1918 yılında ilk Kur’an eğitimini kendi köyünün imamı olan Şeyh Mürsi’den aldı. Babası ilkokula gitmesini istemediği için annesinin dedesi olan Şeyh Muhammed Demehuci’nin araya girmesi üzerine yedi yaşında okula yazıldı.

Medresetü’r-Rukiyye’yi bitirdikten sonra ilkokul öğretmeni olarak göreve başladı. Daha sonra öğretmenlikten ayrılarak bir dönem Gize’deki Külliyetü’l-Benat’ta katiplik yaptı. İlk olarak yazılarını en-Nahdatü’n-Nisaiyye dergisinde yayınlamaya başladı. 1933 yılında henüz 21 yaşında iken aynı derginin başyazarlığına getirildi. O dönemlerde Mısır toplumu, kadınların yazarlığına sıcak bakmadığı için “Bintü’ş-Şatı’ (sahil kızı) müstear ismiyle yazılarını yayınladı.

1934 yılında liseyi dışardan bitirerek Kahire Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap Dili Bölümü’ne kayıt yaptırdı. 1939 yılında bu bölümünden mezun oldu. Lisans döneminde aynı fakültenin öğretim üyelerinden Emin el-Huli ile tanıştı ve onun derslerine devam etti. Mezun olduğu yıl (1939) Edebiyat Fakültesi Arap Dili bölümünde asistan olarak göreve başladı ve 1941 yılında yüksek lisansını tamamladı.

1942-1944 yılları arasında Mısır Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Arapça dersleri müfettişliği yaptı.

Yüksek lisansını bitirdikten sonra hocası Emin el-Huli ile evlendi. Bu beraberliği el-Huli’nin vefatına (1966) kadar devam etti.

Ebu’l-‘Ala el-Me’arri’nin “Risaletü’l-Ğufran” adlı eserini tahkik ederek Taha Hüseyin’in danışmanlığında 1950 yılında doktorasını tamamladı.

Doktor olarak Ayn Şems Üniversitesi’nde göreve başladı ve 1957 yılında aynı üniversitede doçent, 1962 yılında profesör oldu. 1962-1972 yılları arasında aynı üniversitede öğretim üyeliği yaptı.

1972 yılında Fas Karaviyyin Üniversitesi’nde tefsir hocalığına başladı.

Arap dili ve edebiyatına yaptığı katkılarından dolayı 1994 yılı Uluslararası Kral Faysal ödülüne layık görüldü. Edebiyatçı, şair, düşünür ve toplum sorunlarıyla yakından ilgilenen bir araştırmacı olan Aişe Abdurrahman, 28 Kasım 1998 Cumartesi günü geçirdiği kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırıldı. 1 Aralık 1998 Salı günü ilahi yasaya boyun eğerek hakkın rahmetine kavuştu.[1]

Aişe Abdurrahman hakkında üçü Batıda biri Türkiye’de olmak üzere dört akademik çalışma yapıldığını tesbit edebildik:

  • Bintü’ş-Şatı’ el-Edîbetü’l-Arabiyye ve’l-Müfekkiretü’l-İslamiyye (Arap edebiyatçısı ve Müslüman düşünür olarak Bintü’ş-Şatı’), Hazırlayan: Özbekistanlı Meryem Baba Hanuf.
  • Bintü’ş-Şatı’ Tercümetü Hayâtiha ve Şahsiyetiha ve Âsâruha fi’l-Arabiyyeti ve’l-İslam Bintü’ş-Şatı’: Hayatı, Kişiliği, Arapça ve İslam ile ilgili eserleri), Hazırlayan: Hollandalı G.H.A Juynboll (Amsterdam Üniversitesi-Arapça Enstitüsü profesörü).
  • Bintü’ş-Şatı’ ve Kitâbuha Kıyemun Cedidetün li’l-Edebi’l-Arabi (Bintü’ş-Şatı’ ve Arap Edebiyatında Yeni Değerler Adlı Kitabı), Hazırlayan: İtalyan Paula Kaytani.
  • Bir Kadın Müfessir: Aişe Abdurrahman ve Kur’an Tefsirindeki Yeri, Hazırlayan: Mehmed Akif Koç.

