Aile

VAHİY IŞIĞINDA OYUN -1-Mesut ÖZDAĞAN

Oyun denildiğinde çocuklar için bir aktivite veya zaman geçirme olarak algılanan bir kavram kargaşası yaşanıyor. Oysa oyun eylemde, söylemde, zihinde ve hayalde gerçekleşen birlikteliktir. Bir ötekini kendi alanına dahil etme, kendi kurgusal dünyasının kahramanları olmak için küçük bir dramadır. Ebeveynler arasında başka hiçbir konu bu kadar tartışılmamıştır. Bilhassa muhafazakâr veliler oyunu gereksiz bir zaman kaybı olarak görmektedirler.

Her konuda olduğu gibi objektif olmaya çalışmak ve tüm bilgi kaynaklarını değerlendirip tüm resmi görmek gerekiyor.

İlk önce “oyun” terimini yakından analiz edip sübjektif bilgileri ve düşünceleri bir kenara bırakalım.

Oyun meselesini ciddi bir mesele olarak ele almazsak, hiçbir dayanağı olmadan eleştiri normalleşir. Oyuncuların çoğunluk ile çocuklar olması hasebiyle kendi fikrimizi bir temele dayanmadan bir ötekine benimsetmeye çalışmak verimli bir sonuç ortaya çıkarmayacaktır.

Oyun nedir?

Bu soru farklı nesiller ile, farklı kültürler ile, farklı eğitim seviyeleri ile farklı bir cevaba kavuşur. Sübjektif bir bakış acısından ancak bu terimi evrensel bir acıdan değerlendirirsek kurtulabiliriz. Evrensellik ise evrenin içinde bulunur. Doğa kendi yaratılışımızın bir simgesi ve bir örneğidir. Kuranı tefsir ettiğimiz gibi doğayı da tefsir edersek ayetlerin arakasındaki mesajı öğrenmiş oluruz.

Doğa Yaratıcının kanunlarına boyun eğmiştir. Hiçbir varlık bu kanunlar dışına çıkamaz ve bu kanunlar hiçbir zaman da değişmez: “O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?” 67:3

Bu mükemmel mizan baskı ve komut üzere değil, düzen ve uyum üzere çalışmaktadır. Bu bizi bir sonuca sevk etmekte: başarılı olmak için bu değişmez kuralları, fizikte, biyolojide, sosyolojide, vs. anlamak ve takip etmek gerekir.

 

Milyarlarca senedir bu dünya farklı ve çeşitli canlılar için ev sahipliği etmektedir. Bu canlıların mücadelelerinin her biri bizim için bir başarı öyküsüdür.

İnsan algılayarak, aklederek, bağ kurarak ve hikmetle bakarak bu ayetlerden, çevresinden ve hayal gücü vasıtası ile Rabbinden öğrenebilmektedir. “Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.” 2:31

Bu değerli bilgi kaynakları ile daha objektif olarak sorunları farklı acılardan değerlendirebiliriz.

 

Doğa efektif olamaya ve mizan içinde çalışmaya ayarlanmıştır. Tüm canlılar sürekli olarak birbiri ile yarış içindedirler. Zayıflar devrin dışına itilmekte ve güçlüler hayatta kalmaktadır. Bu döngü her ne kadar acımasız olarak görülse bile sistemi otomatik olarak güçlü, sağlıklı, dengeli ve optimal halde tutmaktadır.

Bu acıdan oyun meselesine bakacak olursak, oyun gereksiz zaman kaybı olsa doğada hiçbir emaresine rastlanmaması gerekir. Lakin doğada her gereksiz enerji kaybı zayıflığa, zayıflık başarısızlığa, başarısızlık ise yok olmaya mahkûm edecektir.

Sistemi büyük resimden değerlendirmemizde robot gibi çalışan varlıklar ile karşılaşacağımızı beklemekteyiz. Gerçeklikte ise hissi davranan, seven, üzülen, korkan, ümit eden ve düşünen varlıklar ile karşılaşmaktayız. Bu kadar karmaşık davranışlar içinde oyuna da rastlamaktayız. Bilhassa daha gelişmiş hayvanlarda, kedi veya köpek gibi, oynamanın önemli bir ihtiyaç olduğunu bilmekteyiz.

Oynamak sadece bir ihtiyaç ile kalmamakta, hayatta kalmanın önemli bir parçasıdır. Canlılar oynayarak öğrenir. Var olanın bilgisini oyun ile öğrenir. Deneme yanılma payını oyun üzerinden değerlendirir. Gerçeğin bir provasını, canlandırmasını yapar. Bunu etrafında gözlemlediği insanlardan taklit yoluyla gerçekleştirir. Gerçekte müdahil olmayacağı o alanlara oyun ile dahil olur. Söylemek istediklerini kendi küçük dünyasına taşıyarak ifade eder. Büyüklerin eksikliklerini kendi kurgusunda tamamlar çocuklar. Her oyun bir kendini ifade ediş biçimidir. Beklentisidir, talebidir, görmek istediğidir. Hiçbir çocuk kirli ve kötü bir senaryo ile oyuna başlamaz. Tüm bunlar gerçeğe bir hazırlık bir ön bilgi sürecidir. Bilgi ve kabiliyet ise doğada hayatta kalmak demektir.

Doğada her yanlış karar, her kayıp edilen av veya her başarısız kaçış ölüm ve hayat meselesidir. Bir oyunda ise sonuçlar kritik değildir. Lakin canlılar güvenli ve zarar görmedikleri bir ortamda oynamaktadırlar.

Kediyi detaylı olarak ele alırsak, oyunların çoğunun avlanmak üzerine olduğunu göreceğiz. Hedefi önemsiz bir sinek dahi olsa, bu ava odaklandığını ve avı yakalamadan bırakmadığını görmekteyiz. Avladıktan sonra sinek ölü olarak yerde kalır ve kedi yüzüne bile bakmaz, ama bu işlemin arkasından o kadar tatmin olması gerekir ki, hemen bir daha avlanma oyununu başlatır.

Köpeklerde ise oyunların sosyal hiyerarşiyi belirleyecek davranışlarda bulunduğunu görürüz. Yavru köpekler birbiri ile oyun içinde dalaşır ve rekabet etmeyi öğrenir. Bu bize sosyal yapının bile oyun içinde öğrenebileceğine dair bir delildir.

Her birey sensor motorik özelikleri, sosyal sistemi ve farklı karmaşık davranışları antrenman ederek risksiz olarak kabiliyetlerini artırmaktadır. Oyun ise yormadan, tam aksine eğlence ile motive ederek bu kabiliyetleri antrenman etmektedir.

Umarım eğitimcilerimiz doğadan örnek alarak kendi bilgi ve birikimleri doğrultusunda verecekleri içerikleri, Rabbimizin sünettullahı gereği yarattığı varlıkların fıtratına koyduğu gibi oyun üzere sunmayı denerler.

 

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!
Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!
Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!
Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.” (88:17-21)

 

Kaynak: www.godafrid.org