KİTAPLIK                             

        

ERGENLİK DÖNEMİ

Yalnız, Hırçın ve Durgun Gençler…

Tûba ERDEM

Bu sayımızda sevgili çocuklarımızın yaşamında uzun bir süre yer tutacak olan bir döneme, eğitimci yazar Ayten Durmuş’un “Ergenlik Dönemi” isimli kitabından iktibaslar yaparak bakmayı ve bu sayede biz ebeveynlerin aslında bildiğimizi/farkında olduğumuzu zannettiğimiz ama ‘hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ gereği tekrar hatırlamak zorunda olduğumuz gerçeklerin bir kısmını burada zikretmeyi istedik.

Kitapta, ergenin kendi içinde ve aile içinde yaşadığı sorunlar alt başlıklarıyla ele alınıyor. Şiirler, özlü sözler ve hikayelerle renklendirilmiş bu bölümlerde örnekler verilerek konu yaşanmışlıklarla destekleniyor. Kitap, sadece ebeveynler için yazılmamış olup, ergenlerin de içinden geçtikleri dönemi anlamalarına gayret edilirken, yaşadıkları sıkıntılı anlarda “Demek ki ben sorunlar yumağı içerisinde bir dönem geçireceğim” diyerek kendini kapıp koyvermemesi gerektiğinin (s.233) altı çiziliyor.

Gençlik, delilikten bir şubedir. Çılgınlık ve delilik, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgi önemlidir. Devletlerin, toplumların, ailelerin kırmızı çizgileri olduğu gibi bireyin de kırmızı çizgileri vardır. İşte, ergenlik tam da bu kırmızı çizgilerin belirlendiği ve oluştuğu dönemdir. Tabii kırmızı çizgilerle beraber beyaz ve siyah çizgiler de kesinlik kazanmaya başlar. Ergenlik bu sebeple, sandığımızdan daha önemlidir. Ergenin bizim sandığımızdan daha çok ilgiye, özene, yol göstericiye ve sevgiye ihtiyacı vardır. Gerek ergen olarak kendimizi gerek ergenin çevresindekiler olarak ergeni tanırsak, bu dönemi çok sıkıntılı bir dönem olarak yaşamak zorunda kalmayabiliriz. Seneler süren bir dönem için, bilgilenmemiz tabii ki gerekiyor. Bilgiyi sevmek, doğru bilgiyi aramak, doğru bilgi ışığında doğru eylemler sergilemek, hayatı bu eylemlerle örgülemek, hayatı doğru yaşamak demektir.” (Ön sözden)

Evlatlarımızın, çocukluk ile olgunluk-yetişkinlik arasında tost olma kaderine mahkûm olmuş (s.124) bu döneminde biz ebeveynlerin, misketle büyüyenle disketle büyüyen arasında önemli farklar (s.184) olduğu ön kabulü ile hareket etmemiz, yaşayacağımız sorunların çözümü için zaruri bir şart olduğunu belirterek alt başlıklardan seçtiğimiz kısımları paylaşalım.

Kitapta, ebeveynlerin çocuklarının sahibiymiş gibi bir yanılgıya kapılmamaları gerektiği şöyle dile getiriliyor: “Ergen müstakil, yeni, farklı bir insan olacaktır, anne babası gibi olmayacaktır. Onların devamı olabilir ama onların aynısı olmayacaktır. Hangi çocuktan anne babasının aynı olması istenirse ve bu çocuk anne babasının aynısı olursa, bu onun kendi kişiliğinin intiharı olur. Buna kimsenin hakkı olmamalı. Her insan ‘olmak üzere yaratıldığı kişi’ olmalıdır, yani herkes ‘kendi’ olmalıdır. Güzel ve doğru olan ergen bireyi de uzun vadede mutlu edecek olan da budur.” s.33

Ergen genci sevmenin ve bunu hissettirebilmenin onu yönlendirebilme noktasında bir anahtar mesabesinde olduğu ise şöyle vurgulanmış: “Ergenin yaşı gereği dorukta olan merakı, duyduğu her şeyi anlama ve öğrenme noktasında onu cıva gibi yapar. Elde tutulması mümkün değildir. Ancak onun sevildiğini ve sevileceğini düşündüğü bir yere doğru yönlendirenler, onun üzerinde egemenlik kurarlar.” s.35