Tefsir Alanındaki Eserleri: 

  • Et-Tefsiru’l-Beyânî li’l-Kur’ani’l-Kerîm (iki cilt), Daru’l-Maarif, Kahire.
  • El-İ’câzü’l-Beyâni li’l-Kur’an ve Mesâilu İbni’l-Erzak, Daru’l-Maarif, Kahire.
  • El-Kur’an ve Kadâya’l-İnsan (Bu kitap, daha önce neşredilen; “Makal fi’l-İnsan”, Daru’l-Maarif, Kahire 1969 ve “el-Kur’an ve Tefsîru’l-Asri” Daru’l-Maarif, Kahire 1970 adlı eserlerinin birlikte basılmış halidir.), Daru’l-İlmi li’l-Melâyîn, Beyrut.
  • eş-Şahsiyyetü’l-İslamiyye, Daru’l-İlm li’l-Melâyîn, Beyrut.
  • Muhadaratü’t-Tefsir li Sureteyi’t-Talâk ve’l-Hucurât, Camiatü Karaviyyin, Fas: 1985, Ders notları.
  • Tefsîru Âyâti’l-Ahkâm, Suretu’l-Muddesir, Camiatü Karaviyyin, Fas 1981-1983, Ders notları.
  • El-Kur’an ve’l-Fikru’l-İslamiyyu’l-Muâsır, el-Merkezu’s-Sakafiyyu’l-Arabi, Beyrut 1975.
  • Şahsiyyetü’l-Mer’e fi’l-Kur’ani’l-Kerîm, Buhûsu’l-İslam ve’l-Usre, Camiatü’l-Ezher, Kahire: 1975.
  • Kitabunâ’l-Ekber, Camiatü Ümmi Derman, 1968-1969.
  • El-Kur’an ve’l-Kadiyyetü’l-Hurriyye.
  • Min Esrâri’l-Arabiyye fi’l-Beyani’l-Kur’ani, min Menşûrâti Camiati Beyrut (Beyrut Üniversitesi Yayınları) 1972.

 Bintü’ş-Şatı’ın hadis alanında 5, Arap dil ve edebiyat alanında 23, İslam düşüncesi alanındaki 4, Hz. Peygamber ve hanımları ile ilgili 4, tarih alanında 4, biyografi alanında 2, muhtelif konularda 5 eseri yayınlanmıştır.

TEFSİR ANLAYIŞI

Kur’an’ın rehberlik yönünü öne çıkaran (itticâhu’l-hidâî), tabii bilimler (itticahu’l-ilmî), dil-bilim (itticahu’l-edebî)[2]– konulu (mevdûî), ictimâî (toplumsal), aksiyon-dava, tasavvufî-işârî ve modernist[3] felsefî, fıkhî[4] gibi çağdaş tefsir akımlarının canlı olduğu Mısır’da Aişe Abdurrahman yetiştiği şartlar, hocalar ve yaptığı çalışmalar gereği tercihini, dil-bilim ağırlıklı ekole kullanmıştır.

Kur’an’ın kendine mahsus bir dili olduğunu, bu yüzden Kur’an’daki herhangi bir kelimenin yerine Arapça’da aynı anlama gelen herhangi bir kelimenin konulamayacağını, bu durumda Kur’an’ı, yine Kur’an’ın yardımıyla anlamaya ve yorumlamaya çalışmanın en uygun yöntem olduğunu belirterek konulu tefsir anlayışını ortaya koymuştur.

