AİLE/ANALİZ

ROL MODELİN OLABİLİR MİYİM?

Ayşe Demet AKGÜN

 

Doğduğumuz ân sahip olduğumuz iki temel refleks; yakalama ve emme, bir süre hayatta kalmamız için yeterlidir. İhtiyaçlarımızı karşılamak için ise çoğu zaman kusursuz çalışan bir buton vardır ki; ağlama. Doğduktan sonra önümüzdeki birkaç ay tokluk, sıcaklık, sevgi ve güven ihtiyacımız için çağrı da bulunmamız yeterli olacaktır. İlerleyen zamanla beraber varlığımızın, bedenimizin farkına vardıkça yapmak istediklerimiz artacaktır. Yüksek bir öğrenme potansiyeliyle doğarız, ancak yapabildiklerimiz öğrendiklerimize oranla azdır. Daha çok şey yapabilmek için, çalışıp daha çok yorulmamız gerekse de artan iş yüküne büyük bir heyecan ve şevkle talip oluruz. Sürekli bizi besleyen eller varken, yemekleri illa kendi elimizle ağzımıza götürmek ister, kucakta taşınmak varken o ilk adımları atmak için günde sayısız antrenman yaparız.

İnsan sınırını aşmaya programlıdır. Başarılı hissetmek için sınırları zorlamalıyız. Güçlü olmayı, üretmeyi, başarmayı, anlam katmayı, güzel yaşamayı, sevgi ve saygı duyulmayı isteriz. Bu yol da karşımıza çıkan zorluklar karışında güç kazanmak, seçim yapacağımız zaman hangi tarafa gideceğimizi belirlemek için bizi motive edecek hayatlara ihtiyaç duyarız. Ömrümüz boyunca çok sayıda rol model ediniriz. Bu kişiler hemen yanı başımızda olduğu gibi hayatta olmayan kişilerden de olabilir.

Bobo Doll Deneyi

20.yüzyıl boyunca öne çıkan “Model alma”, “Rol Model” ve “Sosyal Öğrenme” kuramlarıyla literatüre giren bu konuda Bandura’nın çalışmaları çok değerli. Bandura; bizim davranışlarımızın çocuklarımız üzerinde nasıl bir etkiye yol açtığını ispatlamak için bir deney düzenlemiştir. Sosyal öğrenme deneyinde bazı çocuklara bir film izletiliyor. İzletilen filmde, “Bobo doll” adı verilen bir oyuncağa bağırıp küfür eden, onu tekmeleyen bir yetişkin görülüyor. Bunu izleyen çocuklar, daha sonra teker teker oyuncakla dolu bir odaya alınıyorlar. Tam oyunlarının ortasında, biri gelerek bu oyuncaklarla artık başka bir çocuğun oynayacağını söylüyor. Oyuncak dolu odadan çıkarılan ve hayal kırıklığına uğratılan çocuk, içinde daha az oyuncağın bulunduğu bir başka odaya alınıyor. Bu odadaki oyuncakların arasında “Bobo doll” da bulunuyor. Filmi izleyen gruptaki çocukların, “Bobo doll”a daha saldırgan davrandıkları gözlemleniyor. Bandura, bir sonraki deneyinde, bir manipülasyon daha yapıyor. Şiddeti uygulayan kişi bir grup çocuğa izletilen filmde ödüllendiriliyorken, diğer çocuklara izletilen filmde cezalandırılıyor. Sonunda ödül olan filmi izleyen çocuklarda, şiddet davranışı daha fazla gözlemleniyor. Ancak sonunda ceza gören birini izleyen çocuklar, davranışı yapmaktan kaçınıyor.

Yukarıda verdiğimiz örneklere göre Model Alma/Sosyal Öğrenme Süreci Nasıl Gelişiyor kısaca özetleyelim:

Bu deneylerde de görüldüğü gibi çocuklar (gözleyenler) gözlemledikleri davranışlardan çok kolay bir şekilde etkilenebiliyorlar. Bu süreçte 4 aşamayı çok net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.

