Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, düşünce, özgürlük ve adaletin kitabıdır.

Bu Kur’an mü’minlere, ahretteki kurtuluşun, dünyadaki kurtuluşa bağlı olduğunu, cennet yolunun özgürlük, izzet, adalet ve uyanıklık, bilgi ve bilinçten geçtiğini, bu dünyada zillet üzere ölenin, orada zillet üzere kalkacağını, burada kör olanın orada da kör olacağını söyler.

Bu Kur’an bizlere zulme rıza gösterenin, zalimin ortağı olduğunu hükmettiğimiz zaman, adaletle hükmetmemizi öğretti.

Allah (c), insanlara peygamberler gönderdi. Bu elçilerin hedefi, bilgi, bilinç ve adalet idi. Bu haliyle elçiler aldıkları vahyin doğrultusunda insanları uyardı.

Bu Kur’an bizlere kafa ile kalbin, düşünce ile eylemin, ruh ile bedenin, madde ile mananın, sevgi ile nefretin, düşmanlık ile dostluğun, nasıl bir denge, mizan ölçü içinde tutulacağını öğretti. Tüm bu gerçekliğin yanında Kur’an bizleri yeryüzünde adalet mücadelesine davet etmektedir.

Allah korkusunun, Allah rızasının işlerimize, eylemlerimize hâkim olmadığı bir dünyanın, merhametsizliğin katı çamuru arasında, bataklıkta kaybolmaya yüz tutmuş toplumun, insanın, ıslahı ve iyiye doğruya inkılâbı noktasında mücadele verecek adil insanlara ihtiyacımız var.

Adil insan, derin insandır. İmanı tam, sabrı tam, tevekkülü tamdır. Rabbine gereğince teslimiyette hiçbir tereddüde düşmez. İhlasta ve samimiyette gedik açmaz. O şahsiyet sahibidir.

Adil insan, ilmi ile amel eden, görevini, sorumluğunu, onurunu hak ve adaleti her şeyin üstünde tutan, kendisini sürekli yenileyen ve geliştiren, kişilikli, bilinçli, ahlaklı, Rabb’ine, davasına ve arkadaşlarına güvenen, medeni cesaret sahibi olan, insanı, toplumu ve çağını iyi analiz eden, tanıyan insandır.

Adil insan, İslami manada sorgulayan, düşünen, reddeden, üreten, davasında kararlılık gösteren, eylem iradesi ortaya koyan, hayatın öznesi olan insandır.

Adil insan, konformist olmayandır.

Adil insan, Allah’ın müthiş bir denge üzerine yarattığı, kâinatı bozmayan, imha etmeyen, İlahi ölçüyü koruyandır. Aynı zamanda yeryüzünde insanlar arasında hükmettiği zaman adaletle hükmedendir. Allah insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emreder. (Nisa, 58).

Adil insan merhametli ve insaflı vicdanlıdır. Kendi hak ve hukukuna riayet ettiği gibi, başkalarının da hakkını gözeten, onlara zulmetmeyen; onların nasibine göz dikmeyendir. Adil insan, aşırılığa kaçmayan, doğru davranan, her şeye Allah’ın nazarıyla bakan ve değerlendirendir.

Adil insan, Rabbi ile olan irtibatını, rabıtasını kuvvetlendiren, sürekli canlı tutan, onsuz bir hayatın boş ve anlamsız olduğunu kavrayan, hayatı boyunca ona kulluk borcunu ödemeye gayret eden, vahyin terbiyesinden geçip, varlığını hükmün geldiği makama adayacak, ona itaati ve rabıtayı, özgürlüğün temel ilkesi, ana unsuru kabul edecek kafa ve kalp yapısına sahip, aksiyonel düşünceyi öz benliğinin derinliklerinde yaşatan, direnişçi ruhlu insandır. Tıpkı İbrahim’in (as) şahsında abideleşen ve arşı zorlayan bağlılığı gibi Rabbine sımsıkı bağlanan insan.

Adil insan, Allah’ın çizdiği yolda hayatını mücadeleye adamış, zorlu bir hayatı seçip, bedel ödemeyi göze almış, sabır azığından aklını idrakini ve imanını doyuran ve destek alandır.