Ancak bu bizim anladığımız, Kur’an’da işlenen konulardan her hangi birine dair ayetleri bütüncül bir bakış açısıyla göz önünde bulundurarak Kur’an’ın o konudaki görüşünü ortaya koyma çabasından ziyade et-Tefsîru’l-Beyâni li’l-Kur’ani’l-Kerim adlı iki ciltlik eserinde kısa sureler üzerinde yaptığı tefsir çalışması sadece birbirleriyle konu benzerliği olan sûreleri dilbilim ağırlıklı tefsir akımının ilkelerini göz önünde bulundurarak tefsir etmiştir.[5]

Buna yakın bir bakış açısını Muhammed Gazali, Nahve Tefsîri’l-Mevdu’i adlı üç ciltlik eserinde denemiş, Kur’an’ın bütün sûrelerini aynı konu bütünlüğü içinde tefsir etmiştir.[6]

Tefsir Kaynaklarından Yararlanması:

Aişe Abdurrahman, Kur’an’ı tefsir ederken geçmiş tefsir kültüründen oldukça yararlanmış, zaman zaman müfessirlerin görüşlerini nakletmiş, katılmayıp yanlış bulduğu görüşleri sebepleriyle birlikte zikretmiş ve bazen o görüşler arasında tercihte bulunmuştur.[7]

Aişe Abdurrahman, çağdaş müfessirlerden de bol miktarda yararlanmış ve Reşid Rıza’nın Tefsiru’l-Menar’ından bol referans vermiştir.[8] Tefsirinde kıraatler üzerinde durmuştur.[9]

Ayrıca Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadâya’l-İnsan adlı eserinde müfessirin İslam tarihini çok iyi bilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.[10]

Hadisleri Tefsir Bağlamında Değerlendirmesi:

Hadisleri Kur’an’ın kapalı bölümlerini açıkladığı savından hareketle eserlerinde hadislere yer vermemiştir. Aişe Abdurrahman’ın Hadis alanındaki eserlerine bakıldığında genelde hadis usulü üzerinde durmuş olduğu görülmektedir.

Tefsirde İstikra (Tümevarım) Metodunu Kullanması:

Aişe Abdurrahman Kur’anda yer alan kelimenin sadece sözlük anlamıyla anlaşılamayacağı, Kur’an bütünlüğü içinde kazandığı mananın esas alınması gerektiği üzerinde durmuştur. Buna birkaç örnek verilebilir:

1- Ânese fiiline lugatlar; Ebsera anlamı vermektedir. Bu kelimenin Kur’an’da geçtiği siyak-sibakı incelenirse yakınlık ve ilgi duyma anlamına geldiği görülmektedir.[11]

2- Huşu ve Haşyetün lugatta; Korkmak anlamına gelir.

Ancak Kur’an’da Huşu: Mü’minler için bu dünya hayatında korkmak, Haşyet: Kur’an’da dünya hayatında cereyan eden olaylar hakkında korkmak anlamında kullanılmıştır.

3- Zevc: Eş,  İmrae: Hanım. Kur’an; karı-koca arasındaki ailevî münasebet, maddî ve manevî uyum hali olarak tanımlar, aile münasebetinde karı-koca arası uyumdan söz ederken zevc, bu uyumun bozulduğu hallerde imrae olarak kullanmıştır.

Hz. Nuh, Hz. Lut ve Firavn’ın hanımlarından söz ederken imrae, Hz. Adem ile Havva’dan söz ederken zevc olarak kullanmıştır.[12]

4-Vav-ı Kasem: Yemin Vav’ı ile başlayan kısa surelerde Allah, “somut ya da bilinen varlıklara veya olaylara yemin ederek başlamakta, daha sonra soyut olayı anlatmaktadır. Somut olay ile soyut olay arasında zihni bir bağ kurmaktadır” der ve bunu şöyle örneklendirir: Müfessirler, Naziat: 1-14. ayetlerini yorumlarlarken ilk beş ayette geçenlerin melekler olduğunu söylemişlerdir. Aişe Abdurrahman önce somut şeye yemin edilmesi ilkesinden hareketle bunların atlar olduğu görüşündedir. Kur’an’ın indiği dönemde kıyamet gibi korku veren bir olayı anlatmak için savaş halinin tasvir edilmesi en uygun haldir. Atlar ise hem savaş hem barış halinde gücün, atılganlığın ve galibiyetin simgesidir.[13] Ayrıca Naziat: 1-5. ayetlerinde yemin edilenlerin atlar olduğu zayıf rivayeti tefsir kitaplarında mevcuttur.[14]

