Sana Kur’an’ı gönderdik ki insanlara indirileni açıklayasın.” (Nahl 16/44) âyetinde ifade edildiği gibi Allah Kur’an’ı açıklama görevini insanlar arasından seçtiği Peygamber’ine vermiştir. Hz. Peygamber uhdesine verilen bu tebliğ ve beyan görevi sebebiyle hayatı boyunca Kur’an’da kapalı olan ve tefsirine ihtiyaç duyulan nassları açıklamıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber aralarındayken ashabın Kur’an yorumuna fazlaca ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak bir taraftan Hz. Peygamber’in irtihaliyle onların vahye dayalı bu kaynağa müracaat etme imkânlarının ortadan kalkmış olması, diğer taraftan da İslâm’ın geniş bir coğrafyaya yayılması nedeniyle daha önce görülmeyen birtakım meselelerin ortaya çıkması ve bu coğrafyalarda yaşayan insanların, mensup oldukları kültürlerin tesirinde kalarak bazı fikirlerini Kur’an’a dayandırma gayretleri, ashabı Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmeye yöneltmiştir.

Ashab devrinde başlayan tefsir hareketleri hızla genişlerken kıraat ihtilafları, bazı âyetlerdeki müteşabihlik, hakikat ve mecaz ihtilaf gibi Kur’an’ın lafzından ve üslubundan kaynaklanan ihtilaflar ile müfessirin bir insan olarak fıtri yapısı, becerisi, bilgi yoğunluğu, temayülleri, idealleri, mesleki kimliği gibi yorumculardan kaynaklanan ihtilaflar, bir de müfessirlerin Kur’an’ın değişik yönlerini (belâgat, irab, kıssalar, ahkâm vs.) ele alarak tefsir etmeye çalışmaları, yorum farklılıklarına yol açmış, bu da tefsirlerde ekolleşmeye zemin hazırlamıştır.

Şimdi tarih boyunca adını duyurmuş belli başlı tefsir ekollerine kısaca bir göz atalım.

TEFSİR EKOLLERİ

A. Nakil ve Rivayet Açısından Tefsir Ekolleri

1. Rivayet Tefsirleri

Bu tefsir çeşidine “me’sur” veya “menkul” tefsir adı da verilir. Genel özellikleri şunlardır:

*Tefsirde aslolan rivayettir. Çünkü rivayetin bulunmadığı bazı alanlarda aklın pek fonksiyon icra ettiği söylenemez.

*Bu tefsir, başlangıçtan itibaren bir açılım göstererek büyüme ve gelişmesini tamamladıktan sonra dirayet tefsiri için bir altyapı oluşturmuştur.

*Kur’an, sünnet ve merfu haber hükmündeki sahabe kavli bu tefsirin kaynaklarıdır.

*Rivayet tefsirinde zaman zaman zayıf ve uydurma haberlere rastlanması, isnad zincirinin hazfedilmesi ve İsrailiyyat’a yer verilmesi nakli tefsirin zayıf yönlerindendir.

Taberi, Sa’lebi, Vahidi, İbn Kesir, Celaleddin es-Suyuti bazı önemli rivayet müfessirlerindendir.

2. Dirayet Tefsirleri

Yalnızca rivayetlere bağlı kalmayıp dil, edebiyat ve çeşitli ilimlere dayanılarak yapılan tefsirdir. Buna re’y ve akli tefsir de denir.

Bir taraftan İslâm coğrafyasının genişlemesi sonucu ortaya çıkan yeni hadiseler, felsefi fikir ve mezhepler, diğer taraftan nübüvvet asrından uzaklaştıkça Müslümanlar’ın bilgi ve kültür yönünden zayıflaması, önceden üzerinde durulmayan ve yeniden ele alınması gereken âyetlerin tefsirini zorunlu kılmıştır. İşte böyle bir dönemde rivayet kaynakları yanında içtihada da yer verilmesi icap ediyordu. Bu doğal süreç sonunda dirayet tefsirinin de kaynakları ortaya çıkmış oldu: Arap dili ve edebiyatı ve de re’y/içtihad.

Zayıftan ve mevzudan son derece sakınmakla birlikte Rasulullah’tan nakletmek, sahabi kavlini almak, âyetleri delalet etmediği şeylere sarfetmekten sakınmak gibi tefsirde re’yin dayanması gereken şeylerin yanı sıra, dil ve din kurallarını bilmeden Allah’ın muradı budur diye kestirip atmak, Allah’ın ilmini kendine ayırdığı hususlara dalmak, heva ve istihsan ile beraber yürümek gibi re’y ile tefsirde sakınılması gereken hususlar da vardır ki kısmen zikredilen bu sakıncalardan dolayı bu tefsirin cevazında görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır.

