GEZİ-YORUM

 

ASYA’DA YEŞİL CENNET: KIRGIZİSTAN

Afra Nur KAYABAŞI

[email protected]

 

Kırgızistan, Orta Asya’da bulunan bağımsız 7 Türk devletinden birisidir. Topraklarının büyük bir kısmı 1876 yılında Rusya’nın egemenliğine girmiştir. 1936’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin bir parçası olan bu topraklar, Sovyetlerin dağılması ile Askar Akaev tarafından bir süre yönetilmiştir. 1991 yılında bağımsız bir devlet haline gelen Kırgızistan’ın cumhurbaşkanlığını bugün Sooronbay Ceenbekov yapmaktadır. Bölgede Kırgızlar ve Özbekler arasında yaşanan etnik çatışmalar son zamanlarda ülkenin gündemini oluşturmaktadır.

Kırgızistan 8 bölgeye ayrılmış durumdadır; Bişkek, Batken, Talas, Çuy, Narın, Celal-Abad, Issık-Göl, Oş, Batken.

Kırgızistan Nüfusu; yüzde yetmiş beşini Müslümanlar, yüzde yirmisini Ortodokslar oluşturmaktadır. Etnik olarak ise bölgede Kırgızlar, Özbekler ve Ruslar yaşamaktadır. Bu sebeple Kırgızistan’da konuşulan diller Kırgızca, Özbekçe ve Rusça’dır. Kırgızistan’ın nüfusu yaklaşık 6 milyondur.

Kırgızistan para birimi; Kırgız Somu’dur. Haziran 2018 tarihinde 10 Kırgızistan Somu 0.70 Türk Lirasına denk gelmektedir.

 

Kırgızistan nerede? Kırgızistan; doğusunda Çin, Kuzeyinde Kazakistan, batısında Özbekistan, güneyinde ise Tacikistan ile komşudur. Kırgızistan’a Türkiye’den ulaşım en kolay uçak iledir. İstanbul’dan Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e her gün uçak seferi yapılmaktadır. Yaklaşık 4,5-5 saate yakın süren uçak yolculuğunun ardından Bişkek Manas Havalananına ulaşabilirsiniz. Ayrıca Kazakistan Almatı’dan da araç ile 3-4 saat gibi kısa bir sürede Bişkek’e ulaşabilirsiniz.

Kırgızistan ekonomisi; Ekonominin büyük bir kısmını tarım sektörü oluşturuyor. Ülke nüfusunun yüzde yirmilik bir kısmı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.

Kırgızistan vize durumu; Kırgızistan Türk vatandaşlarına 1 ay vize muafiyeti uygulamaktadır. Sınırsız vize durumu ise görüşülmekte olup henüz netleştirilmemiş vaziyettedir. Türk vatandaşları vize almadan turistik amaçlı Kırgızistan’a rahatlıkla girebilirler. 

Ülkenin yüzde 65’ini kaplayan Tanrı Dağları ile Kırgızistan, Orta Asya’nın İsviçresi olarak kabul ediliyor.  

Özetle Kırgızistan’ı tanıdıktan sonra artık gezmeye başlayabiliriz 🙂 Kırgızistan’ı gezmeyi planlıyorsanız Kuzey ve Güney olmak üzere iki rota belirlemeniz gerekli. Bu yazının devamında kısaca Kuzey bölgesinden bahsedeceğim.. 

BİŞKEK

Bişkek, Kırgızistan’ın başkentidir. Kent, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Mihail Frunze’nin anısına Frunze adıyla anılmıştır. Sonrasında kentin adı Bişkek olarak değiştirilmiştir. Almatı’dan üç dört saatlik bir yolculuk ile Bişkek’e sorunsuz bir şekilde giriş yapıyoruz. Bu arada Kırgızistan ile Türkiye arasında yaklaşık 4 saatlik bir zaman farkı bulunmakta. Bişkek’te şehir içi ulaşımı marşrutka ile sağlanmakta. Bişkek’te gezilecek yerler oldukça fazladır; Devlet Tarih Müzesi, Ala-To Meydanı, turistik bir yer olan Panfilov Parkı, Devlet Güzel Sanatlar Müzesi gibi birçok müze ve kent parkları mevcut. Ayrıca alışveriş için Osh Pazar ve Dordoy Pazar var, oldukça büyükler ve Kırgızistan kültürü ile ilgili yöresel her şeyi bu pazarlarda bulabilirsiniz. Şehir merkezinden 15-20 dakikalık bir mesafede bulunan Dordoy pazarı gez gez bitiremedik.