Aişe Abdurrahman, Kasem vav’ı ile başlayan surelerde kasemin edebi bir anlatım olduğunu ve yemin anlamı taşımadığını söylemiştir. Bu nedenle, yemin edilen varlıkların büyüklüğü ve yüceliği ile uğraşan alimleri eleştirmiştir.[15]

5- La Uksimu: Nefyeden La’nın yeminin başına gelmesi alimleri ihtilafa düşürmüştür. Bu nedenle Aişe Abdurrahman, bunu (nefyu’l-hâceti ile’l-kasemi: yemin etmeye ihtiyaç duyulmaması) olarak tefsir etmeyi tercih etmiştir.

6- El-Hurufu’l-Mukattaa ile başlayan sûreler nüzul sırasına göre incelendiğinde ortak noktaların ortaya çıkacağı görüşündedir. Huruf-ı mukattaa ile başlayan bütün sûrelerde Kur’an’ın Allah’tan indirildiği vurgulanmakta ve Kur’an’la mücadele edenler susturulmaktadır.[16]

7- Kur’anda geçen Erade (istedi) fiili ile ilgili görüşü:

Erade fiili: Kur’anda 140 yerde (mazi ve muzari) fiil olarak geçmektedir. Bu kelime sıfat, mastar ve isim olarak kullanılmamıştır. Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan (Kur’an ve İnsanlığın Meseleleri) adlı eserinde buradan hareketle insanının tam bir hürriyete sahip olduğunu vurgulamış, mezheplerin konu ile ilgili görüşlerini tenkit etmiş ve Ehlisünnet içindeki Eş’ariyye mezhebinin irade konusunda cebri düşünceyi benimsediğini iddia etmiştir.[17]

Erade fiilinin geçtiği Kur’an’daki 140 ayetten 50’sinde Allah’ın iradesi, 90’ında kulun iradesi vurgulandığından hareketle insan hürriyetini ve sorumluluğunu ön plana çıkarmıştır.[18]

Pratikte cereyan eden olayların tamamen Allah’ın koyduğu kurallar çerçevesinde ve insanın iradesi dahilinde meydana geldiğini belirtmiştir.[19]  Aişe Abdurrahman’a göre, kulun iradesi kesbidir.[20]

 Tefsirde insan tabiatının göz önünde bulundurulması:

Aişe Abdurrahman tefsirde insan ve insanî meselelerin Kur’anî bakış açısına göre ele alınmasından yana olmuş ve insanı olduğu gibi görmenin zaruretine inanmıştır. Buradan hareketle eş-Şahsiyyetü’l-İslamiyye (İslami Şahsiyet) adlı eserinde, takva sahibi Müslüman’ın Meleklere benzeyeceği yolundaki geleneksel kanaati eleştirmiştir. Ona göre bu kanaat hem gerçekle çatışmış hem Müslümanları tedirginliğe ve ümitsizliğe sevk etmiştir.[21]

“İnsan varlıkların en cedelcisidir” (Kehf: 54) ayetinde insan aklının hür bırakıldığını iddia etmiş ve ayette geçen insan kelimesinin insan cinsini temsil ettiğini söylemiştir. Ona göre dini, ırkı, kimliği ne olursa olsun insanoğlu mücadele ve tartışmaya düşkündür. Hatta irade gücü olan, anlayan, düşünen insan için mücadele ve tartışma zorunludur.[22]

KUR’AN TEFSİR EDİLİRKEN KAYNAKLARIN TENKİT EDİLMESİ

Aişe Abdurrahman, tefsir kitaplarında geçen bilgilerin Kur’an ışığında ele alınması gerektiği görüşünü savunmuştur. Ona göre, dil âlimlerinden ve müfessirlerden bazıları Arap dilini esas alarak Kur’an’ı tefsir etmeye çalışmışlardır. Böylece Kur’an ayetleri Arapça’daki Sarf, Nahiv, Belagat kaidelerine uygun hale getirilip yorumlanmış; İ’rab kurallarını doğrulamak pahasına Kur’an’ın edebi güzelliği gör ardı edilmiştir. Oysa Kur’an her zaman için dil bilgisi kurallarına uymak zorunda değildir.[23]