1-Dikkat: Çocuk modelin davranışlarını gözlemeli ve algılamalıdır.

2-Hatırlama (Zihinde Tutma): Çocuk gözlediği davranışı belleğine kodlamalı ve onu daha sonra hatırlamak üzere tekrar etmelidir.

3-Davranışa Dönüştürme: Zihinde tutulan davranışlar uygun durumlar oluştuğunda bedensel olarak sergilenir.

4-Güdülenme: Model alınan davranışlar sonucunda çevreden olumlu geri dönüşler alındığında, bu davranışların sergilenme sıklığı artar.

Yani beraber yaşadığımız insanları, özellikle bizleri kocaman gören çocuklarımızı davranışlarımızla şekillendiriyoruz, özellikle davranışlarımızla…

Rol Modeli Nereden, Nasıl Seçeriz?

Rol model seçimi, bilinçdışı gibi doğrudan hükmedemediğimiz, dokunamadığımız, yaşayarak oluşturabildiğimiz bir süreçtir.

Rol modeli seçimini etkileyen; başarı, güç, gizem, şöhret, cinsiyet, ilgi alanı, kabul görme, duyguları paylaşma, yakınlık hissetme, etrafımızdaki değer yargıları gibi birçok faktör vardır. Bazen aynı ismi taşımak ya da yüzümüzün benzerliği bile o kişiyi rol model olarak seçmede tetikleyici olabilir.

* İlk ve belki de en etkili rol modeller ebeveynlerdir. Anne ve babamızın etkisi, onların değer yargıları hayatımızın geri kalanında doğrudan ya da dolaylı şekilde hep kendini gösterecektir.

Çocuklarda model alma ve taklit etme becerisi bir yaş civarında gelişir. Bu yaşlar, çocuklar için yürüme ve konuşma gibi önemli birçok becerinin de gelişmeye başladığı dönemdir. Çocuklar çevrelerindeki insanları, özellikle en fazla vakit geçirdikleri kişileri, anne ve babayı model alırlar ve onlar gibi davranmaya çalışırlar. Çocuklar anne-babanın sözlerinden çok davranışlarını zihinlerine kaydederler. Gözlemler, taklit eder ve pratik yaparlar. Gelişimin ilk yıllarında öğrenilenler yaşam boyu davranışlarımızı şekillendirmede çok önemlidir.

Anne ve babasını model alarak taklit eden çocukların onlarla kurduğu bağ da güçlenir. Yetişkinlerin davranışlarını taklit ederek uygulayan çocuklar bu becerileri yapabildiklerini gördüklerinde, başarma hissiyle daha kolay olumlu benlik algısı geliştirebilir. Rollerin öğrenilmesi yalnızca davranışsal bir taklit değil, duygusal ve düşünsel bir oluşumdur.

* Sonrasında yakın çevremiz (aile, akraba, komşu) devreye girer. Kişilik, doğuştan getirilen bazı eğilimler ile bebeklikten itibaren kişinin çevredeki insanlarla kurduğu etkileşimler ile şekillenir. Yaşamın ve toplumun temel prensiplerini, iletişim içerisinde olduğumuz bireylerden öğreniriz. Geniş aile ile yakın yaşam sürmek çocuk için daha fazla rol model örneği oluşturur. Halk arasında ‘kız halaya, oğlan dayıya’ dedikleri durumda aslında bir nevi rol modelliktir. Kız çocuğu psikodinamik olarak yakın hissettiği babayla özdeşim kurmak için halasına, oğlan çocuğu da aynı şekilde dayısına yakınlık duyar. Geniş aileyle yaşarken böyle durumları gözlemlemek daha kolaydı.

