Bakara Suresi 219. Ayetinin Mülkiyet Düşmanlığına Alet Edilmesi Hakkında

Kur'an’a baktığımız zaman eleştirilen nokta, servet sahibi olmak değil , servet sahibi olup ta bu serveti Allah yolunda harcamamak sureti ile cimrilik yapmaktır

Tarih : Agustos 04, 2017
Sayı : Temmuz-Ağustos 2017
Konu : İnceleme
Yazar :İsmail Hakkı BAŞDAĞ

 

Allah (cc) alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olan kitabının bir çok yerinde, insanlardan bazılarını bazılarının üzerinde rızık bakımından üstün kıldığını beyan etmektedir. Bu üstün kılınma, bir takım sebepler dahilinde olup, konumuz rızık bakımından üstün olanların, kendilerinden aşağı olanlara karşı yapması gereken infak konusu ile ilgili olan Bakara s. 219. ayeti ile ilgili olacaktır. 

Bakara s. 219. ayetinde Rabbimiz mealen şöyle buyurmaktadır.

“Sana sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları hakkında soruyorlar. De ki: Onların her ikisinde de insanlar için büyük bir kötülük ve birtakım menfaatler vardır. Her ikisinin yol açtıklarıkötülük sağladıklarımenfaatten çok daha büyüktür.Yine onlar Ne infak edelim?diye soruyorlar. De ki: Fazla olanı”. Böylece Allah size mesajlarınıaçıklıyor ki, tefekkür edebilesiniz.” (2/219)

Ayet içinde 2 farklı konu bulunmaktadır. Biz bu ayet içindeki infak ile alakalı olan konu üzerinde durmaya çalışacağız. "Ne infak edeceğiz?" şeklinde sorulan bir soruya verilmesi istenen cevap "El afve" kelimesi olarak verilmiş, ve bu kelime meallere "ihtiyaçtan arta kalan" ya da “Fazla olanı” olarak çevrilmiştir.

Aynı soru Bakara s. 215. ayetinde de sorulmuş olup, o soruya verilen cevap şöyledir:  “Sana, ne infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayırdan her ne infak ederseniz, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yolcuların hakkıdır. Ve her ne hayır işlerseniz, şüphesiz ki Allah, onu bilir.” (2/215)

İnfak konulu ayetlerin Bakara suresi içinde önemli bir yer tuttuğunu hatırlatarak , konumuz olan ayet içindeki "El afve" kelimesinin anlamı üzerinde durmaya çalışalım. 

el-Afvu: Bir şeyi almaya yönelmek , almayı istemek , ya da amaçlamak.

Afevtu anhu: Ondan yüz çevirip onun suçunu günahını veya kabahatini ortadan kaldırmayı amaçladım. 

el-İfau: Çoğalan deve , tavşan gibi hayvanlardaki tüyler , kuş tüyü. 

el-Afi: Bir tencereyi ödünç alan kimsenin , tencerenin içinde getirdiği et suyu.

Bu sözcük ,bir kimsenin işlediği suç ve günahtan ötürü , ondan el çekmek, sorumlu tutmamak anlamına gelir. (Müfredat)

Bu sözcüğün Araf suresinin 199. ayetinde geçişi şöyledir:“Sen; affı tut, ma'rufu emret ve cahillerden yüz çevir.”

Kelimenin çoğalmak , artmak anlamında Araf s. 95. ayetinde geçişi şöyledir:“Sonra kötülüğün yerine iyilik koyduk. Nihayet çoğaldılar ve; atalarımıza da fakirlik, şiddet, hastalık, iyilik ve genişlik dokunmuştu, dediler. Bunun üzerine Biz de onları kendilerine farkına varmadan ansızın yakalayıverdik.”

Uzun sözün kısası,Bakara Suresi 219. ayetinde geçen el-Afve kelimesini , "yetecek miktardan fazla olan" anlamında kullanmak, infak kelimesi ile uyumlu bir anlama sahip olmasını sağlayacaktır. 

Asıl mesele, bu kelimenin anlamı üzerinden yapılan bazı yorumlar olup , bu yorumların merkezinde, mal biriktirmenin “Haram” olduğu , bu ayet gereğince Müslümanların ihtiyaçlarından arta kalan her şeyi infak etmeleri gerektiği yönünde bazı sosyalist iddiaların dile getirildiği bilinmektedir.Bu iddiaların vasatı aşan ifrat düşünceler olduğunu baştan söyleyerek konuya devam edelim. 