Aişe Abdurrahman, Kur’an tefsirinin siyasi otoritelerden ve mezhep kavgalarından olumsuz yönde etkilendiği kanaatindedir.[24]

Tarihi gerçekliği olmayan haberlerin kaynaklarımızda yer almasını eleştirmiştir. Duhâ sûresinin nüzul sebebiyle ilgili şu rivayeti buna örnek göstermektedir:

Duhâ sûresi inmeden önce bir sûre vahyedilmişti. Müşrikler vahyin kesintiye uğramasını öne sürerek Hz. Peygamber ile alay ediyorlardı. Bunun üzerine Duhâ sûresi nazil oldu.

Vahyin kesintiye uğramasının nedeni olarak bir haber nakledilmektedir. Bu haberde Hz. Peygamberin evinde torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e ait bir köpek yavrusunun varlığından bahsedilmektedir. Söz konusu habere göre Cebrail, bu köpek yavrusu sebebiyle Hz. Peygambere vahiy indirmemişti.[25]

Aişe Abdurrahman, bu iki rivayet arasındaki tutarsızlığa dikkat çekmektedir. Duhâ sûresi Mekke’de Hicretten çok önce inmiş, Hasan ile Hüseyin Medine’de Hicretin üçüncü ve dördüncü senelerinde doğmuşlardır. Dolayısıyla bu tarihen mümkün değildir.[26]

AİŞE ABDURRAHMAN’A GÖRE KUR’AN TEFSİRİNİN SORUNLARI

Kur’an’ı Anlama ve Tefsir Etmenin Birbirine Karıştırılması: 

Aişe Abdurrahman’ın tefsir anlayışı içerisinde Kur’an’ı anlama olgusu ile Kur’an’ı tefsir etme olgusu birbirinden kesin olarak ayrılmıştır.

         Kur’an’ı anlamaya çalışmak her insanın en tabi hakkı ve her Müslümanın görevidir.[27] Kur’an’ı anlamaya hak kazanmak için kişinin dini ilimlere ve Arapça’ya vakıf olması gerekmemektedir.

         Kur’an’ı tefsir etmek ve Kur’an ayetlerinden hareketle topluma mesaj vermek ise mütehassısların görevidir. Bu konuda uzmanlar dışında hiç kimse yetkili değildir.[28]

Bunu açıklarken Aişe Abdurrahman şu örneği vermiştir: Bir devletin kanunlarını herkes okuma ve anlama hakkına sahiptir. Ancak bu kanunların yorumlanması ve halka anlatılması yalnızca hukukçuların sorumluluğu altındadır.[29]

 Gayb ile İlgili Konuların Yorumlanması:

Aişe Abdurrahman Kur’an tefsirinde Kur’an’ın üzerinde durmadığı konularla ilgili yorum yapılmasını doğru bulmadığını; “vela nekıfu ma lem yeteallaki’l-Kur’anu bi zikrihi: Kur’an’ın zikretmediği şey üzerinde durmayız” sözüyle ifade etmiştir.

Aişe Abdurrahman’a göre; Gayb, insan idrakinin dışında olduğuna göre, kişi bilgi düzeyi ne olursa olsun gayb ile ilgili yorum yapmakla yetkili değildir. Zaten Kur’an insana yeterli gaybi bilgiyi vermiştir.[30]

Kur’an Tefsirinde İsrailiyatın Kullanılması:

Aişe Abdurrahman’a göre, İsraili haberler, Müslümanlar arasında Hicret ile birlikte yayılmaya başlamıştır. Yahudi iken Müslüman olan sahabiler, Tevrat’ta yer alan tarihi bilgileri Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmek için kullanmışlardır. Ayrıca Müslümanların Yahudilerle karşı karşıya kalmaları, onlarla mücadele etmeleri birbirlerinden bilgi almalarına neden olmuştur.[31]