İçtihad ve re’y ile tefsir tâbiun döneminde bir ekol haline gelmiştir, nitekim Mücahid, İkrime vb. müfessirlerin çokça içtihad ettikleri bilinen bir gerçektir. Zemahşeri, Râzi, Kadı Beydavi, Nesefi, Ebu’sSuud Efendi, Alusi önemli dirayet müfessirlerindendir.

B. Niteliklerine Göre Tefsir Ekolleri

1. Mezhebi Tefsir Ekolleri

Ortaya çıkan ilk mezheplerin hepsinin Kur’an’a sarıldığını ve ilk ihtilafların hepsinin Kur’an’a rücu ettiğini görmekteyiz. Aslı İslâmi olmayan fırkaların bile bekalarını sağlayabilmek için kendi dar görüşlerini Kur’an’a yamadıklarını göz önüne alırsak, tenakuzun Kur’an’da olduğunu sanmak büyük bir hatadır.

Bu fırkalardan her birinin yükselen değeri diğer fırkalar için dışlanan bir değer olarak topluma yansımış, böylece her fırka toplum bütünlüğünü yakalama şansına sahip olamamıştır. Mesela ilk siyasi fırkalardan Şia, bir ferdin kimliğini ve kişiliğini ilke olarak benimserken, Hariciler Allah’ın hükmünü ana ilke olarak ele almaktadır. Buna karşılık Cebriyye fırkası, Allah’ın iradesini ve dilemesini temel ilke olarak ele alırken Mu’tezile kulun iradesini ve dilemesini ön plana çıkartmakta ve sistemini buna göre kurmaktadır. Cubbai, Belhi, İsfehani, Hemedani, Zemahşeri ve Zehebi Mu’tezile’nin; Muhken el Havari, Muhammed bin Yusuf Itfiyyiş Hariciler’in; Kummi, Tusi, Tabressi, Tabatabai,Necefi ise Şia’nın meşhur müfessirlerindendir.

2. İlmi Tefsir Ekolü

Kur’an metnindeki ilmi ıstılahları açıklamaya, onlardan çeşitli ilimleri ve felsefi görüşleri çıkarmaya çalışan tefsir şekline ilmi/bilimsel tefsir denir. Bu tefsir hareketi dirayet tefsirinin ortaya çıkışıyla başlamış olsa bile Gazali ile sistemleşmeye başladığı söylenebilir. Gazali, Râzi, Zerkeşi, Suyuti, Kâtip Çelebi, Erzurumlu İbrahim Hakkı ekolün savunucularından olmakla birlikte, bu hareket Tantavi Cevheri ile doruk noktasına ulaşmıştır. O şöyle demiştir: Kur’an’da fıkha ait 150, buna mukabil ilim ve fenle ilgili 750 kadar âyet vardır. Öyleyse sayısı az olan âyetlerde Müslümanlar’ın derinleşip çok sayıdaki âyetlerle ilgili alanlarda cahil kalmaları doğru mudur? Zehebi ve Şatıbi bu harekete karşı çıkarlar. ”Kur’an bir din önerir, dini ve ahlâki bir mesaj getirir. O, insanın evren bilimine ilişkin görüşleriyle değil, insanın hayatıyla ilgilenir” diyerek bilimselliğin ilk sistemli reddini yapan ise Emin el-Huli olmuştur.

Velhasıl Kur’an’ı bilimsel nazariyelerin kaynağı olarak görmek her ne kadar yanlışsa, onun lafızlarını indirildiği dönemin anlayışına hapsedip tefsirde yeniliğe ve zenginliğe karşı çıkmak da o kadar yanlıştır.

3. İşari/Tasavvufi Tefsir Ekolü

İşari tefsir “yalnız tasavvuf erbabına açılan ve zahir mana ile bağdaştırılması mümkün olan birtakım gizli anlamlara ve işaretlere göre Kur’an’ı tefsir etmek “ demektir. Bu tefsir sufinin kendi fikirlerine değil, bulunduğu makam itibariyle kalbine doğan ilham ve işaretlere dayanır.

Vahidi, Şatıbi, Zerkeşi gibi âlimler bu tür tefsiri eleştirmişlerdir. Tasavvuf ileri gelenlerinin dokunulmaz bir konuma oturtulması, tasavvuf ehlinin kendilerini eleştirilere kapalı tutmaları, sistemlerinin gizli kanaldan geldiği iddiası vs. tasavvufun çıkmazlarından sayılabilir. Tusteri, Şirazi, İbnul Arabi, Sadreddin Konevi, Nisaburi, Kuşeyri, Molla Fenari önemli sufi müfessirlerdendir.