Ailesinden uzaklaşan bireyin bunu yapma sebebinin mutsuz olmuş olması ile ilgili şu tespit ise, bizden gittikçe uzaklaşan çocuğumuzu anlamak adına yararlı olabilir: “Herhangi bir insan, kendisine lazım olan bir şeyi bir yerde arayıp bulamadığında nasıl doğal olarak başka yerlere bakıyorsa ergen de böyledir. Ergen için mutluluk da böyledir. Mutluluğun ne’liği nasıl’lığı konusunda net bir düşüncesi olmayabilir, eksikliğini hissedip tanımlayamadığı bazı ihtiyaçları aile içerisinde giderilemediğinde kolaylıkla başka şeylere yönelebilir”. s.44

Ergen ve ebeveynin sağlıklı ilişki içinde olması, her iki tarafın da şu tarz bir ilişki içinde olmaları ile mümkündür: “Ne ergen: ‘Ben büyüdüm artık bir gencim, ergenlik yaşıyorum’ diyerek haneyi viran eyleme hakkına sahiptir, ne de anne babanın ikisi veya birisi ‘Mühür kimdeyse Süleyman odur’ diye düşünerek, ona bakmalarını yani maddi imkanlarını güç-baskı unsuru olarak kullanmamalıdırlar”. S.55

Yazarın, eğitimin dörtlüsü (anne, baba, öğretmen, gönüllü eğitimci) dediği grubun bu gençlerin önüne koyacakları örneklerin ne kadar önemli olduğunun şu gerçekleri okuduğumuzda farkına varıyoruz: “Fiziki yapısı kendisi için çok önemli olan ergenler geçmişe bakmalı ve tarih seyri içerisinde önemli olan, toplumları nezdinde kabul gören hangi insanın fiziki yapısı sebebiyle bunların olduğunu düşünmelidir. Bugün tarihe mal olmuş bu insanların fiziğinden hiç bahsedilmez; çünkü konumları ve görevleri, onların fiziğini gündeme getirmeyecek kadar önemlidir. Mesela Napolyon’un çok kısa olduğunu, kısa erkeklerin kaç tanesi bilir? Zekaca, ilimce, irfanca, ahlakça, terbiyece ve topluma yaptığı hizmetlerle öncüleşmiş ve gönüllerde yükselmiş, yer tutmuş örnek gençler ve örnek insanlar medya yoluyla ısrarla sunulsaydı, elbette ergen gençlerimiz bel ölçüsü, boy uzunluğu, kaş ve saç biçimi ile uğraşmak yerine, kendilerini onlarla kıyaslayacak ve onları kendileri için örnekleyeceklerdi. “ s.59

Onların davranışlarının bizim bir yansımamız olduğunu düşünerek söz ve davranışlarımızda şu hassasiyette olmanın iki taraflı bir kazanç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır: “Sen benim yavrumsun, benim için önemlisin; yanlışlar yapmış olabilirim, ama seni hep sevdim ve seveceğim” dersek, ergen çocuklarımız da sözlü veya eylemsel olarak ’Sizler benim varlık vesilem annem, babamsınız, benim için önemlisiniz, yanlışlar yapmış olabilirim ama sizi her zaman sevdim ve seveceğim’ cevabını vereceklerdir.” s.75

Ergenler ve hudutları konusunda net olmamız gerektiği ve bu konuda yol gösterici olarak Yüce Kitabımızdan çalışma yapmamız gerektiği ortadadır: “Ergenin ailesi ve üzerinde etkili olanlar ne kadar alt yapı oluşturmuşsa, o da o kadar bu sınanmanın farkına varacaktır. Öyleyse demek ki bazı şeyleri ilerleyen yıllarda onun kendi kendine öğrenmesi için bırakamayız. Mesela ergen bütün haramları bilmelidir. İlaveten Kur’an’da “günah” olarak söylenen şeyleri bilmelidir. Buna ilaveten yaptığı taktirde “Allah sevmez” diye farklı bir boyutta değerlendirilen eylemleri bilmelidir. Tabii ki yaptığı taktirde “Allah sever diye farklı, özel ve gönül ehlinin anlayacağı ve yaşamaya çalışacağı ve yaşandığı, yapıldığı taktirde yapılanların ‘Alemlerin Rabbiyle üst düzey ilişki’ye sebep olacağı şeyleri de mutlaka bilmelidir.” s.93