ISSIK GÖLÜ

Gölün etrafı çok soğuk olmasına rağmen göl suyunun buz tutmamasından dolayı gölün adını Kırgız Türkçesinde ısı ve sıcak anlamına gelen Issık olarak koymuşlar. Dünya’nın ikinci en büyük dağ gölü ve aynı zamanda dünyanın en büyük krater gölüdür. Kırgızistan’ın en önemli turizm merkezi burasıdır. Kırgızistan’ın liman kenti olan Balıkçı’da iki harika gün geçirdik.  Issık Göl; Hazar Denizi’nden sonra, dünyanın en büyük ikinci tuzlu gölü. Gölün kenarları boyunca çeşitli firmaların sahiplik yaptığı sahillerle karşılaşacaksınız. Aynı zamanda birkaç saatlik tekne turları da yapabilme imkânı var. Kısacası Issık Göl, temizliği ile yüzmek için harika bir yer. 

 

Şimdi ise Kırgızistan’ın Güneyine iniyoruz. Ve Uzgen’den başlayarak Kırgızistan’ın en büyük ikinci şehri olan Oşh’u gezeceğiz 🙂 Bişkek otogarından bindiğimiz 8-9 kişilik araç ile yaklaşık sekiz saat süren bir yolculuktan sonra Uzgen’e varıyoruz. 

UZGEN 

Osh’a 55 kilometre mesafede bulunan Uzgen şehrinin yüzde doksanını Özbekler oluşturuyor. Bugün yaklaşık 50 bin kişinin yaşadığı şehir, 10.yy Orta Asya’sının en büyük sanat ve ticaret merkezlerinden birisi imiş. Uzgen ayrıca Karahanlıların ilk ortaya çıktıkları yer ve ilk başkentleridir. Bölgeyi İslam ile de Karahanlılar tanıştırmıştır.

Uzgen Mimari Kompleksi; Şehirde 800 yıldır ayakta duran minare ve mozole yer alıyor. Kompleksin inşası Karahanlıların bölgede hakim olduğu 10-12.yy’a rast gelir. Komplekse girdiğinizde ilk karşınıza uzunca bir minare çıkar. İlk yapıldığında 44 metre yüksekliğinde olan minare, depremler sonucu bugün 24 metre yüksekliğinde bulunmakta. Minarenin içinde bulunan merdivenlerden de minareye çıkmak mümkün. Yukarıya çıktığınızda harika bir manzara sizi bekliyor olacak.

Minareden indikten sonra Uzgen Mozalesi’ne yöneliyoruz. Karahanlı hükümdarları Nasr Bin Ali’nin mezarının bulunduğu mozale, dışarıdan bakıldığında duvarlardaki işlemeleri ile oldukça dikkat çekici.

OSH

Kırgızistan’ın güneyinde yer alan Osh şehri, Kırgızistan’ın ikinci büyük şehridir. Şehir, 3000 yıllık bir geçmişe sahip olması ile Orta Asya’nın en eski yerleşim bölgelerinden birisidir. 

Önce şehrin meydanını gezdik.. Ülkenin bağımsızlığını kazanmada etkisi olan şahsiyetlerin ve ayrıca Lenin’in heykelinin olduğu meydanı gördük.

Süleyman Dağı; Bölgenin simgesi haline gelmiş Süleyman Dağı, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Dağın zirvesinde yer alan cami, Fergana Vadisi Sultanı Babür tarafından inşa edilmiştir. Ayrıca bu dağ halk tarafından kutsal sayılıyor. Süleyman Peygamberin bölgeyi ziyaret ettiği, bu sırada da bu dağda her gün ibadet ettiği rivayet edilir. Bunun sonucunda dağın isminin Süleyman Dağı olarak değiştirildiği söylenir. Dağa tırmanırken havanın sıcak olması ve merdivenlerin oldukça dik olması tırmanışımızı biraz zorlaştırsa da zirveye ulaşıyoruz 🙂 Zirveye ulaştığımızda şehrin manzarası çok etkileyici. Ayrıca dağa tırmanırken ve inerken dağda bulunan mağaralar dikkatimizi çekiyor. Bölgede kazı yapılırken ortaya çıkan malzemelerin sergilendiği arkeoloji müzesi de bulunmakta. 

