KİTAP/DENEME

MOMO

Feyza DEMİR

En son ne zaman dinlediniz bir arkadaşınızı?..

Ne zaman gözlerinin içine bakarak, başka hiçbir şeyle ilgilenmeden dinlediniz?..

O an en önemli işiniz sadece onu dinlemekmiş gibi dinlediniz..

 

Ya da en son kim sizi sonuna kadar dinledi?..

Gözü sizde ama aklı başka yerde olmadan..

Acelesi var gibi hissettirmeden..

 

Kitabın ana kahramanı Momo; büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kız.. Buldukları ya da kendisine hediye edilenler dışında hiçbir şeyi yok.. Ancak olağanüstü bir yeteneği var.. Momo muhteşem bir dinleyici ve bunun için oldukça bol zamanı var..

 

Çocuk edebiyatının en güzel kitaplarından biri olan Momo’nun yaş sınırı yok. Hem çocuk hem yetişkinler için masal niteliğinde bir kitap. Günümüz insanının zaman algısını ele alıyor. Özellikle hızlı yaşam temposuna, “zaman tasarrufu” adı altında kayıp giden hayatlara vurgu yapılıyor. İşte kitabın en can alıcı yerlerinden biri:

“Zaman tasarruf edeyim derken aslında başka şeylerden tasaruf ettiğinin kimse farkında değildi. Yaşamlarının gittikçe daha zavallı, daha tekdüze ve daha soğuk geçtiğini kavramak istemiyorlardı. Bu gerçeği sadece çocuklar taa yüreklerinde hissettiler. Çünkü artık kimsenin onlara ayıracak zamanı yoktu.”

Oysa zaman yaşamın kendisiydi.

Ve yaşamın yeri yürekti.

İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe zaman azalıyordu.[1]

Yaşadığımız çağa haz çağı, hız çağı, post modern çağ vs. denilebilir ama mutluluk çağı denilemez. Vadedilen şey başarı ve mutluluk olabilir. Ama sonuç teorik anlamda başarıyı getirse bile mutluluk getiremiyor. Ortada idealize edilmiş bir yaşam modeli var. O modele ulaşmak için çok çalışmak, çok çalışmak için de zamandan tasarruf etmek gerekiyor. Hayata anlam katan değerlerin ya değerleri düşürülüyor ya da o değerler yok sayılıyor.

 

Kitapta bu hayatlar Momo’nun arkadaşları tarafından sembolize ediliyor. Başlangıçta yavaş, sakin, kendi hallerinde bir hayat yaşayan o insanların bir şekilde hızlı, hırslı, yoğun bir hayata sürüklenmeleri ve sonrasında hayatlarının nasıl değiştiği anlatılıyor. İnsanların büyümek, zenginleşmek çabalarını, sevdiklerinin iyiliği için yaptığını sanmaları üzerinde duruluyor.

 

Pahalı olmasına rağmen insan aklıyla dalga geçen oyuncak kültürünü, çocukların kalabalıklar içindeki yalnızlığını, mutsuzluğunu öyle güzel anlatmış ki okurken bazı şeyleri sil baştan sorgulama ihtiyacı hissediyorsunuz. Kitapta en çok dikkat çeken yerlerden biri de kreş eleştirisi:

 

“Kentin her mahallesine, deyim yerindeyse birer ‘çocuk deposu’ kurduruldu. Artık buralarda akıllarına estiği gibi oynamalarına olanak yoktu. Oyunları onlara bakıcıları öğretiyor ve bu oyunlar hep yararlı bir hizmet şeklinde oluyordu.  Ama bu şeyler olurken de bazı şeyleri unutmaları gerekmişti: Sevinmeyi, hayal kurmayı ve heyecanlanmayı unuttular. Kendilerinden beklenen şeyleri asık yüzle, can sıkıntısıyla ve düşmanca tavırlarla yapıyorlardı. Kendi hallerine bırakıldıkları zamanlardaysa ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Akıllarına hiçbir şey gelmiyordu.[2]

 

İşe gitme telaşıyla çıktığımız yolda arabaya vuran yağmurun sesini duyamıyorsak, gün doğumunun, gün batımının eşsiz güzelliğini hep kaçırıyorsak, konuşmaya, dinlemeye, derinlemesine düşünmeye vakit bulamıyorsak, yolunda gitmeyen şeyler var demektir.

Dünya çapında oldukça meşhur bir eser olan Momo; zamanımızı ayırarak okumaya, üzerinde düşünmeye değer bir kitap. Okuyan herkesin hayatına anlam katması dileğiyle.

 

 

Spot:

Çocuk edebiyatının en güzel kitaplarından biri olan Momo’nun yaş sınırı yok. Hem çocuk hem yetişkinler için masal niteliğinde bir kitap.

 

Pahalı olmasına rağmen insan aklıyla dalga geçen oyuncak kültürünü, çocukların kalabalıklar içindeki yalnızlığını, mutsuzluğunu öyle güzel anlatmış ki okurken bazı şeyleri sil baştan sorgulama ihtiyacı hissediyorsunuz. Kitapta en çok dikkat çeken yerlerden biri de kreş eleştirisidir.

[1] Michael Ende, Momo, İstanbul, Pegasus Yayınları, 2017, s.81

[2] Michael Ende, Momo, İstanbul, Pegasus Yayınları, 2017, s.207