* Genişleyen sosyal çevre ile rol model edindiğimiz kişilere öğretmenlerimiz ve arkadaş çevresi dâhil olur. Bu kişiler, çocuğun kendi istek ve ihtiyaçları belirlemede, denemek istediği yeni becerileri şekillendirmede çokça etkilidir. Artık sosyallik yalnızca fiziken etkileşim kurduğumuz kişiler ile sınırlı olmadığından, çocukların teknoloji aracılığıyla ulaşabildikleri insan ağı genişlemekte ve rol model seçeneklerini çoğalmaktadır. Bu durumun olumlu ve olumsuz yanları mevcuttur.

* Biraz daha büyüdüğümüzde ise ilgi alanımız ve gelişimimize göre rol modeller ediniriz; liderler, sporcular, sanatçılar… vb.

Bir kişiyi rol model edinebilmemiz için bizden yüksekte ama erişilebilir olması gerekir. O kişi gibi olabilmek için izleyeceğimiz somut adımlara ihtiyacımız vardır. Yani ‘şimdi ve burada olan’ daha kolay model alınır.  Aksi halde o kişi yalnızca ‘uzakta duran ve hayatımıza dokunamayan’ biri olarak kalır. Ne yaparsam yapayım onun gibi olamayacaksam, bir süre sonra vazgeçer ve olabileceğimiz birilerini seçeriz.

* Yetişkin olduğumuzda ise değişen sorumluluklarımız ve tecrübelerimizle beraber artık başarı algımız oturduğunda daha ahlaki davranışlara değer vermeye başlarız. Artık yalnızca sonuçla değil süreçle de ilgiliyizdir.  Yapılan şeylerin neden yapıldığı anlam kazanır. Rol modellerimiz de bu eksende değişim gösterir.

Medyanın Etkisi

Medyanın, özellikle ulaşılabilirliği açısından televizyon programlarının, çocukların dünyalarını şekillendirme de etkisi çok büyüktür. Dizi ve animasyon filmlerde, işlenen değerler, oluşturulan kahramanlar büyük-küçük her yaştan çocuğun örnek alacağı şekilde tasarlanmaktadır.

İki yaşındaki bir çocuk çizgi filmdeki bir karakterin oyuncaklarıyla oynayıp, onun gibi olmak isterken; on beş yaşındaki bir genç de izlediği dizideki oyuncu gibi giyinip onun gibi konuşmaya başlamaktadır. Bu etkilenme kaçınılmaz ise dikkat etmemiz gereken şey olumlu örnekleri artırmak ve olumsuz örnekleri süzgeçten geçirmek olacaktır. İyi davranışlar örnek alındığı gibi kötü davranışlar da örnek alınabilir.

Dahası sosyal medya araçları ile artık istediğimiz birçok kişinin hayatına rahatlıkla ulaşılabilmekteyiz. İzlenilen bir filmin etkisi yalnızca iki saat sürmemekte, dizi-film oyuncusu her haliyle günlük hayatımızı her an etkilemektedir. Örnek almak ile taklit etmek arasındaki en büyük fark, bilinçtir. Bu nokta da çocuğa/gence neyi neden takip ettiği konusunda farkındalık kazandırmada yardımcı olmak, bir nebze olsun güvenli alan belirlemede yarar sağlayacaktır.

Ben Rol Model Miyim? Neler Yapabilirim?

Bir yandan kendime rol model seçerken, bir yandan yanı başımdaki çocuğum için ‘kendiliğinden, olağan’ bir rol modelim. Peki, daha iyi bir rol model olmak için ne yapabilirim? Bunun için biraz konuşup çok yaşamamız gerekecek, zira modeller yaşanmış hayatlardır.

* Her konuda olduğu gibi bu konuda da çocuğumuz için yapacağımız en büyük şey; sevmek ve anlayacağı şekilde hissettirmek. Koşulsuz sevilen, kabul gören çocuk, her konuda daha duyarlı olacaktır. Çocuklarımız için etkili bir rol model olmak istiyorsak, çocuklarımızın da bize karşı sevgi ve saygı beslemesi gerekmektedir. Çocuklarımızdan saygı görmek istiyorsak sevgi fakiri olmamalıyız. İlgi görmeye layık olduğunu hisseden, değer ve kabul gören bir çocuk ile iletişim kurmak çok verimli olacaktır.

