KİTAPLIK

 

 

CAHİLİYYE’Yİ FARKLI OKUMAK VE KUR’AN’DA MÜŞRİK DİNDARLIĞI

Sümeyye AYDIN

 

Bu sayımızın kitaplık köşesinde yine birbirinden değerli iki eseri misafir ediyoruz. Mehmet Azimli’nin ‘Cahiliyeyi Farklı Okumak’ eseri ile Zeki Tan’ın ‘Kur’an-ı Kerim’de Müşrik Dindarlığı’ eserini kritik edeceğiz.

 

Her vahiy insanlığın kırılma noktasında gelir. Önemli olan bu kırılma noktalarının farkına varıp, bu vahyin imha ve inşasını dikkate almaktır.

Mehmet Azimli’nin Cahiliyye’yi Farklı Okumak kitabı da 160 sayfalık bir kitap olmasına rağmen bize bu kırılma noktası ile vahiy arasındaki meydan okumayı ana başlıklarıyla işlemiştir.

Vahiy, Cahiliyye’yi karanlık akıl olarak nitelendirmiştir. Bu aklı aydınlatan ise vahyin kendisidir. Kur’an indiği süreçte mevcut bulunan bazı sözleri, fiilleri ve gelenekleri ilga etmiş, bazılarını ibgaâ etmiştir, bazılarını da ihya-inşa etmiştir.

Cahiliyyeyi Farklı Okumak kitabı, önsöz, giriş ve beş bölümden oluşmaktadır.

Giriş Bölümünde, ‘İslam Öncesi Cahiliyye’ başlığı altında Cahiliyye’nin anlamı, ‘İslam: Eskinin Devamı’, ‘Bölge ve Vahiy Dili’, ‘Tedricilik’ gibi başlıklar altında Cahiliyye aklının önemli konuları ele alınarak ön hazırlık yapılmıştır.

Birinci Bölümde, ‘İslam Öncesi Araplar’ konusu ele alınmaktadır. Arap topluluklarının oluşumundan, gelişiminden, bozuluşundan, şehirlerden ve buralarda yaşayan topluluklardan, Hristiyanlardan, Yahudilerden, gelmiş geçmiş ve hala yaşamakta olan topluluklardan, bu toplulukların şehirlere nasıl yerleşip oralarda nasıl düzen kurduklarından, sistemlerinden, topluluklar arasındaki savaşlardan, tartışmalardan, ticaretlerinden, yaşam biçimlerinden, kabile anlayışından, asabiyet duygusundan, aileden, ekonomiden, dinlerden bilgiler sıralanmaktadır.

İkinci Bölümde, ‘İslam Öncesi Bölgedeki İnançları’ konu başlığı ile Cahiliyye aklının dini inanç ve yaşayışları ele alınmaktadır: Allah İnancı, Peygamber İnancı, Kitap İnancı, Melek İnancı, Şeytan, Cin, Ahiret İnancı, Cennet, Cehennem, Kader İnancı başlıkları altında bölge Araplarının bu konulara bakış açılarını anlatılmaktadır.

Üçüncü Bölümde, ‘İslam Öncesi İbadet Biçimleri’ konusu ele alınmaktadır: Tahannüs (İbadet), Abdest, Teyemmüm, Gusül, Kıble, Namaz, Namaz Vakitleri, Namaz Şekli, Namaz Kıyafeti, Cuma ve Hutbe, Mescit, Cenaze Namazı, Oruç, Zekat, Hac, İhram, Vakfe, Tavaf, Sa’y, Telbiye, Cemre, Kurban, Adak Kurbanı, Akika, Kabe, Harem, Hacerü’l-Esved, Makam-ı İbrahim, Zemzem konularının öncesi ve sonrası ile ilişkileri irdelenmektedir.

Dördüncü Bölümde, ‘İslam Öncesi Toplumsal Hukuku’ konusu işlenmektedir: İdare Hukuku, Savaş Hukuku, Savaş-Barış, Haram Aylar, Ganimet, Muahat, Evlilik Hukuku, Evlilik, Boşanma, Miras, Evlatlık-İstilhak, Kadın ve Haremlik, Ceza Hukuku, Zina, Hırsızlık, Eşkıyalık, İçki, Kısas, Diyet, Alış-Veriş Hukuku, Harem-Helal, Ticaret, Köle-Cariye gibi konuların temellerine inilmektedir.

Beşinci Bölümde, ‘İslam Öncesi Kültürel Unsurlar’ konusu ele alınmaktadır: İsimler, Giyim, Sakal, Sünnet olma, Tıp, Bayramlar-Kandiller, Yemek, Halk İnanışları, Kaiflik, Sol El, İstiska, Yıldız İnancı, Yemin gibi konular ve bunların nerelere dayandığını, hangi bakımdan düzeltildiği gösterilmektedir.