Aişe Abdurrahman’a göre, Tevrat ve İncil’de yer alan ve Kur’an’a aykırı olmayan bilgiler dahi tefsirde kullanılmamalıdır. Çünkü Kur’an, mesajının insanlara ulaşması için gerekli olan bilgiyi ihtiva etmektedir.[32]

Arap Dili Edebiyatı ile İlgili Sorunlar:

Aişe Abdurrahman’a göre, Kur’an-ı Kerim Arapça grameri için ölçüdür. Arapça gramer kuralları, Kur’an-ı Kerim’i anlamada kesin bir ölçü değildir.[33]

Aişe Abdurrahman, Kur’an’ın i’cazı (eşsizliği) konusunda “Kur’an’ın ilk muhataplarının tamamı Kur’an’ın i’cazını anlayamamıştır” diyen Bakıllani’yi ve Kur’an’ın i’cazını yüksek, orta ve düşük dereceli kabul eden Hattabi’yi  eleştirmiştir. Ona göre, Kur’an nazil olduğu dönemde yaşayan ve Kur’an’a muhatap olan tüm Araplar fasih konuşuyordu.[34]

Örnek 1: Tehaddi: Kur’an-ı Kerim nazil olduğu dönemde yaşayan Araplara meydan okumuştur. O dönemden sonraki zamanlar için bu meydan okuma devam etmemektedir. Çünkü Kur’an’ın Arap olmayan ve Arapça’yı bilmeyen insanlara meydan okuması bir anlam taşımamaktadır.[35]

Örnek 2: Kur’an’ın kıyamet sahnelerini anlatım üslubu:

Kur’an kıyamet sahnelerini anlatırken genelde meçhul (edilgen) fiil kullanarak anlatır. Mesela: İze’ş-Şemsu Kuvviret: Güneş büzüldüğü zaman. Bu olayların meçhul sigasıyla anlatılması, olayın dehşetini muhataba tam olarak hissettirmek ve Kur’an’ın etki gücünü artırmak içindir. Kur’an okuyan veya dinleyen insan, diğer ayrıntılardan soyutlanarak hadiselerin dehşetiyle baş başa bırakılmış ve hadisenin bir anda cereyan edeceği vurgulanmıştır. [36]

Örnek 3: Mecaz:

a. Sayılar,

Aişe Abdurrahman’a göre, hukuk ile ilgili ayet ve haberlerde sayılar gerçek, onun dışındaki ayet ve haberlerde mecaz olarak kullanılmıştır. Mesela: “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır (Kadr: 3)” ayetinde rakam Kadir gecesinin faziletini bildirmek için kullanılmıştır.

b. Havva’nın Adem’den yaratılması:

Aişe Abdurrahman, Nisa suresinin 1. ayetine dayanarak Adem ile Havva’nın aynı şeyden yaratıldığını iddia etmektedir.[37]

Bu hususu açıklayan hadisleri kadınlara hürmeti ifade eden mecaz anlatım olarak kabul etmektedir.[38]

Tabii Bilimler Ağırlıklı Tefsir Akımı:

Aişe Abdurrahman çağdaş bilimsel verilerle Kur’an’ın daha iyi anlaşılabileceğini kabul etmemektedir. Çünkü ona göre Kur’an’dan Peygamber ve ashabın anlamadığı manalar çıkarmak son derece yanlıştır.[39]

SONUÇ

Bahailik, israiliyat, kadın ve gençlik gibi toplum sorunlarıyla yakından ilgilenen ve yazdığı yazılarıyla bir davetçi anlayışıyla hareket eden bir alim, edebiyatçı, şâir Aişe Abdurrahman bu pratik anlayışının bir sonucu olarak sadece Kur’an tefsiri üzerinde durmuş, tefsirin bir felsefesi, teorisi ve metodu olan tefsir usulü üzerinde durmamıştır.

et-Tefsiru’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim adlı iki ciltlik eserinde kendine özgü konulu tefsir anlayışını ortaya koymuş, içinde bulunduğu ve araştırmalarını üzerine bina ettiği edebiyat anlayışı, kendisini dil-bilim ağırlıklı tefsir anlayışına yönlendirmiş, haliyle bu bakış açısıyla bilimsel tefsir ekolünü eleştirmiştir. Ayrıca farklı bir bakış açısıyla Kur’an tefsirinde tümevarım metodunu kullanmış, buna dayalı yorum geliştirmiştir.