Gelgitler yaşayan ergenin bu ani iniş çıkışlar için bir gerekçesi var mıdır? “Bugün ak dediğine yarın kara, iyi dediğine kötü diyebilir. Dün kendisine mutluluk vesilesi olan bir durum, bugün onu kederden kahredebilir. Hatta onun değişkenliği saatler ve dakikalar içerisinde bile olabilir…Onu mevcut duruma getiren şey, yaşadığı olay ve durumlardan çok, vücut gelişimi ile birlikte beyinde ve tüm vücutta ortaya çıkan değişmelerin ve salgıların etkisidir. Kendi de durumundan fazla haberdar olmadığı için, bunlara tepkiyi geri çevirecek/aksettirecek uygun sebepler bulur ve etrafındakileri kolayca suçlayabilir. Bunlarda haklılık noktaları olabileceği gibi, ergen tarafından abartılarak sıkıntılarına perde/bahane olarak kullanılanı da vardır.” s.119

Değişimin doludizgin yaşandığı, çılgınlıklara karşı zapt edilemez arzular duyan ergen ne yapacaktır? Ergenin ailesi ne yapacaktır. Ergenin ailesi ne yapacaktır?

Aile ve diğer eğitimciler, ergene her hatanın yaşanılarak, denenerek öğrenilmesi gerekmediğini, başkalarının yaptıklarından ibret almanın da iyi bir eğitim yolu olduğunu öğretmelidirler. Çünkü eğitim, düşünce kaldırmayı/kalkmayı, kırılan, yaralanan yerleri tedavi etmeyi öğretmeyi değil, tabii ki eylemler ve düşünce açısından düşmeden yürüyebilmeyi öğretmeyi önceler. Çünkü manevi anlamdaki her düşmenin de sonucu, tıpkı bedensel düşmelerde olduğu gibi her zaman tedavisi mümkün bir yaralanma ve kırık olmayabilir. Farz ediniz ki o insanın manevi yanının beyninin ve omuriliğine mukabil olan bir tarafı zarar gördü; bunun sonucunu düşünebiliyor musunuz? Bu sonuç her insanın ve her ergenin başına gelebilir. Bunun sonucunda onların bedeni iki ayak üzerindedir, ancak yaptıkları yanlışlar ruhlarını kötürüm etmiştir. Kafa gözü görür ancak gönül gözü kör olur, kafa kulağı işitir ama gönül ve beyin kulağı işitmez. Sonuç: Bakar kör, işiten sağır, yürüyen kötürüm… Bu söylediklerimize örnek arayanlar çok uzağa değil, kendi çevrelerine baksınlar, yeter.” s.128

Çocuklarımıza kötü hitap etmiyor olabiliriz ama yanlış telkinlerde bulunuyor olabilir miyiz sorusunu kendimize sormalıyız. “Ergen olumsuz hitaplar kadar, olumsuz telkinlerden de çok etkilenir. Hatta yarı şaka olan sözler bile olsa onun zihninde kodlanır; bilinçaltı bunu alır kabullenir, onaylar ve ergen bu söyleme göre davranmaya başlar. Örnek: “Sen adam olmazsın!” “Sende edebin e’si yok.” “Sen bunu asla başaramazsın.” şeklindeki olumsuzluklar telkin eden cümleler ergenlere yöneltildiğinde dikkatlice takip edilirse görüleceği gibi, o ergen, daha olumsuz bir vadiye doğru yönelmeye başlar. Her insan kendisine inanıldığı ve güvenildiği oranda ve tabii kendi kendisine de inandığı ve güvendiği oranda olumlu gelişmeler yaşar ve başarıya ulaşır. Çünkü “inanmak-sevmek-güvenmek” inanç sistemlerinde nasıl birbirini zaruri olarak gerektiren durumlar ise, aynı şey ergen eğitiminde de zaruri bir durumdur. Her olumsuzluk, bir güvensizliğin eseridir.” s.151

