyorlar. Kıtlık psikolojisi ile hareket eden kitleler de belki hiç giymeyecekleri ürünleri böylece almış oluyorlar.