Kur'an’a baktığımız zaman eleştirilen nokta, servet sahibi olmak değil , servet sahibi olup ta bu serveti Allah yolunda harcamamak sureti ile cimrilik yapmaktır. Servet sahibi müşriklerin yaptıkları harcamaların sadece gösteriş olduğunu beyan eden Rabbimiz, infak etmenin nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini kitabının bir çok yerinde bizlere bildirmektedir. 

“Ey inananlar! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele. Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, «Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın» denecek.”(Tevbe  9/34-35)  

Kur'an’da kıssası zikredilen "Karun" adlı kişinin, mal ve servet sahibi olarak kötü örnek olarak gösterilmesi evrensel bir anlama kavuşarak, malını ve servetini Allah yolunda kullanmayanların sembol ismi haline gelmesi , Kur'anın mal biriktirmede dikkat edilmesi gereken noktalar konusunda, bu kişi üzerinden yaptığı önemli uyarılardandır.

“Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.

Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.” (İsra 17/26-27)

Kur'an infak konusunda da aşırılığa kaçan bir yol izlenmemesi gerektiğini beyan ederek , orta yolu tavsiye etmektedir. Burada, "İhtiyaçtan arta kalanın infak edilmesi gerektiğini iddia etmek aşırılık mıdır ?" şeklinde bir soru akla gelebilir. 

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı.” (Bakara 2/180)  

Bakara 180. ayette ölen birisinin kalan mirası için vasiyet etmesi, Nisa 11. ve 12. ayetlerde bu mirasın nasıl paylaşılması gerektiğini beyan eden ayetlere baktığımızda , ölen birisinin bıraktığı mal ile ilgili olduğu görülecektir. Burada şunu sorarız:

Allah (c) eğer mal biriktirmeyi haram saymış olsaydı, ölmüş olan bir kimsenin biriktirmiş olduğu mallarının nasıl dağıtılacağını bildiren miras ayetlerini indirir miydi ?

Bu soruya cevabımız, "Elbette hayır" olacaktır. Haram olarak sayılmış bir fiil hakkında hüküm beyan etmek, haram kılınmış şarap hakkında nasıl içilmesi gerektiğini beyan etmek, veya haram kılınmış domuz etinin nasıl pişirileceğini beyan etmek gibi bir şeydir. Allah (cc) eğer mal biriktirmeyi haram olarak saymış olsaydı, ölen kişinin geriye bıraktığı malın da haram olarak sayılması gerektiği için , mirasın nasıl taksim edileceği yönünde ayet indirmesine de gerek yoktu. 

Mal biriktirmenin haram olarak sayılmış olması, yaşanan hayatın gerçekleri ile de uyuşmaz. Çünkü hayat içindeki iktisadi ve ekonomik şartlar, zaman içinde iniş ve çıkış arz ederek değişkenlik gösterir.

Yusuf (a) kıssası içinde anlatılan ve onun Mısır'daki kıtlık zamanındaki yönetim tarzı , bize evrensel bir iktisat teorisini sunmaktadır. 

“Dedi ki: Yedi sene alıştığınız biçimde ekin. Yediğiniz bir mikdar dışında biçtiklerinizi başağında bırakın.

Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir. Saklayacağınız az bir mikdar dışında biriktirdiklerinizi yer, götürür.

“Sonra, halkın yağmur göreceği bir yıl gelir, o zaman sıkıp sağarlar” dedi.” (Yusuf 12/47-49)

Yusuf (a)’ın gelecek olan kıtlık ile ilgili yapılması gerekenler hakkındaki teklifi, sadece belirli bir zaman ve mekana has tedbirler olarak değil, tüm zamanlar ve mekanlar için geçerli olan evrensel bir iktisat teorisi olarak okunmalıdır. Çünkü fertlerin ve devletlerin yaşamı, her zaman tek düze bir seyir arz etmez. Kişi ve devletler bir zaman bolluk ve refah içinde yaşarken, bir zaman gelir darlık ve sıkıntı içine düşebilirler. 

İşte bu inişli çıkışlı seyreden hayat için kişi ve devletler, bolluk zamanlarda darlık gelebilecek zamanı hesap ederek , "Ak akçe kara gün içindir" atasözü misali, gelebilecek muhtemel sıkıntılı günler için birikim yapmak zorundadırlar. Aksi takdirde sıkıntılı günlerde ele güne muhtaç olarak daha fazla sıkıntı içine gireceklerdir. 

