İlahî kelâm, ilim, kudret gibi bir ilâhî sıfat olduğundan ezelî olup, nihayetsizdir. Nihayeti, sonu olmayan birşeye denizler mürekkep olsa, elbette yetmez ve bitiremez. Ezelî ve ilahî kelâmın ve kelimâtın içinde şüphesiz en yücesi ve şereflisi Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân diğer semavî kitapların ve her türlü ilahî sözlerin üstündedir. Hz. Peygamber’in nuru ve getirdiği hakikatlar nübüvvet divanının hem fatihası, başlangıcı, hem de hâtimesi sonudur. Bütün peygamberler O’nun nurunun aslından istifade edip, dinî esas ve hakikatların tebliğinde O’nun yardımcıları ve vekilleri hükmünde olmuşlardır.

Hz. Peygamber’in nuru Hz. Âdem’in (a.s.) alnından ta kendi mübarek zatına kadar, teselsül halinde tezahür edip, nurunu neşrederek, intikal ede ede en mükemmel bir şekilde kendinde aksetmiş, kendine ulaşmıştır. Hz. Peygamber şu kâinat ağacının hem asıl çekirdeği hem en son ve en mükemmel meyvesi olmuştur. İşte Kur’ân ve Kur’ân hakikatleri Hz. Peygamber’in nuru gibi, Hz. Âdem’den Hz. Peygamber’e kadar bütün peygamberlerin sahife ve kitaplarında olgunlaşarak nurlarını neşrederek gele gele en büyük nüshası ve en mükemmel şekli olan Kur’ân-ı Kerîm suretinde zuhur etmiştir. Bütün peygamberlerin din ve şeriatlarının aslı, esası ve kitaplarının hülasası Kur’ân’da mevcuttur fikri, bütün ehl-i ilmin ittifakla kabul ettikleri bir gerçektir. Bu yaklaşım, Kur’ân’ın ne kadar yüce olduğunu farklı bir açıdan gösterir. Ayrıca Bediüzza man diğer eserlerinde de Kur’an’ın sair ilahî kelimelerden ve her türlü sözlerden üstünlüğünü izah sadedinde aşağıdaki misalleri verir.

  1. a) Bir padişahın iki çeşit konuşması ve iki tarzda hitabı vardır. Birisi, halkından sıradan, normal bir kişi ile cüz’î bir iş ve hususi bir münasebeti veya bir ihtiyacı için sultanlık ünvanı ve adı ile olmayıp şahsı namına özel bir telefon ile özel bir konuşma ve görüşme şeklidir. Diğer bir şekil ise padişahlık adına ve umumun hâkimi sıfatıyla, emirlerini etrafa neşir ve ilan için bir elçisiyle veya büyük bir memuruyla ululuk ve haşmetini izhar eden yüce bir fermanla konuşmasıdır.
  2. b) Elindeki aynayı güneşe karşı tutan bir adam, o aynanın sathı kadar bir ışık alabilir, böylece güneşle münasebet kurup sohbet eder. O aynayı karanlık evine veya bir damdam altındaki bağına yöneltse güneşin büyüklüğü kadar değil, aynanın büyüklüğü kadar ışıktan istifade edebilir. Başka bir şahıs ise evinin veya bağının damından bir nevi sera gibi geniş pencereler açar. Gökteki güneşe karşı yollar yapar. Hakiki güneşin daimi ışığıyla konuşur, güneşle minnetkâr şekilde sohbet eder. Ey yeryüzünü ışıklandıran, bütün çiçeklerin yüzünü güldüren nazlı güneş, onlar gibi benim de bahçemi, evimi ısındırdın ve ışıklandırdın der. Hâlbuki ayna sahibi böyle diyemez, zira o kayıt altındaki güneşin aksinin eseri sınırlıdır, dardır. Nursî’nin bu mukayese ve misalleriyle Kur’ân’ın diğer ilahî sözlere, velilerin ilhamlarına olan üstünlüğü belirgin şekilde tezahür eder. Bediüzzaman vahiy ve ilhamı ise şöyle mukayese eder: “Vahiy gölgesizdir, sâfîdir, havasa aittir.

İlham ise gölgelidir, renkler karışır, umumidir. Melâike, insan ve hayvanların ilhamları gibi değişik çeşitleriyle denizlerin katreleri kadar ilahî kelimelerin çoğalmasına medar bir zemin teşkil eder. Sınırsız ve çok olan ilahî kelimeler içinde en büyük makam Kur’ân-ı Kerîm’e verilmiştir. Çünkü Kur’an’ın tarifinde de zikredildiği gibi Kur’ân, İsm-i A’zam’dan ve her ismin en ulvi mertebesinden gelmiş, bütün âlemlerin Rabbi, yaratıcısı, ilahi olması itibariyle Allah kelâmıdır. İsm-i A’zam’dan nüzûl edip Arş-ı A’zam’ın kuşattığı herşeye bakıp, teftiş eden mukaddes bir kitaptır. Bütün bu vasıfları hâiz olan Kur’an’a, bütün liyakatla Allah kelâmı ünvanı verilmiştir. Diğer ilahî kelimelerin ise, bir kısmı çok hususî ve cüz’îdir. Hususi bir ismin cüz’i tecellisi ile has bir rubûbiyet ile, hususî bir rahmet ile zuhur eden kelâmdır. Hususi ve küllî olma bakımından farklı derecededir. İlhamların çoğu bu kısımdandır. En cüz’îden en küllîye kadar farklı seviyede olup hayvanlara olan cüz’îsi ve basitidir. Bundan sonra sırasına göre avamdan insanların ilhamı, avam meleklerin, evliyanın ve en son büyük meleklerin ilhamdır. Bundan dolayı kalbinin telefonuyla vasıtasız münacaat eden bir veli “Kalbim benim rabbimden haber veriyor” der, âlemlerin rabbinden haber veriyor demez. Çünkü o kişi kendi kabiliyeti miktarınca ve yetmiş bine yakın hicap perdesinden aşabildiği nisbetle hitaba mazhar olur ve kendi namına görüşür.

İşte bir padişahın yüce saltanatı adına çıkan bir fermanı, bir sözü, herhangi bir adamla yaptığı cüz’î bir konuşmadan kıyas edilemeyecek kadar yüksek ve kıymetlidir. Gökteki güneşten faydalanma oranı, onun aynadaki aksinden, görüntüsünden istifade etmeden ne kadar fazla ve üstün ise Kur’ân da, o nisbette bütün kelâmların ve kitapların üstündedir. Kur’ân’dan sonra ikinci derecede diğer mukaddes kitaplar ve suhufların, derecelerine göre üstünlükleri vardır. Eğer insanların ve cinlerin bütün güzel sözleri toplansa yine Kur’an’ın kudsî mertebesine yetişemez ve nazire olamaz.

MEHMET REFİİ KİLECİ