KİTAPLIK/AİLE                                                                                      

BİREYSEL EYLEMİN TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMÜ; TÜKETİM

 

Tûba ERDEM

                                                                                   

Hakiki ve sözde ihtiyaçların arasındaki farkın neredeyse kaybolduğu günümüz dünyasında; nasıl tüketiyor olduğumuz bizi diğer insanlardan ayırmaktadır. Kapitalist sistemde tüketme şeklimiz bizi tanımlamakta kullanılmakta ve buradan çıkan sonuçla da daha fazla tüketmemiz için çalışmalar yapılmaktadır. Tüketim dediğimizde sadece maddi değerler değil manevi değerler de akla gelmelidir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde tüketimin beşikten mezara değin devam eden bir eylem olduğunu ve mütemadiyen tükettiğimizi söylemek yanlış olmayacaktır. Tüketim, sadece tüketen insanın kendisini ilgilendiren bir konu değildir. Tüketen kişi, ailesi, referans çevresi ve nihayetinde toplum için doğru ya da yanlış adımlar atmakta ve geleceğin toplumlarının dizayn edilmesinde rol almaktadır. Bir şeyi almadan önce bir daha düşünmek, ihtiyaçmış gibi hissettiğiniz o şeyi neden ihtiyaç olarak algıladığımızı anlayabilmek, tüketim davranış ve eğilimlerimizi kimlerin oluşturduğunu farkına varmak, tüketimin salt harcamak olmayıp karmaşık ilişkiler sonucu ortaya çıkan bir eylem olduğunu görmek açısından bu konuya ilgi duyan ve içinde bulunduğu düzeni sorgulayan herkesin okumasını şiddetle tavsiye edebileceğimiz bir kitabı yakından inceleyeceğiz bu sayımızda.

Yazarımız Prof. Dr. Ömer Torlak “Her daim hak ve adalet üzere olabilmek” diyen bir Tübitak Bilim Kurulu üyesi. Halen Rekabet Kurumu başkanlığı yapmakta. Uluslararası ve ulusal platformlarda, pazarlama stratejileri, tüketici davranışları hakkında yayınlanmış çok sayıda makale ve kitapları bulunan Torlak’ın kaleme aldığı bu kitap akademik bir çalışma tadında yazılmış.

Kitap üç bölümden oluşmakta. Birinci bölüm “Tüketim”, ikinci bölüm “Tüketim-İnsan İlişkisi”, üçüncü bölüm ise “Tüketim ve Toplum Hayatı” başlığını taşıyor.

İlk bölümde, tüketim kavramının tanımı; meşru bir ihtiyaç karşılığı olsun olmasın, bunların giderilmesi için harcanan veya harcanması göze alınan maddi ve manevi değerlerin seferber edilmesi olarak veriliyor. (s.17) İhtiyaç ve israf kavramları ayrı bir başlık olarak ele alınıp neyin ihtiyaç neyin israf olduğuna ilişkin çarpıcı örnekler veriliyor:

“Yapması gereken bir işi aksatan bir insan, ders çalışması gerekirken televizyon seyretmekle zamanını iyi kullanmayan bir öğrenci veya bir tabak yemekle doyacakken hem çok pahalı hem de çok zaman alıcı gideren bir kişiyi ihtiyaç-israf ayrımını iyi yapamayanlara örnek olarak verebiliriz… Yapacağı bir işi ertelerken acil olarak bir arkadaşına yardımcı olma ihtiyacını gideren, ders çalışma arasında önemi bir programı izleyen insanların ortaya çıkan ihtiyaçlarının israfından söz etmek ise zorlaşmaktadır. (s.31)

Kitapta tüketme ihtiyacının ortaya çıkması için şu faktörlerin etkili olduğu belirtiliyor:

1-Fizyolojik (açlığı gidermek, barınmak, giyinmek gibi)

2-Psikolojik (o şeyi elde etmeden önceki arzu, elde ettikten sonraki geçici mutluluk gibi)

3-Ekonomik (bir şeyin nispeten ucuzlamış olmasının ona ihtiyacımız varmış gibi hissettirmesi)

4-Sosyal (aile, okul, iş çevremizdeki kişilerin o şeye sahip olmasının bizim de o şeye sahip olmamız gerektiği yanılgısının bizde oluşturması)

5-Kültürel (yaşadığımız toplumda globalleşen dünyanın kültürümüzü yozlaştırması ile birlikte diğer insanların alıp kullandığı her şeyi ihtiyaç gibi hissetmek)

6-Siyasal statü (siyasi görüşe göre şekillenip bizim gibi aynı siyasi görüşe sahip kişilerin tükettiklerine benzer şeylerin tüketilmesi gibi)

Tüketimde insanı yönlendiren temel güdüler ise; ihtiyaç, arzu ve istekler ve haz duyma, tatmin olma olarak sınıflandırılmış. İhtiyaçtan kasıt kişinin gerçekten bir şeye ihtiyacı olup olmaması değil, ona hissedilen ya da hissettirilen ihtiyaç olduğu tanımı yapılarak, bu ihtiyacı pekiştiren arzu, istek ve haz duygusu ayrı ayrı ele alınmış.