“Bollukta Saklayıp Darlıkta Harcamak” şeklinde hayata yansıması gereken yaşam biçimi, yaşadığımız hayatın içinde olmazsa olmazlardan bir kuraldır. Mal biriktirmenin haram olduğunu savunan birisi, eğer ticaret hayatı içinde olmuş olsaydı onu nasıl bir gelecek beklerdi?

Herhangi bir şey üretmek için tesis edilmiş bir kuruluşta çalışan işçiler tarafından üretilen mallar, yılın 12 ayının tamamında alıcı bulmayabilir. Veya bir kaç sene iyi bir şekilde çalışarak kazanç sağlayan bir tesis, ilerleyen yıllarda bazı sebepler yüzünden kazanç kaybına uğrayabilir. Eğer bu tesis sahibi işlerinin iyi gittiği zamanlarda gelebilecek sıkıntılı günler için herhangi bir birikim yapmayacak olursa, tesisi batacak ve çalışan işçilerde işsiz kalacaktır. Eğer bu tesis sahibi, darlıkta harcamak üzere gelecek günler için birikim yapmışsa, kriz içinde geçen zamanları rahatlıkla atlatarak, krizden en az hasarla düze çıkacaktır. Yusuf (a)’ın bolluk zamanında biriktirerek, kıtlık zamanında harcamak sureti ile ülkesini kıtlığa karşı koruması bu şekilde olmuştur.

Bu sistem tek kişi içinde böyledir, bir devlet içinde böyledir. Kişi bugün kazandığını yarın harcayacak olduğunda, kazancı olmadığı günlerde ihtiyaçları harcayacak bir şey bulamayacaktır. Devletler iktisat politikalarını, gelmesi muhtemel olan krizleri hesap ederek oluşturmadıkları sürece kriz geldiği zaman, başka devletlere el açarak o devletlerin kölesi olmaya mahkum kalacaklardır. 

Ağustos böceği ile karıncanın hikayesini herkes bilir. Bütün yaz çalışan karınca, kışı rahat bir biçimde geçirirken, bütün yaz saz çalan ağustos böceği ise , kışın aç kalarak ölmüştür. Bu gibi hikayeler, hayatın gerçeklerinin zihinlerde çocuk iken yer etmesini sağlayarak, hayat içinde mücadele başladığı zaman bu bilgilerin pratize edilmesine yöneliktir.

Bakara s. 219. ayetini mızrakların ucuna takarak , mal sahiplerini tekfir edenlerin ellerine idare etmeleri için bir bakkal dükkanı verilse, bu söylediklerini acaba hayata geçirebilecekler midir ?. Aynıkafa ile dükkanıidare etmeye kalkarlarsa, kısa bir süre içinde  dükkanıkapatarak iflas bayrağınıçekecekler, veya ortaya attıklarıiddianın hayatın gerçekleri ile uyuşmadığınıgörünce, daha gerçekçi tedbirlere yöneleceklerdir.

Bu yazının amacının, servet sahiplerinin borazanlığını yaparak , asla onların servetlerini meşru olarak göstermeye çabalamak olmadığı bilinmelidir. Mal ve servet sahiplerinin , ellerindeki mal servetin, kendilerine emanet olarak verilmiş, geçici bir dünya malı olduğunun bilincinde olmaları ,ve bu malları Karun misali ihtişam ve debdebe içinde halkın karşısına çıkarak, " Bu mal bana bendeki bilgi sayesinde verilmiştir" edası ile değil , Süleyman (a.s) misali, bu mülkün kendisine Allah (c.c) tarafından verildiğini bilmesi , elinde olan malda fakirin hakkının da olduğu bilinci içinde olması gerekmektedir. 

Ancak Kur'an’ı ithal edilmiş fikirlere alet ederek okumaya alışkın kafaların sahipleri, bu ayeti beşeri bir sistem olan "Sosyalizm" ideolojisine endeksleyerek okumaya çalışmaktadırlar. Sosyalizm düşüncesi belirli bir sınıfın üstünlüğünü öne çıkarmaya çalışır iken, İslam belirli bir sınıfı ne öne çıkarır ne de aşağılık kılar. 

