ANALİZ

 

MODERN BATI DÜNYA GÖRÜŞÜNÜN TANRI VE İNSAN TASAVVURU AÇISINDAN TAHLİL ve ELEŞTİRİSİ*

Medine BALLI

Makalede, Batı düşüncesi ile İslami düşüncenin Tanrı, varlık ve insan telakkileri karşılaştırılır. Bu karşılaştırma sonucunda modern Batı dünya ile Tanrı ve insan tasavvuru eleştirisi yapılır.

Müellif, makaleye şu soruyla başlar: “Modern Batı dünya görüşünün Tanrı ve insan tasavvurunun, bugünün Batı dünyasının yaşam felsefesi ve bilim yapma biçimi üzerinde oynadığı etki nedir.” (s.122) Batı biliminin bugünkü hegomonik yapısının ve İslam dünyasının bilimsel açıdan zayıf kalmasının “dünya görüşü” farklılığından kaynaklandığını düşünür. Ayrıca Müslüman dünya bu zayıf halinden kurtulmak için savunma psikolojisi içerisine girmemeli, Batı dünya görüşünü anlamak ve aydınlatmakla işe başlamalı düşüncesindedir.

Dünya Görüşü

Müellif, “Dünya Görüşü” kavramsallaştırmasını şu şekilde açıklar: “Kişinin algılama, düşünme, bilme ve eylemini belirleyen ve bunların temelini oluşturan, bütün gerçeklik alanı hakkındaki inançlar sistemi; bireyi çevreleyen toplumun, geleneklerin, kurumların, kuralların ve dilin içinde gizli olan temel kabuller ve kanaatlerdir.” (s.124)

Modern batı “dünya görüşünü” anlamak için pragmatist filozoflar W. James ve J. Dewey, psikolog S. Freud, biyolog C. Darwin ve sosyolog/felsefeci K. Marx isimleri üzerinde durulmasının isabetli olacağını söyler. Çünkü bu isimler batı ve Amerika yaşam felsefesi üzerinde etkilidirler. James ve Dewey’in metafizik, din, ahlak ve bilim konularındaki pragmatist yaklaşımları; Freud’un cinsel serbestlik fikri; Darwin’in tabii seleksiyon düşüncesi; Marx’ın ekonomi ya da “para“ merkezli insan tanımı batının yaşam tarzı ve felsefesi ile örtüşür.

Tanrı, varlık, âlem, yaşam, ölüm, anlam, amaç, insanın kökeni, kaderi vb. konulara bakış açısı insanın dünya görüşünü anlamak için anahtar kavramlardır. Yazar makalenin devamında batı düşüncesinin din, insan ve Tanrı hakkındaki düşüncelerini şu şekilde ele alır.

  1. Tanrı ve Kutsal

“Her ontolojinin gerisinde Tanrı hakkında bir tasavvur vardır. Batı ontolojisinin gerisindeki Tanrı tasavvuru ile İslam ontolojisinin gerisindeki Tanrı tasavvuru aynı değildir.” (s.124) Ontoloji ve Tanrı hakkındaki inançların bireysel ve toplumsal eylemler üzerinde etkisi vardır. Örneğin: Amerika’da 201 üniversite öğrencisi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, monoteizme inanan öğrencilerin aşkın bir varlığa ihtiyaç yok diyen öğrencilere göre daha duyarlı ve yüksek amaçlara sahip olduğu sonucuna ulaşılır.

Dünya görüşünün en somut sonucu ideal insan tipleridir. Müslümanlar için Hz. Muhammed sadece bir peygamber değil eş, baba, komutan ve devlet adamıdır. Hristiyanlarda Hz. İsa’nın tanrısal yönü baskın olduğundan örnek alınması zor bir kişiliktir. Buda ise sarayı terk ederek yoksul kalmayı tercih etmiştir.

*Bu yazı Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Dini İlimler Fakültesinde, din felsefesi alanında öğretim üyesi olan Prof. Dr. Latif Tokat’ın makalesinden derlenmiştir.

Tanrı tasavvurunun pratikteki sonuçlarını Hristiyanlıkta “baba” imajı temsil eder. Baba affediciliği, güç ve kudreti temsil eder. İnsan ise Tanrı’nın “şımarık çocuğudur“. Baba imajı Amerikan pragmatist siyaseti açısından olumlu bulunur.

“Müslümanların tanrı tasavvuru ise büyük oranda güç, kudret ve azamet Tanrısıdır. Tanrı’yı yüceltme adına insan küçülmüştür.” (s.128) İnsan Tanrı karşısında zayıf ve borçludur. Hiç bitmeyecek bir borçluluk ilişkisi Tanrı’nın azameti inancından kaynaklansa da insan üzerinde olumsuz psikolojik etkileri olmuştur.

  1. Kutsalın Kaybolması, Sekülerleşme ve Dünyevileşme

Batı düşüncesindeki sekülerleşme/dünyevileşme sürecini anlamak için Rönesans öncesi dönemin dünya algısına bakmak gerekir. Örneğin Ortaçağ’da Aziz Augustine, bilime ve akla İncili anlamaya yetecek kadar izin veriyordu. Evreni anlama, bilme ve keşfetmenin yerini öbür dünyada tanrı ile bütünleşeme isteği almıştır.