***

  Cahiliyyeden geriye ne kaldı?

Cahiliyye’yi Farklı Okumak kitabında, Kur’an’daki hükümlerin inzal ve uygulanış ortamıyla Cahiliyye arasında nasıl bir bağ olduğu çeşitli örneklerle gösteriyor.

İslam’ın “Cahiliyye’yi tamamen ortadan kaldırıp yerine yeni din getirdi.” söylemlerinin aksine Cahiliyye diye nitelendirilen dönemindeki toplumda var olan muruetten, İbrahim-i dinlerden kalan doğruları aldığını, münker, küfür olanları almayarak düzeltilebilecek yanlışları düzeltip, tamamlanabilecek eksikleri tamamlayıp, Arapların kültürünü, söylevlerini, deyimlerini yani dil muhayyilesi üzerine kurulan bir İslam olduğuna dikkat çekiyor.

İslam bütün peygamberlerin getirdiği dinin ortak adıdır. Allah Rasulü’de İslam’ın kurucusu değil Peygamberlerinden bir peygamberdir. Bu yüzden namaz, oruç, abdest, zekat, kurban gibi uygulamalar (hasenat) önceki vahyin temsilcileri tarafından nesilden nesile taşındığına dikkat çekilmektedir. Kur’an bütün bunların üzerine güvenilir bir mihenk taşı (müheymin) ve otoriterdir. Eğer bilgi, tarih, kültür, değerler Kur’an’a doğru arz edilirse neyi alıp neyi atmamız gerektiğini bize emir ve nehiyleri ile beyan edecektir.

Kur’an Cahiliyye dönemini iyi anlayıp tanıdığı için indiği coğrafya ile ilgili hükümleri ona göre koymuş ve bu dönemin sosyolojisini/ psikolojisini bilmeyenler için en iyi kaynak olduğunu da ortaya koymuştur. Dolayısıyla biz cahiliyyenin karakterini en güzel Kur’an’dan öğrenebiliriz. Bu da vahyin her çağdaki muhatab toplumuyla ne kadar iç içe olduğunu, toplumsal zemine yabancı olmadığını ortaya koymaktadır. Mesela tedricilik ile yanlışların düzeltilmesinin söz konusu yanlışların terkedilmesinde nasıl rol oynadığını ve bunun ne kadar iyi bir yöntem olduğunu vurgulanmış, bu yöntemin kullanılmaması durumunda neler olabileceği anlatmıştır.

Vahiy, muhatap olduğu toplumu davet etmek için var olduğundan dolayı öncelikle indiği toplumun muhayyilesini göz önünde bulundurmuştur. Bu yüzden İslam’ın güzelliğini öne çıkarmak için Cahiliyye Dönemini tamamen cani, kötü, vahşi insanların yaşadığı dönem olarak nitelemek yanlıştır. İslam güzelliği bizatihi kendindendir.

Buna mukabil kitap, inançlarda, ibadetlerde, hala asabiyet duygusu ile hareket etmek gibi bazı noktalarda bedevi akletme biçiminin sürdüğünü, bu aklı bir kenara koyup öyle hareket etmemiz, düşünmemiz gerektiğini vurguluyor.

Kur’an’ı 1400 yıl öncesiyle değil bulunduğumuz zaman dilimine göre okumamız gerektiğini, zihnimizde oluşturmak istediklerimizi değil gerçekte olanları nesillere aktarmamız gerektiğini vurguluyor. Sadece indiği ortama göre değil yaşandığı ortama göre de muamele etmeliyiz. Bizlere düşen her rivayeti, konuyu, tarihi olayı ilk olarak Kur’an’a arz etmekle birlikte tarihsel bağlamıyla, akıl ve mantığın süzgecinden geçirerek, o dönemdeki siyasi olayları inceleyerek ve olayın olma ortamına bakarak bu gibi hususlara göre değerlendirmeliyiz. Anlatılanlara farklı sorular sorarak daha iyi değerlendirebilmeliyiz.

Yazarımız vahyin, Cahiliyye’den bağımsız hareket etmediğini, o ortamı iyi analiz edip ona göre çözümler ortaya koyduğunu birçok alandan verdiği örneklerle anlatmıştır. Tevhidi dinlerin süreklilik arz-talep ettiğini kendinden sonra gelen dinin önceki gelen dinden bağımsız olmadığını çok iyi vurgulamıştır.

Bu kitabı okuduktan sonra bir bütünlük olması açısından, bu dönemin daha sonra nasıl bir dönüşüm gerçekleştirdiğini görmek için yazarın bir seri olarak yazdığı diğer kitaplarını da okumamız gerektiğini düşünüyorum.