4. İctimai Tefsir Ekolü

Bu tefsir, Kur’an’ı tefsir ederken onun hidayet yönünü konu edinen ve çağın toplumsal sorunlarının Kur’an âyetleri ışığında çözümlenmesi gerektiğini savunan bir yaklaşım tarzı olarak tarif edilebilir.

Ekolün kurucusu olarak kabul edilen Muhammed Abduh, “Hedeflediğimiz tefsir insanlığı dünya ve ahiret mutluluğuna götüren bir din olması yönüyle Kur’an’ı anlamaktır. Tefsirde en üstün hedef budur” der.

Birtakım hata ve eksiklerine rağmen -klasik tefsirlerin devamı sayılabilecek- bu ekol tefsir hareketine yeni bir boyut ve heyecan katmıştır. Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Seyyid Kutup, Said Havva, Mevdudi bu ekolün önde gelen kişilerindendir.

5. Fıkhi Tefsir Ekolü

Fıkhi tefsir, Kur’an’ın amel yani ibadat ve muamelat yönleri ile meşgul olan, bu konu ile ilgili âyetleri açıklayan ve onlardan hükümler çıkarmaya çalışan bir tefsir koludur. Gayesi, Kur’an’ın ihtiva ettiği ameli hükümleri, kaide ve prensipleri ortaya çıkarıp açıklayarak, nasıl uygulanacaklarını göstererek insanların dünya ve ahiret saadetini temin etmektir.

Günümüze kadar ulaşan ilk fıkhi tefsiri yazan Mukatil bin Süleyman’dan sonra Şafii, Tahavi, Cessas, İbn Arabi, Kurtubi gibi âlimler meşhur ahkâm müfessirleri arasında yerini almıştır.

6. Filolojik Tefsir Ekolü

Konu olarak Kur’an dilini ele alan ve filolojik yönden Kur’an’ı inceleyen bir yaklaşım tarzıdır. Bu eserler genellikle “Garibu’l-Kur’an” adıyla ortaya çıkmış ve yaygınlık kazanmıştır.

Bu tefsir hareketi Kur’ani lafızların Kur’an bütünlüğü içinde ele alınmamış olması, Kur’an’ı Kur’an’la tefsir yaklaşımını terk etmesi sebebiyle birçok lafzın algılanmasında ve anlaşılmasında atomik sistemi ortaya çıkarmış ve anlam bütünlüğünü ortaya koyamamış olması sebebiyle eleştirilere maruz kalmıştır. İmam Şafii, Ebu Ubeyde, Ahfeş, Ferra, İbn Kuteybe, Zemahşeri vs. önde gelen müfessirlerindendir.

7. Edebi Tefsir Ekolü

Bu ekolün kurucusu kabul edilen Emin elHuli şöyle der: “Çağımızda tefsirin ilk hedefi salt edebidir. Tefsirde amaç ne olursa olsun bundan sonra gelir ve buna dayanır.” “Kur’an’ın ilk muhataplarının anladığı şekilde onun kavranması gerektiği” de onun sıkça vurguladığı bir ilkedir. Huli’nin eşi ve takipçisi Aişe Abdurrahman, M. Ahmed Halefullah, Tahir bin Aşur vs. bu eğilime mensup olanların ileri gelenlerindendir.

8. Konulu Tefsir Ekolü

Edebi tefsir ekolü içinde de mütalaa edilebilecek olan bu tefsir çeşidi “Kur’an’da işlenen konulardan herhangi birine dair âyetleri bütüncül bir bakış açısıyla göz önünde bulundurarak Kur’an’ın o konudaki görüşünü ortaya koyma çabasıdır. Burada öncelikle bir konu veya kavram ele alınır, sonra nüzul sırasına göre âyetler tesbit edilerek bir araya getirilir. T. İzutsu’nun “Kur’an’da Dini ve Ahlâki Kavramlar”, M. el-Behiy’in “İnanç ve Amelde Kur’ani Kavramlar”, Mevdudi’nin “Kur’an’a Göre Dört Terim” ve Fazlurrahman’ın “ Ana Konularıyla Kur’an” adlı eserleri bu yöntemin ilk ve ciddi örneklerindendir.