Adil insan, Kur’an ahlâkına sahip olan ailesine, topluma, siyasetine adalet damgasını vuran, değil kardeşine başka dinlerden olan topluluklara da adaletli olan, “Bir topluma olan kininiz sizi adalet duygusundan alıkoymasın. Maide, 8” İlahi ikazına göre hareket edendir. Adil insan, adaletten yana hüküm veren, adaleti ayakta tutandır. Sözlerinde, davranışlarında, Allah’ı birlemede adaletli olandır. Her eyleminde adaletin başı olan tevhide göre hareket edendir. Biz sana bu hak içerikli kitabı indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın gösterdiği gibi hüküm veresin. “Sakın hainlerin savunucusu olma, Allah’tan af dile. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcıdır merhametlidir kendilerine hıyanet edenleri temize çıkarmaya çalışma. Hiç şüphesiz Allah hıyanete dalmış günahkârları sevmez.Nisa 4/105-107

Adil insan, sever, sevilir ve sevindirir. Çünkü Vedut olan Rabbına kulluk bilinci ile hareket eder. Ona sığınan dostsuz kalmaz. Ona sığınan yardımcısız kalmaz. Ona dayanana zelil olmaz.

Adil insan asi olmaz, nefsine zulümden kaçınır. İnsanların hakkına tecavüz etmez. Akidesi ve vicdanı önünde zulmü diktatörleri şüphe ve sapıklıkları reddeder, toplumun içinde bulunduğu ahlaksızlığı, aşırılığı (tuğyanı) dile getirip, zalimlerin gerçek yüzlerini tüm insanlara, canı pahasına da olsa gösterendir. Bunu kendine sorumluluk addedendir.

Adil insan, İslam ile insan arasına girilen engelleri yıkandır. İnsanın hakka ulaşmaması için örülen duvarları yıkma mücadelesini verendir. Bu duvar ister nefis, ister şeytan, ister insanların koyduğu düzen ve düzenekler olsun fark etmez. İnsanı bunlara kölelikten kurtarıp özgürler ordusuna katan ve bu mücadeleyi en karlı ticaret sayandır.

Adil insan, Allah’ın hatırını kırmayandır. Bunu, her türlü hatırın üzerinde tutandır. O, Allah ne der sorusunu sorandır. Huzur-ı İlahiye’ye zalim yaftasıyla çıkmaktan yine Rabb’ine sığınandır, bu yönde dua edendir.

Adil insan, hayatında mutedil olandır. Cahillik gibi bir ölçüsüzlüğe düşmeyendir. İlahi sınırları gözetendir. Vahiy önceleyip aklını vahiye teslim edendir. Kalbi ile dili arasında mesafe olmayandır. Bu ikisi arasındaki hassas ölçüyü koruyandır. Tüm zıtlıkları itidal çizgisinde tutandır.

Adil insan, kaybettiği yavrusunu bulunca bağrına basan bir anadan daha merhametlidir. Çünkü ümmet düşkünüdür. İnsan düşkünüdür, tıpkı ulu önderi Hz. Muhammed (s) gibi (İman etmiyorlar diye neredeyse helak olacak olurlardı) diye kendini paralayan gariplerin çağdaş kölelerin ellerinden tutan, onları kazanmaya çalışandır. Bir insanı kazanmanın bir insanı Allah ile tanıştırmanın hesabını yapandır.

Adil insan, hakikatin nuru üzerine yola devam eden, hakikate ait olmanın bedelini ödeyen, ret çığlıkları ve dirençli solukları olan, inançlı yüreği ile yalanın buyurgan gücüne karşı duran, mümine cennet olan zalimlerin karşısında cehennem gibi durandır.

Adil insan, hayırlarda yarışan, devamlı mücadelede ön safta olan, ganimetlerde ise en arkalarda durandır.

Adil insan, yıldızların döküldüğü, dağların atıldığı insanların birbirinden kaçtığı gün gelmeden tüm insanlık adına müthiş bir çığlıkla “Ey insanlar Allah’ın dinine teslim olun kurtulun ve Allah’a kaçınız” diye seslenendir. Adil insanın zaafı Allah’adır. İmanından başka sermayesi olmayandır, dinini dert edinen, sermayem derdimdir diyen; Allah anıldığında ise kalbi titreyen, vicdanı titreyen, tüyleri diken diken olandır.

Adil insan, dua silahını yanından hiç eksik etmeyendir.

Ey yalnızların kendi başına kalmışların himayecisi

Ey mazlumların sahibi

Ey yoksulların miskinlerin sığınağı

Ey ihsanıyla tanınmış Ey kudreti sonsuz Allah’ım

Ey sahte ilahların, Firavunların, Nemrutların, zalimlerin saltanatını yerle bir eden Allah’ımız

Bizi sana çok şükreden, çok ibadet eden, çok zikreden, seni çok seven, senden çok korkan, sana çokça yakarıp ağlayarak tövbe edenlerden eyle.

Bizleri tevhidin ve adaletin yolundan ayırma. (Âmin).

 

Bünyamin DOĞRUER