Serinin devam kitapları ise Siyeri Farklı Okumak, Halifelik Tarihine Giriş, Dört Halifeyi Farklı Okumak: Hz. Ebu Bekir, Dört Halifeyi Farklı Okumak: Hz. Ömer, Dört Halifeyi Farklı Okumak: Hz. Osman, Dört Halifeyi Farklı Okumak: Hz. Ali, Tarih Okumaları…

Cahiliyye Dönemi ve İslam’ın ilk yıllarını bize tarihçi gözüyle anlatan ve farklı pencereden bakmayı gösteren Mehmet Azimli’nin fikirleri ve eserleri her dönemde önemini koruyacaktır. Şiddetle okunmasını tavsiye ederim.

*** 

Kur’an-ı Kerim’de Müşrik Dindarlığı

Cahiliyye dönemini biraz daha kapsamlı ele alan Yrd. Doç. Dr. Zeki Tan’ın Kur’an-ı Kerim’de Müşrik Dindarlığı kitabı da bu konuda faydalı olacaktır. Bu eserimiz 542 sayfadan oluşmaktadır. Konuları ayrıntılı olarak dört bölüm şeklinde ele almıştır.

Önsöz bölümünde bize nasıl çalışma yaptığını anlatan yazar, nüzul ortamının önemine vurgu yapmış ve nüzul ortamından uzaklaştıkça anlama gölge düştüğünü dile getirmiştir.

Araştırma yapmaksızın Vahiy ile karşılaşan ilk topluma hiçbir şey bilmeyen, her şeyden bihaber olarak bakılması yazarı rahatsız etmektedir. Oysa toplum Allah’ı inkâr etmemektedir fakat Allah’ın uluhiyetine ve rububiyetine karşı şirk koşmaktadır. Modern dönemin anlatıldığı gibi topyekün ‘mezmum’ ve inançsız değildir.

Aynı şekilde yazarımızın üzerinde durduğu bu konu ‘Cahiliyye’yi Farklı Okumak’ eserinde de ele alınmıştı.  Zaten bu konu da yazarın yarasıdır. Vahyin muhataplarını inşa etmek için toplumun iyi anlaşılmasının önemini eserdeki farklı örneklerle de açıkça göstermektedir. Zira yazarın kendi ifadesiyle bir toplumun zihniyetinde değişim gerçekleştirmeden diğer kurumlarında değişimi sağlamak zordur.

Mekke toplumunun yanlış anlatılması ve tanıtılması bu durumda vahyi yanlış anlamaya yönlendirmektedir.  Bundan dolayı ilk olarak Hicaz Bölgesi’nin inanç panoramasını ele alınır. Eser bu başlıklar altında coğrafyaya, kültüre, bölge hakkındaki yanlış genellemelere ve en önemlisi bu bölgede yaşayan Yahudiler, Hristiyanlar, Mecusiler, Sabiiler. Hanifler ve putperest olan inanç gruplar hakkında bizleri bilgilendirir. Söylemlerini ayetler ile de destekler.  Aynı zamanda her konunun altında nüzul ortamına değinmesi, faiz, kısas, kanın haram kılınması gibi birçok konunun daha iyi anlaşılmasına sebep olur. Dil yapısına da vurgu yapan yazar bu konuda vahyi anlamanın önemli olduğunu dile getirir.

Olayların ve konuların daha iyi anlaşılması toplumu tanımadan geçmektedir. Modern dönemde toplumsal problemleri çözmede Kur’an’ın kullandığı malzemeyi kullanmayı iyi bilmek gerekir. Yoksa kültür değişimini gerçekleştirmek zordur. Çünkü dönüşümlerin içinde en zor olan kültürel değişimdir. Zira bir toplumda gelenek dinleştiğinde, tabulaştığında artık onu yıkıp yerine hakikatin bilgisini inşa etmek çok zordur. Sahih olmayan bir inancın, fertlerin dünyasında şekilciliğe dönüşmesini ele alan eser bölümü konunun daha iyi anlaşılması için ayetlerle örneklendirilir.

Kuran’ı anlamaya çalışırken onu ne nüzul ortamına hapsetmeli nede nüzul ortamından koparmalıdır. Vasat bir şekilde hareket edilmelidir.  Yazar, Kur’an öncesi toplumda yapılan yanlış davranışların genellendiğini dile getirir. Yapılan bu genelleme kültürel bir linçtir. Vahyin daha iyi anlaşılması için bu genellemelerden kaçınılmalıdır.