Yanlış yapmak bir hak mıdır? “Çocuğun, “yanlış yapma hakkı” dediğimiz bir hakkı vardır. Dahası her insanın bu hakkı vardır, saklıdır. Çünkü bir şeyler yapan insan yanlış da yapacaktır. Yanlış yapmak, o şeyi doğru yapmanın yollarını öğrenmenin bir parçasıdır. Ergenin yanlış yapma hakkı sorgulanmayıp, hatta yapılan yanlışlara odaklanmayıp, doğrular önüne serilmelidir. Bir yanlış yaptığında niyetine ve durumuna bakıp illa bir tepki göstermek ve üzerinde durmak gerekiyorsa, yapılan yanlışa orantılı bir tepki gösterilmelidir. Bazı anne babalar, kendi mızmız ve vehimli yapıları sonucu ergenin en küçük yanlışlarına bile, sanki ortada büyük bir felaket varmış gibi tepki göstermektedirler; bu yanlıştır. Çünkü orantısız tepki, muhatabın yani ergenin yanlışını fark edip düzelmesine sebep olmaz, tersine ergen bu şiddetli tepki sebebiyle o güne kadar yan yana durdukları anne babasının karşısına geçebilir. Ve eğer bir ergen bunu bir kez yapmışsa sık sık yapar, bir kez karşı karşıya geldiği anne babasıyla (ve diğer insanlarla) yeniden yan yana gelmesi çok zor olur. Anne baba bunun bilincinde olarak, çok önemli şeyler olmadıkça, “görmezden, duymazdan, bilmezden” gelmeyi tercih etmelidir. Görmek, duymak, bilmek ve müdahale etmek zorunda kaldığı zamanlarda ise yanlışı genelleştirmeden, sadece o yanlış için konuşmalı, müdahale etmelidir. “Sen zaten hep …sin!” diye konuşmaya başlayan anne baba, çocuğunu kendi eliyle ve diliyle karşısına almış olur. Bunları duyan ergen, yakın tarihte şöyle başlayan cümleler kuracaktır: “Siz zaten hep…siniz!” s.161

Ergene okumayı sevdirme, ben büyüdüm sorunu, aşırı disiplin sorunu, ergenin dostluk sorunu, iletişim sorunu gibi pek çok başlık işlenmiş kitapta… Kitabı bitirdikten sonra çocuğunuzdaki bu değişimlerin diğer akranlarında da olduğunu görmek, haliyle yalnız olmadığınızı ve aile olarak bu dönemin -sağlıklı geçirilmesi durumunda- çocuğunuzun ve sizin tüm hayatınıza olumlu bir şekilde etki edeceğini bilmek, sizi daha doğru davranmanız ve daha anlayışlı olmanız yönünde motive ediyor.

Sadece kendi çekirdek ailenize değil, yakınınızda aynı problemlerden mustarip olmuş her kim varsa yardımcı olabileceğiniz tavsiyeleri bulacağınız bir kitap, Ergenlik Dönemi.

 

Spot:

Gençlik, delilikten bir şubedir. Çılgınlık ve delilik, delilik ve dahilik arasındaki ince çizgi önemlidir. Devletlerin, toplumların, ailelerin kırmızı çizgileri olduğu gibi bireyin de kırmızı çizgileri vardır. İşte, ergenlik tam da bu kırmızı çizgilerin belirlendiği ve oluştuğu dönemdir.

 

Herhangi bir insan, kendisine lazım olan bir şeyi bir yerde arayıp bulamadığında nasıl doğal olarak başka yerlere bakıyorsa ergen de böyledir.

 

Ergenler ve hudutları konusunda net olmamız gerektiği ve bu konuda yol gösterici olarak Yüce Kitabımızdan çalışma yapmamız gerektiği ortadadır

 

Yanlış yapmak bir hak mıdır? “Çocuğun, “yanlış yapma hakkı” dediğimiz bir hakkı vardır. Dahası her insanın bu hakkı vardır, saklıdır. Çünkü bir şeyler yapan insan yanlış da yapacaktır.