Ekrem DEMİR

 

[1] Mehmet Akif Koç, Bir Kadın Müfessir: Aişe Abdurrahman ve Kur’an Tefsirindeki Yeri, Şule Yayınları, İstanbul 1998; Dr. H’mida ENNAİFER, et-Tefasiru’l-Kur’aniyyetü’l-Muasıra, PISAİ, Roma: 1997.
[2]  M. Akif Koç, Aişe Abdurrahman ve Kur’an Tefsirindeki Yeri, s.17-36, Şule Yayınları, İstanbul: 1998.
[3] M. Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, s.65-246, Esra Yayınları, İstanbul: 1997; 3 Zehebi, et-Tefsir ve’l-Müfessirun, II /  346-363, Daru’l-Erkam b. Ebi’l-Erkam, Lübnan-Beyrut: Trs.
[5] M. Akif Koç, a.g.e, s.32-33.
[6] Muhammed Gazali, Nahve Tefsiri’l-Mevdui, Daru’ş-Şuruk, Kahire: 1995. (Bu eser, Şahin GÜVEN–Ekrem DEMİR tarafından (Ağaç Kitabevi Yayınları, İstanbul 2000) Türkçemize kazandırılmıştır.)
[7] Aişe Abdurrahman, et-Tefsiru’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim, I/ 57-58, 95, 176-177 , II/ 26-27, 85, 140-141, 149, 151, 158.
[8] Aişe Abdurrahman, a.g.e, I / 57, 59, 99, 165, II / 133, 141  ayrıca el-İ’cazu’l-Beyani, 131, 134.
[9] Aişe Abdurrahman, a.g.e, I / 142-143, II / 158-159 .
[10] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.305.
[11] Kasas.29, Taha: 10, Neml: 7, Nisa: 6.
[12] Tahrim: 10-11, Hud: 81, Bakara: 35, Araf: 19, Taha: 117.
[13] Aişe Abdurrahman, et-Tefsiru’l-Beyani, I / 80, 124-125, 130.
[14] Zamahşeri, Keşşaf, IV/ 212, Daru’l-Fikr, Beyrut: 1977.
[15] Aişe Abdurrahman, et-Tefsiru’l-Beyani, I / 25.
[16] Aişe Abdurrahman, el-İcazu’l-Beyani, s.160, 179-180.
[17] Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.125-127.
[18] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.134.
[19] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.142-143.
[20] Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.147.
[21] Aişe Abdurrahman, eş-Şahsiyyetü’l-İslamiyye, s.43.
[22] Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.117.
[23] Aişe Abdurrahman, et-Tefsiru’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim, I / 83, II / 27, 29-30, 56.
[24] Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.301.
[25] er-Razi, Mefatihu’l-Gayb, Daru’l-Fikir, Beyrut: 1990, XXXI/ 210-211.
[26] Aişe Abdurrahman, et-Tefsiru’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim, I / 35-36.
[27] Aişe Abdurrahman,  el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.316.
[28] Aişe Abdurrahman, İcazu’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim, s.96.
[29] Aişe Abdurrahman,  el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.317-318.
[30] Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.33, 202-203, 351.
[31] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.296-297.
[32] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.307.
[33] Aişe Abdurrahman, İcazü’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim, s.103.
[34] Aişe Abdurrahman, İcazü’l-Beyani li’l-Kur’ani’l-Kerim, s.44-45.
[35] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.75-78.
[36] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.240-243; Aişe Abdurrahman, et-Tefsiru’l-Beyani, I / 81,  II / 154.
[37] Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan,  s.42.
[38] Aişe Abdurrahman, el-İcazü’l-Beyani, s.42-43.
[39] Aişe Abdurrahman, a.g.e, s.96; Aişe Abdurrahman, el-Kur’an ve Kadaya’l-İnsan, s.279-280.