Süleyman Camii; Süleyman Dağı’nın eteklerine indiğimizde büyük bir cami ile karşılaşıyoruz. Süleyman Too Camii, Arap ülkelerinin desteği ile inşa edilmiş, 15 bin kişi kapasiteli olması ile de Kırgızistan’ın şimdilik en büyük camisi olma özelliğini taşıyor. Caminin duvarlarında Tika’nın yazılarını ve Türk-Kırgız bayraklarını yan yana görmek bizi ayrıca onurlandıran bir durum oldu. Şu an başkent Bişkek’te Türkiye’nin desteği ile inşa edilmekte olan 25 bin kişi kapasiteli caminin müjdesini de sizlerle paylaşmış olayım 🙂 Farklı ülkelere ziyarette bulunduğumda Türkiye’nin bayrağını görmek, Türkiye’nin binlerce kilometre uzaklardaki ülkelere bir desteğinin olduğunu görmek her zaman bizi onurlandırıyor. Bölge halkının bize olan saygısı da oldukça yüksek oluyor.

 

KARA KOY YAYLASI

Kırgızistan’ın Osh şehrinde bulunan Kara Koy yaylasında bir gece konakladık. Şehir merkezinden birkaç saat süren bir yolculuğun ardından yaylaya vardık. Araçları park ettikten sonra dağların arasında bir saate yakın bir yürüyüşün ardından yaylaya vardık. Yürüyüşümüz solumuzda dağlar, sağımızda gürül gürül akan akarsuyun müthiş sesi ile devam etti. Aynı zamanda Kırgızların meşhur, keçeden yapılmış çadırları akarsuyun kenarlarına gece konaklamak için oldukça idealdi. 

Yürüyüşümüz ardından müthiş bir yayla bizi karşıladı. Hayatında ilk defa yayla gören bir insan olarak çok etkilendim. Dağların arasında müthiş bir akarsu ve atlar gözlerimi kamaştırdı.

Yaz dönemi olduğu için yaylada yaşayan Kırgızlar vardı. Küçük çocuklar dahi ufacık boylarıyla hayvanları güdüyor, sütlerini sağıyordu. Oldukça becerikli çocuklardı. Tüm bu güzelliklerin yanında fotoğraf makinemin şarjının bitmesi dışında her şey çok güzeldi 🙂 Malum elektrik namına bir şey olmadığı için şarj edemedim ama telefonlarımız hayat kurtardı 🙂 Ateşte pişen harika etli patatesli yemeğin ardından güzel oyunlarla günü bitirdik. Çadırda geçen yoğun yağışlı bir gecenin ardından -tabi ben heyecandan uyuyamadım- sabah gün aydınlanmadan akarsuyun kenarında müthiş yağmur ile günün aydınlanmasını bekledim.   

Sabahın ilk ışıkları ile sağılan sütler teyzemiz tarafından bir alet aracılığı ile sütü yağından ayırdı. Aynı zamanda bir yandan ateşte taze süt pişiyordu. Teyzem bana sıcak süt ikram etti. Sıcak sütü içerken bir yandan da doğal hayatın güzelliği ve insana verdiği huzuru hissettim. Beni burada bırakıp bir hafta sonra almalarını istesem herhalde hayatımın en doğru kararını vermiş olurum diye düşünmeden edemedim. 

Asya’ya gitmişken ata binmemek olmazdı tabi 🙂 Benim bindiğim kısrak olsa da olsun.

 

Kırgızların keçeden yaptıkları çadırları, soğuk ve sıcak havaya göre içerinin ısısının uygun olması üzerine yapılmış. Yaylalarda insanlar bu çadırlarda yaşıyorlar. İçerisi oldukça güzel.

Kırgızistan, yeşilliği ve doğası ile beni tahmin ettiğimden oldukça etkiledi. Her zaman Avrupa’yı görebiliriz. Ama Asya’nın doğal güzellikleri, kendilerine has devam ettirdikleri kültürleri ilerleyen yıllarda yok olabilir. Ve bunlara şahitlik edemeyebiliriz. Bu nedenle imkanlar dahilinde Asya’ya ve Afrika’ya şahitlik etmek, oradaki güzellikleri yakinen görmek kesinlikle ertelenmemesi gereken bir ziyarettir…