XVI. yüzyıldan sonra Batı, yüzünü dünyaya dönmüş ve sekülerleşmeye başlamıştır. Nitekim Fransız tarihçi Michelet’de Rönesans’ı “dünyayı ve insanı keşfetme” diye nitelemiştir. Bu dönüşüm batı biliminin sekülerleşmesine ve insan merkezli bir anlayışa sahip olmasına neden olmuştur.

Kutsaldan kopuş ve sekülerleşme Descartes’in felsefesiyle somutlaşmıştır. Dolayısıyla modern dönemin başlangıcı olarak Rönesans ve Reformu değil Descartes’i almak gerekir. Descartes’in felsefesi Tanrı merkezli dünya görüşü yerine insan merkezli bir dünya görüşünün hâkim olmasına neden olmuştur. Bu da insana ve dünyaya karışmayan bir Tanrı tasavvuru olan deizmle sonuçlanmıştır.

XVII. yüzyıla kadar bilime teoloji hâkimdi. Descartes’in “akılla ispat edilmeyen hiçbir şeyin doğruluğuna asla ikna olmamalıyız” ilkesi bilginin tanımını şu şekilde değiştirmiştir. “Bilgi, doğa felsefesine ve muhtemelen sosyal teoriye de aittir ama teoloji veya eski felsefeye veya fikirler, inançlar ve inanç içeren ama bilgi içermeyen şiire ait değildir.” (s.130)

Müellif, kutsalın kaybolmasının ve varoluşun natüralize edilmesinin değerlerin yoksunluğuna ve ilkesizliğe neden olacağını söyler. Bu durumun insan anlayışına da yansıyacağını vurgular.

  1. İnsan: Prometheus ya da Adem

Batı düşüncesinde insan felsefesi iki şekilde konumlandırılmıştır. Hristiyanlıktaki “asli günah” doktrini ile Yunan mitolojisindeki “ateşi çalan” Prometheus karakteridir.

Hristiyan ahlakı “hubut/düşüş” doktrininden etkilenmiş ve insanın kötülüğünü ve günahkârlığını asli bir unsur olarak kabul etmiştir. İnsan da hayatı boyunca bu kötü tabiatıyla mücadele etmelidir. Ancak modern dönemle birlikte öncü bazı entelektüeller yozlaşmış insan fikrini reddetti ve onu antik insanlardan da üstün tuttu. Yani XVII. yüzyıldan sonra insan her şeyin ölçüsü olarak kabul edildi.

İslam’a göre ise insan öz yurdundan uzak olmakla birlikte Hristiyanlıktaki “asli günah” ve “hubut/düşüş” doktrinlerini kabul etmez. “Geleneksel İslam anlayışına göre insan iyi, en azından nötr olarak doğar.” (s.133) Çevresel faktörler yani içsel değil, dışsal faktörler insanın iyiliği ve kötülüğü üzerinde etkilidir.

Yunan mitolojisinde ateşi çalan Prometheus karakteri de Batı’nın bilim ve uygarlık düşüncesi üzerinde etkilidir. Bilgiyi insandan kıskanan bir Tanrı anlayışı vardır. İnsan ise Tanrı veya Tanrılarla mücadele halindedir.

İslam düşünce geleneğinde Adem’e isimleri, İdris Peygamber’e terziliği, Nuh Peygamber’e marangozluğu öğreten Allah’tır.  Dolayısıyla insan Allah’la mücadele halinde değildir. Adem’e isimleri Allah öğrettiğinden “düşünme” ameliyesi bir savaş hali değil yakınlaşma vesilesidir.

Prometheusçu insan anlayışı, İngiliz filozof Hobbes’un materyalist insan felsefesini (insan insanın kurdudur) ve Nietzsche’nin hiçbir değere sahip olmayan ve güç odaklı amaçsız insan anlayışlılarını ortaya çıkarmıştır. Modern bilime ve teknolojiye dair yaklaşımlar da Nietzsche’nin metafiziğindeki güç odaklı felsefesinin bir tezahürüdür.

Müellif, modern Batı dünya görüşünün Tanrı ve insan tasavvurunu tahlil ve tenkidi meselelerinde şu sonuca ulaşır:

  1. Garaudy, “İslam’ın vadettikleri” kitabının ilk cümlesinde “Batı bir tesadüftür” diyerek Batı bilim ve felsefesinin köksüzlüğü ve ilkesizliğini vurgular. Pragmatist felsefe ve hegomonik bilim yapısı bu ilkesizliğinin örneklerindendir. Bir ilkenin olmadığı yerde hakikatte olmaz. Hakikatin sosyolojik olduğu yerde ise her şey meşrulaşır.

Modern Batı insanı kutsaldan koptuğu için nereye gideceğini bilememektedir. Kutsaldan kopuş beraberinde korkuları (yokluk, tabiat, açlık, ölüm ve sağlığını kaybetme korkuları gibi) doğurmuştur. Bu durumda Batı insanının yapacağı şey korkularını yenmek için daha fazlasını istemek, tüketmek ve bu dünyada cenneti yaşamaktır.