Allah (c.c) , Hucurat s. 13. ayetinden anlaşılacağı üzere üstünlüğü, fakirliğe, zenginliğe , ırka , renge göre değil, takvaya göre belirler.

Şurası bilinmelidir ki, bir kimsenin mal ve servet sahibi olması kınanacak, ayıp veya günah sayılacak bir durum değildir. İslam bu kişiye neden mal sahibi olduğunu değil, nasıl mal sahibi olduğunu sorar, eğer malı helal yollardan kazanmış ve bu malın zekatını, sadakasını, infakını düzgün bir şekilde yerine getiriyor ise herhangi bir problem yoktur.  

Bakara s. 219. ayetinin ön yargılı bir şekilde okunmasına paralel olarak yapılan yanlışlardan bir tanesi de, Kur'an bütünlüğünün göz ardı edilerek okunmasıdır. Kur'an’ı bütünlük içinde okumayan bir kimse, Allah’ın bir ayette "İhtiyaçtan arta kalanı verin", başka bir ayette "Saçıp savurmayın" , başka ayetlerde de miras taksimi yapması arasındaki bağı kuramayarak çelişki olabileceğini düşünmesi ihtimal dışı değildir. Allah (c.c) nin bir ayette başka bir ayette başka bir şey diyerek çelişkili bir kitap indirmiş olmayacağına göre ayetler arasında anlam bağının kurulma zorunluluğu bulunmaktadır. 

Bakara s. 219. ayetinde geçen "el-Afve" kelimesine Kur'an meallerinde "İhtiyaçtan arta kalanı vermek" şeklinde verilen bir anlamın Kur'an bütünlüğüne uygun olmayan bir anlam olduğunu düşünüyor ve Kur'an bütünlüğünü hesaba katmadan, sadece bu ayeti okuyarak mal biriktirmenin haram olduğu yönünde bir çıkarım yapanların pek te haksız olmadığını düşünüyoruz. 

Öyleyse Bakara 219 . ayetine verilen anlam, Kur'an bütünlüğüne uygun bir anlam olmalıdır ki bazı kişiler bu  ayetten mal biriktirmenin haram olduğuna dair yanlışbir hüküm çıkarmak zorunda kalmasın.

Konuyu Kur'an bütünlüğünde ele aldığımızda , ihtiyaçtan arta kalanı değil, İhtiyaçtan Arta Kalandan bir kısmının verilmesi tavsiye edilmektedir. O zaman Bakara 219. ayetinin bu şekilde bir anlam dahilinde okunması gerekmektedir ki, olası yanlış anlamalara mahal bırakmasın.

Bakara 219. ayetinin 2. cümlesini yeniden anlamlandıracak olursak şöyle bir anlam verilmesinin daha uygun olacağını düşünmekteyiz.

"Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki; “ihtiyaçlarınızdan Arta Kalandan verin': Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki düşünesiniz."

Sonuç olarak ön yargılı, bağlam ve bütünlük gözetilmeden yapılan Kur'an okumaları, okuyucuyu doğru bir düşünce sahibi yapmak yerine, okuyucunun kafasında oluşmuş olan anlamın Kur'ana tasdik ettirilmesine yönelik bir işlev görmesi açısından zararlı sonuçlar doğuracaktır. 

Konumuz olan ayet , mal ve servet düşmanlığına yönelik bir düşünce içinde okunarak mal biriktirmenin haram olduğu yönünde bir düşünceye delil olarak getirilmesinin yanı sıra , bağlam gözetilmeden yapılan okumalar sonrasında da aynı düşünceye sahip olunmuştur. 

Mal ve servet sahipleri edindikleri bu malları eğer meşru yollardan edinmiş ve lüks ve ihtişam içinde yaşamak yerine, Allah yolunda harcamak ve mütevazi bir hayat sürdürmek için kullanıyorlarsa, bunda herhangi bir mahzur görmek doğru değildir. Yanlış olan mal serveti şeytanın emrine vererek onu mala ve servete ortak kılan bir hayatın sürülmüş olmasıdır. 

Yapılan Kur'an meallerinde "El afve" kelimesine verilen "İhtiyaçtan arta kalan" şeklindeki anlam yerine "İhtiyaçtan Arta Kalandan" şeklinde verilen bir anlam bu konudaki yanlış anlamaların önünü keseceğini düşünmekteyiz. 

En Doğrusunu Allah Bilir.