9. Modernist Tefsir Ekolü

Ekolün kurucusu olan Ahmed Han, ilk dönemlerinde geleneğe karşı fikirlerinin oluşmasında etkili olan Şah Veliyullah Dihlevi’nin etkisindeyken zamanla onun çizgisinden ayrılmış, tamamen modernist bir yapıya bürünerek XIX. Asır Avrupa akılcılığı ve tabiat felsefesinin etkisinde bir yol izlemeye başlamıştır. Ona göre belli bir inancı kabul etmede asıl ölçütü, çağdaş bilim ve tabiat kanunları vermelidir. Ahmed Han, Kur’an’ın en mükemmel ve değişmez prensipleri ihtiva ettiğini kabul etmekle birlikte, ona göre Kur’an’ın ihtiva ettiği her şey dini değildir, ayrıca hadisler de ilk üç asırda oluşan gelenekler demetidir.

10. İlhadi Tefsir Ekolü

İster Müslüman görünsün isterse İslâm’dan rücu etsin, isterse başka bir inancın mensubu olsun, hak ve hakikatten sapma suretiyle İslâm’ı gönüllerden silmek gayesiyle Kur’an’ı ve İslâmi asılları tahrip, tebdil, tahrif etme, nassların üzerinde şüphe uyandırma, onları inkâra yönelme, dini emirlere muhalefette bulunma faaliyetlerine “ilhad” ve bu faaliyetin içinde bulunanlara “mülhid” denir. Tefsir tarihinde ilk sapma hareketi Şiiliğin bazı kolları arasında ortaya çıkar. Mesela Sebeiyye fırkası ra’d’ı (gök gürültüsü) Hz. Ali’nin sesi olarak, Bâtıni kol da Kâbe’yi nebi; kapısını Hz. Ali olarak yorumlamıştır. Çağımızda da Mansur Fehmi, Cemil Sena gibi kişiler bu ekolün mensuplarındandır.

Taha Hüseyin’i de ilhadi tefsir yaptığı iddiasıyla tenkid edenler vardır.

11. Felsefi Tefsir Ekolü

İslâm’da felsefe hareketi Abbasiler devrinde tercüme faaliyeti ile başlamıştır. Bu hareket aynı zamanda tasavvuf hareketinin de sistemleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. İslâm’da aslolanın din ve Kur’an olduğu ve her şeyin ona yönelmesi gerektiği halde zamanla gayrı-samimi bazı kişiler veya fırkalar Kur’an’ı felsefi görüşlerine hizmet eder hale getirmek istemişlerdir. Bunun üzerine aklın dindeki rolünü göz önünde bulunduran Bakıllani, Gazali, Râzi gibi şahsiyetler din ile hikmeti birleştirmeye gayret etmişler; kısacası felsefeyi, hikmeti dine hizmet edecek duruma getirmişlerdir. Onlar, Kur’an’daki hikmetleri ortaya koyarak insanları Kur’an’ın menbaına doğru sevketmişlerdir. Bu yola İbn Sina ve Farabi zaman zaman başvurmuş, İbn Rüşd ise daha ziyade dinle felsefenin amaçlarını uzlaştırma çabası gütmüştür. İbn Arabi de felsefi düşünceyle tasavvufi düşünceyi birleştiren bir bilim adamıdır.

SONUÇ

Kısaca görüldüğü üzere tarih boyunca Kur’an, kişilerin veya grupların öncelikli ihtiyaçlarına göre farklı şekillerde tefsir edilegelmiştir. Aslında fıkhi yöneliş hariç hemen hemen bütün tefsir hareketleri için olumsuz tepkiler mevcut olmakla birlikte Kur’an’ı tefsire yönelen her ekolde (ilhadi tefsirler hariç) bir zenginlik ve esneklik olduğu söylenebilir. Bu tefsirlerde görülen farklılık veya fazlalıklar ise bir eksiklik değildir, aksine insanların her türlü ihtiyaçlarına cevap vermesi açısından onun evrenselliğini ve bir hayat kitabı olduğunu gösterir.

İslâm’ın kendi bünyesinden doğup dış tesirlerle renklenip şekillenen Kur’an tefsirlerine, bütün teferruatıyla zamanlarındaki ilmi ve kültürel faaliyetleri ve yazarın yaşadığı cemiyetin çeşitli durumlarını aksettiren birer ayna gözüyle bakılmalıdır.

Bunun için tefsirler sadece mukaddes kitabın bir açıklaması olarak görülmemeli, onların aynı zamanda bir topluluğun sosyal, kültürel ve ilim tarihi için en mühim kaynaklardan olduğu gözlerden uzak tutulmamalıdır. Velhasıl, farklı sebeplerle cemiyetlerin ihtiyaçları arttıkça yeni ihtiyaçlara cevap verecek şekilde Kur’an’ı tefsir hareketlerinin de devam edeceği inkâr edilemez bir gerçektir.

 ARZU MELEK ARIKAN