SUHUF

SAFFAT: “TESPİH” SİMGESİ

Kadir CANATAN

 Saffat Suresi, Mekke döneminde inmiştir. Toplam 182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, “sıra sıra dizilenler” ya da “saf saf duranlar” anlamına gelmektedir. Sûrede başlıca meleklerden, cinlerden, kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus peygamberin kıssalarına yer verilmektedir. Bu konuların Mekke döneminde işlenmesi, bir yandan Mekkelilerin melek, cin, kıyamet ve ahiret gibi konularda yanlış inanışlarını düzeltmek, diğer yandan da bazı peygamberle ilgili kıssalar yoluyla onlara ders vermek amacını gütmektedir.

Surenin ismi, ilk beş ayet içinde anlam kazandığına göre bu ayetlerin nasıl sıralandığını görmek ve anlamı üzerinde düşünmek yararlı olacaktır:

“Saf saf dizilenlere, men edip sevk edenlere ve zikir okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.”

Bu ayette kimlerden bahsedildiği tartışmalı bir konudur. Geleneksel yorumcuların çoğuna göre burada “melekler”den bahsedilmektedir. Bu görüşte olanlar hem bu surede geçen ifadeleri hem de Kur’an’da başka ayetleri kendilerine delil olarak gösterirler. Saffat Suresi’nin 164-166. ayetleri şöyle demektedir: “(Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.” “Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız.” “Şüphesiz biz (Allah’ı) tespih edip yüceltenleriz.” Bu ifadeler, gerçekten de Saffat’ın ilk ayetleriyle örtüşmektedir. Araplar, yine Kur’an’ın bildirdiğine göre melekler hakkında bazı inançlara sahiptiler. Onlar melekleri dişil ve “Allah’ın kızları” olarak biliyorlardı. Israrla peygamberin bir melek olmasını arzu ediyorlardı. Oysa Kur’an o melek olsaydı bile, onun insan suretinde geleceğini haber vermektedir. Çünkü sıradan insanların meleği asıl şekliyle görmelerine imkân yoktu. Bu defa onlar “Sen de bizim gibi bir beşersin, melek olamazsın” diyeceklerdi.

Bir kısım yorumcular, bu ayette “müminler”den bahsedildiğini söylerken, bir kısım yorumcular da “havada dizili kuşlar”dan bahsedildiğini iddia etmektedirler. Onlar da kendilerine göre bazı deliller göstermişlerdir. Sadece bazı ayetler değil hayat gerçeği de bu görüşlere destek vermektedir. Çünkü gerek müminler gerekse kuşlar sosyal hayatlarında saf saf dizilmekte ve doğal halleriyle Allah’ı tespih etmektedirler.

Çağdaş müfessirlerden Muhammed Esed, Razi’ye dayanarak bu ayetleri başka bir şekilde çevirmiş ve yorumlamıştır. Ona göre bu ayetlerde bahis konusu olan canlı varlıklar (melek, insan veya kuşlar) değil, Kur’an ve içeriğidir. Bu durumda o bu ayetleri şöyle ifade etmiştir: “DÜŞÜN sıra sıra dizilmiş bu [mesajlar]ı ve bir vazgeçme çağrısı ile [kötülüklerden] alıkoymasını ve [bütün dünyaya] bir öğüt ve uyarıda bulunmasını şüphe yok ki sizin İlahınız Tek’tir. Göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi; bütün gündoğumu noktalarının Rabbi!”

Ayetlere konu olan şeyler değişse bile, değişmeyen şey, “saf saf dizilmiş” olmalardır. Bu dizilenler ister insan, melek ve kuş olsun, isterse harfler ve mesajlar olsun, neticede hepsi de “Allah’ın ayetleri”dir. Ayet, kelime anlamı itibariyle “kanıt ve gösterge” demektir. Evrende ve doğada her şey, gösterge olarak Allah’a işaret etmektedir. Yeryüzündeki her şey doğal haliyle onu tespih etmekte ve ona itaat etmektedir.

Tespih kelimesi Kur’an’da genel bir olguya işaret eder: “O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Haşr, 59:24). Ancak bazı varlıklar bu tespihin bilincinde olup ne yaptıklarını bilirler. “Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nur, 24:41). Bazısı da bunun farkında değildir.

Daha da önemlisi, insanların önemli bir kısmı, eşyanın Allah’ı nasıl tespih ettiğinin pek farkında değildirler. “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.” (İsra, 17:44). Özellikle, eşyanın Allah’tan bağımsız olduğunu sananlar (deistler ve ateistler) bu zikir ve tesbihin anlamına uzak kalmışlardır.

Tüm bu söylediklerimizi toparlarsak, Allah karşısında –farkında olarak ya da olmayarak- saf tutmuş varlıkların hepsinin ilahı Tektir. O da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir. Herşey isteyerek ya da istemeyerek onu tespih etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, Saffat Suresi’nin ilk ayetleri, tesbihin bilincinde olan varlıklara hitap etmektedir. Çünkü burada zikir okuyanlar ve men edip sevkedenler bu işi yaparken ne yaptıklarının farkındadırlar. Gönüllü bir tesbihat içindedirler. Bunlar muhtemelen melekler ve mümin insanlardır. İşte, Saffat Suresi, Allah’a gönülden boyun eğmiş ve dolayısıyla kulluklarının bilincinde olan varlıkları “saf tutanlar” diye ifade etmektedir. Bir başka deyişle saf tutmak, Allah’ı tespih etmektir.