Kitabın ikinci bölümünde ele alınan tüketim-insan ilişkisinde insanı tüketim eylemine doğru yönlendiren unsurlar benlik, akıl, cimrilik ve cömertlik şeklinde sıralanmış. Benlik, “…genellikle hem kendisi hem de yaşadığı toplum açısından uygun olmayan davranış ve eylemlere teşvik edicidir.” (s.55) denerek akıl unsuru ise benliğin insanın karar vermesinde dengeleyici bir görev üstlendiği dile getirilmiş. Ahlaki unsurlardan olan cimrilik kavramı açıklanırken “…kavramların yanlış anlaşılmaya müsait olduğu yaşadığımız toplum hayatında, makul ve meşru ölçülere dikkat ederek tüketim ilişkilerini düzenleyen insanlar cimrilikle itham edilebilir.” (s.60) denerek cimrilik ve tasarruf kavramlarının karıştırılmamasının altı çizilmiş ve cimrilik ise “tüketmek amacıyla biriktirmeyen, aksine bizzat biriktirmekten hoşlanan insan tutumu” (s.58) şeklinde tanımlanmış. Bu içsel faktörler dışında tüketimde insanı etkileyen faktörler kişisel, sosyo-kültürel, pazarlama araçları olarak üçe ayrılmış. Tüketim eyleminde israfa kaçmadan, sorumluluk bilinciyle davranabilmenin; ahlaklı ama inançsız biri için kısmen zorken, görmediği bir yaratıcının vaadine iman etmiş biri için bunu yapmasının hem kolay hem de sürdürülebilir bir meleke haline gelmesinin mümkün olduğu açıklanmış. Sosyo-kültürel anlamda aile ve referans gruplar olarak adlandırılan yakın çevremizi, tüketim alışkanlıklarımız sayesinde etkilediğimizi ve bu nedenle de dikkatli olunmasının azami derecede önemli olduğu belirtilmiş. İlerleyen sayfalarda pazarlama araçlarının stratejik kullanımı ile insanın adeta zihinlerinin esir alındığı gözler önüne serilmiş. Malın rengi, işlevi değiştirilerek eskisine ihtiyacımız yokmuş sanrısı oluşturulduğu, fiyatın önce şişirilip sonra düşürülerek ya da “indirim” kelimesi kullanılarak insanların ilgisinin çekilmeye çalışıldığı, reklam, kişisel satış, promosyon ve ürün tanıtımı gibi yöntemlerle hem bu konulara fazladan kaynak harcandığı hem de insanların arzu ve isteklerini kamçılayan bu yollar sayesinde insanların kendini tüketim eylemi içinde bulmasından müstakil başlıklar altında bahsedilmiş.

Kitabın üçüncü bölümünde yazar, bireysel planda incelediği tüketimin, toplumsal yaşama olan etkisini incelemiş. Bilinçli tüketici bağlamında, tüketimde eğitimin gerekliliği şöyle dile getirilmiş: “İnsanlar çocukken makul ve meşru tüketim sınırları içinde kalmaya ikna edilmelidirler. Bu nedenle aileler, çocukları ikna için gerekli zamanı harcamaktan kaçınmamalıdırlar. Bu amaçla harcanan zaman tüketilen kaynak olarak görülmemeli, tam tersine sonraki tüketim eylemlerinde toplum kaynaklarının tasarrufu ve toplum düzeninin sağlanması için zorunlu harcamalar olarak kabul edilmelidir.“ (s.134)

Tüketim eylemlerinin toplumsal yaşam üzerindeki olumsuz etkileri ise tüketim ve toplumsal yozlaşma ilişkisi çerçevesinde ele alınmıştır. Toplumsal yozlaşmanın nedeni; toplumsal kaynak israfı, toplumsal değerlerin terk edilmesi ve yozlaşan tüketim kültürü, başlıca unsurlar olarak ele alınmıştır. Bunun nedeni ise küreselleşmeye bağlanmış. Kapitalist tüketim kültürünün etkisinde kalan insan tanımı ise pek de yabancı olmadığımız bir insan tipine işaret ediyor: “Yeni insan, tükettikçe doymayan, kendisine sunulan her şeyi elde etmeye çalışan, bu nedenle toplum kaynaklarını israf etmekten kaçınmayan, toplumsal ve dini değerlerini dahi tüketim amacıyla gözden çıkaran, kendi tüketimini saplayabilmek için etrafına duyarsızlaşan ve kendinden başkasını düşünemeyen bir insandır artık. Tabi, bu hale gelmiş birine ne kadar insan denebilirse, elbette o kadar bir insan.” (s.155)

Kitabı bitirdiğinizde bireysel tüketim eylemlerinin toplum üzerinde nasıl bir etkisi olacağının farkındalığını yaşıyorsunuz ve akabinde aklınıza şu hakikat geliyor: “…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez…” Rad 13:11.