* Çocuklar bizi rol model alırken, biz kimleri model alıyoruz; bizim rol modelimiz, değerlerimiz, saygı duyduğumuz hayatlar neler? Biz hangi insanların hayatlarından etkileniyoruz? Çocuğumuzun örnek almasını istediğimiz kişiler, bizim hayatımızın neresindeler? İnsanlara nasıl hitap ettiğimiz, olaylara verdiğimiz tepkiler, duygularımızı dışa vurma biçimimiz, yaşam tarzımız, iletişim kurma biçimimiz, hepsi çocuğumuz tarafından örnek alınarak taklit edilecektir. Herkes yardım etmenin iyi bir şey olduğunu bilir. Ancak farklı seçimler yapabilecekken yardım etmeyi seçen biri ile beraber olan kişi, bilginin ötesine geçer.

* Yön göstermek ile yönetmek farklı şeylerdir. Çocuğumuzun yönetilmeye değil ama yönlendirilmeye ihtiyacı vardır. Çocuklarımıza hayat hikâyelerini ve örnek yaşantıları anlayabileceği seviyede anlatıp onları şahsiyetlerle tanıştırabiliriz. Bunun için kitap, film gibi araçları kullanabilir, bu bilgileri sunduktan sonra sohbet edebiliriz.

* Geliştirmek istediği özelliğe sahip kişilere yönlendirebiliriz. Bu konuda başarıları kıyaslamaktansa, nitelikleri örnek almaya teşvik edebiliriz. Aynı zamanda çocuk hedeflerini oluştururken ‘şu kişi çok güzel resim yapıyor’ demek yerine ‘sende güneşi onun gibi çizmek için çalışabilirsin’ gibi somutlaştırmak işleri kolaylaştıracaktır.

Son Söz

Rabbimiz de yüce kitabımız Kuran’ın büyük kısmında yer verdiği kıssalar vesilesiyle geçmiş ‘Peygamberler ve onların mücadele ettiği tipolojileri/karakterleri’ somutlaştırarak hem Peygamberimiz’e hem bizlere ‘Örnek Modelleri’ tanıtmıştır. Her bir kıssada farklı bir karakter/mizaç/kişilik karşımıza çıkarır, bizden de bu tipolojileri ‘şimdi ve burada’ya taşımamızı ister. Hayat Kitabı olan Kur’an, canlı modelleriyle en etkili öğre(t/n)me yöntemi olan ‘Model Alma/Olma’ tekniğiyle insanlığa rehberlik eder.

“Andolsun, Allah’ın Resulü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21.)

Çocuklarımız için ise en etkili yol; sevmeye zorlamak değil, sevmek için sebepler buldurmak olacaktır.

 

Kaynakça

http://www.bilgibulucu.com

http://www.orhankaraca.com.tr/

http://dergipark.gov.tr/

 

[i] PDR danışman

 

 

Spot:

Araştırmalar gösteriyor ki, evde her istediği alınan, her dediği yerine getirilen çocuklar narsistik kişilik özellikleri geliştirmekte ve daha mutsuz, daha bencil olmaktadırlar.

Sandığımızın aksine maddesel nesneler, mutluluğun kaynağı değil, zenginleştiricisi. Yani tek başına parayla saadet olmuyor, ancak sosyal, bilişsel gelişimi için uygun ortam oluştuğunda bu imkânlar destekleyici oluyor.

Sade bir ortam da çocukların dikkat süreleri de uzun olur. Ellerindeki oyuncakla daha uzun zaman geçirebilir ve onu başka şeylere dönüştürebilir. Bu nokta da el becerisi, sanatsal yönünü ve zekâsını destekleyici bir ortam oluşur.

Yırtılan bir kitabı onarmak, kırılan bir eşyayı tamir etmek gerekir. Yenisine ulaşacak gücümüz olsa da değer vermeyi, emek etmeyi öğretmek onlar için alacağımız tüm eşyalardan daha kıymetli olacaktır.