Eser birinci bölümde müşriklerin inanç haritası başlığı altında, çok inançlı ve aynı zamanda kültürlü toplum olmasına, din ve dindarlığa, inancın anlam kaybına uğramasına, inançta meydana gelen kırılmalara, müşriklerin Allah tasavvuruna, Melek inancına, Cin ve Şeytan inancına, Peygamber, kitap, ahiret, kader inançlarına şefaat konusu başlıkları altında yeni bir bakış açısı sunar.

Şirk konusu önemli bir konudur. Genel olarak konular incelenirken hep aklımızın bir köşesinde bulunmalıdır. Yazarda bu konuya önem vererek şirk üzerinde ısrarla durmuş ve şirkin, insanın manevi duygusunu tahrip ettiği tespitinde bulunmuştur.

Bir konuyu doğru anlamak önemlidir. Doğru anlaşılmayan konu, olay, söz vb. her şey insanı çıkmaza sokar. En çok yanlış anlaşılmaya konu olan husus ise dindir. Bağlarından, anlamından, sebep-sonuç ilişkisinden kopmuş bir din yanlış anlaşılmayı beraberinde getirir. Dinin yanlış anlaşılmasının sonucu ise, rahmet olan bir şeyin zahmete dönüşmesi ile ortaya çıkar. Yazarın çabası da bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmaktır. Eser bu saiklerden yola çıkarak ortaya konmuştur.

Yazar çok önemli bir konuya dikkat çeker. İnsanlık tarihinin birçok döneminde, inançta meydana gelen yozlaşma ve kırılmalar yaşanmıştır. Bu bozulmalar vahyin devreye girmesiyle Tevhid çizgisine çekilmiştir. Bu bozulmalar geçmişte da vardır ve ileride de olacaktır. İnançta meydana gelen sapmaları Kur’an’ın getirdiği din üzerinden düzeltmek mümkündür. Bu bağlamda yapılacak ilk ve önemli adım konuları doğru anlayıp Vahiy ile bütünleştirmek ve onu hayatın içerisinde, anlam arayışına bir yol haritası olarak dahil etmektir.

Vahiy nazil olduğu bu toplumda önce sağlıklı ve sahip bir inanç inşa etmiş, sonra ise bazı değerleri ve ölçüleri insanların gündemine taşımıştır. İndiği topluma önce ‘la’ dedirtmiş, sonra ise tevhitle buluşturmuştur.

İkinci bölümde, müşriklerin inanç parametreleri başlığı altında on altı konu ele alınmıştır. Bunlardan dikkatimi çeken konular ise şirkle kirlenen değer: din, Allah’a güven problemi, müşrik duyarsızlığı, sahte değerlere yaslanma, nesne aynı bakış farklı, muhafazakâr putperestlik, değer üretme krizi: tekasür gibi birçok konu kısaca ele alınmıştır.

Yazar tarih tasavvurunu da ele almıştır. Kur’an’da bulunan tarihi aktarımlar, vahyin tarih tasavvuru oluşturmak için verdiği malzemelerdir. Bize sunulan öğretiler yeni bir tarih tasavvuru inşa etmektedir. Tarih, asla Allah’tan bağımsız bir süreç olarak görülmemelidir. Her şey bağlam ile alınmalı, okunmalı, irdelenmelidir. Yazar örnekler vererek bu konular hakkında okumalara farklı perspektif sunmaktadır.

Üçüncü bölümde; müşriklerin ibadetleri başlığı altında tutum ve davranışın değişmesinde etkisi olan niyet, evrensel bir ibadet olan namaz, sembollerin görünürlüğü: Hac, zekât ve oruç ibadetleri, müşrikler ve dua, kararlılığın göstergesi olan yemin konusu ele alınmıştır.

Dördüncü bölümde: Mekke toplumunun sosyal özellikleri başlığı altında on dört konuya değinilmiştir. Bunlardan bazıları ise bir insanı insan yapan ve ilk değinilen konu ‘ahlak’tır. Arkasından insan ve emek anlayışı, toplum ve güven, zulüm, tahakküm, faiz ve sömürü, istişare gibi konulara değinilmiştir. İnsan bunları peşi sıra okurken vahyin olduğu ve olmadığı zaman nelerin eksik ya da tam olduğunu zihninden çıkarmamalıdır.

Yazarın bizlere sunduğu bilgiyi kaynaklarla desteklemesi ve örneklendirmelerin bir hayli fazla olması eserin amacına ulaşmasını ve konuların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır.

Sonuç olarak yazarın da ifade ettiği gibi, Mekke müşrikleri vahyi dinlediler, anladılar fakat inanmadılar, modern dünyanın insanı ise kendisini yüceltmesi gereken kitabı hayattan dışlayarak yücelttiğini zannetmesi ile maksadı göz ardı etti. Ne yazık ki Cahiliyye toplumu zaman ve mekânsal olarak geride kalsa da, zihniyet olarak hala devam etmektedir.