DENEME

 

HAŞYETULLAH

“ALLAH’A DERİN SAYGI DUYMAK”

 

Haşyet nimettir.

Haşyet hidayettir.

Haşyet rahmettir.

Haşyet atıfettir.

Haşyet inayettir.

Kulun, gayreti oranında Allah’ın ihsan edeceği bir nimettir haşyet.

Kulun, samimi arama-arayış çabasına bağlı verilecek bir hidayettir haşyet.

Korku vardır insanı bitiren, tüketen yokluğa mahkum eden.

Korku vardır, insanı dirilten iki ayağı üzerine diken.

Korku vardır, insanın iç dünyasında kalıcı ruhsal problemlere yol açan.

Korku vardır, insana lezzet veren.

Korku vardır, hiç yaşamak istemediğimiz.

Korku vardır, hiç bitmese dediğimiz.

İşte haşyet de bu ikinci türden insana lezzet veren, hiç bitmemesi istenen özel bir korku halidir.

Haşyet ilahi rahmettir. Hayat içerisinde Rahmete nail olan haşyete ulaşır. Rahmeti ahlak edinene Rabbimiz haşyeti ikram eder. Rahmeti sonsuz Rabbimizin rızasını kaybetme korkusu, terbiye edilmiş korkunun zirvesidir. Takdire şayan bir korkudur bu. Bu manada rızayı kaybetmemek için tir tir titremelidir insan. Çünkü rızayı kaybetmek her şeyi kaybetmek manasına gelir. Allah’ın rızasını kazanma derdiyle dertlenememiş kul, rızası uğruna koştuklarının kulu haline gelir. Korkunun-korkularının esiri olur ki bu tam bir tükeniş-yokoluştur.

Ancak insanın iç sesine kulak verebilmesi durumunda tanıyacağımız, tanıma imkânı bulacağımız duygu yoğunluğu yüksek hem biyolojik hem de ruhsal bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

Haşyet iç ürpertisi, kalp titremesi manalarına gelen bir duygusal haldir.

Bu muazzam bir zenginliktir, gönül zenginliğidir, tadan bilir, yürek bu tadı almışsa yeniden bu duyguyu yaşamak için her zaman yolunu özler ve de gözler.

Gönülde çağlayan bir pınardır haşyet, bir rahmet pınarıdır, çağlar durur. Taş gibi kalplerden bahseder ya Rabbimiz! Katı, sert, duygusuz, duyarsız, umarsız, derinliksiz. Burada kalbin nefes almasını temin eden gözenekler tıkanmıştır ki bu kul için çekilmez bir çile, taşıması güç ağır bir yüktür. Bir de kalp gibi taşlar var, atan kalp gibi, canlı, hareket halinde, yumuşak, duyarlı, ruh yüklenmiş, manaya ermiş.

Ayeti kerimeyi okuyalım!

“Bütün bunların ardından yürekleriniz katılaştı; taş gibi, hatta daha da katı hâle geldi. Çünkü, nice kayalar var ki bağrından ırmaklar fışkırır, öyleleri de var ki yarıldığı zaman su çıkar, onlardan öyleleri de var ki Allah’ın haşyetinden harekete geçip yuvarlanırlar. Allah yaptıklarınıza karşı ilgisiz değildir.” (Bakara 2:74)

 

Burada metayı, eşyayı insanlaştıran tevhidi inanç perspektifi ile karşı karşıyayız. Tevhidi inanç bize okumanın parametrelerini veriyor, eşyaya anlam katan vahiy gerçeği üzerinden, hiçbir şeyin boşuna-boş yere yaratılmadığı hakikatini öğretiyor. Burada taş insanlaşıyor, taş haşyetten ötürü harekete geçiyor, değer kazanıyor. Bu taş metaforu ile “Ey Rabbimiz sen hiçbir şeyi boş yere anlamsızca yaratmadın” ferman-ı ilahisini bir kez daha tefekkür imkânı elde ediyoruz.

Taşlar var kalp gibi! Bağrından ırmaklar çağlaması haşyete ve önemine işaret ediyor.

Diğer tarafta da seküler, modern çarpık düşünce sistemi ve yaşam tarzının insanı metalaştıran, eşyalaştıran mantığına bakıyor ve tüm insanlık adına üzüntü duyuyor ve indirgemeci materyalist yaklaşımın insanlığı ne hale getirdiğini müşahede ederek istikbalimiz adına kaygıya kapılıyoruz.

Kalpler var taş gibi! Ne ağlar, ne anlar, ne çağlar ne de duygulanır.

Ragıp el Isfahani müfredatta ‘haşyet’ kelimesini tahlil ederken şunları söyler: H-ş-a kelimesi, gönülden yalvarmaktır. Huşu çoğu zaman insanın vücut organları üzerinde gözüken duruş için, çoğu zaman insanın kalbinde bulunan duyguları anlatmak için kullanılır. Bu nedenle rivâyette şöyle denmiştir: Kalp yakarınca âzâlar da huşu içinde olur?”

H-ş-y saygıyla karışık sevginin yoğurduğu bir korku hâlidir. Bu da çoğu zaman bilinçli korku için kullanılır. Bu nedenle özellikle ilim ehli kimselerin gönül dünyalarını tanımlayan ayette şöyle buyurulur: “Allah’a kulları içinde yalnızca (varlığın hikmet ve amacını) bilenler, idrak edenler hakkıyla saygı (haşyet) duyarlar: çünkü Allah çok üstün ve yücedir, tarifsiz bir bağışlayıcıdır.” (Fatır 35: 28)

Ebû Hureyre’den rivâyet edilmiştir.

Rasulullah bir ara namazda sakalıyla oynayan bir adam görünce: “Eğer kalbi huşu içinde olsaydı azaları da huşuya göre hareket ederdi” demiştir.

Haşyet derin saygıdır. Hürmeti muhafaza etmektir.

İnsan hürmet etmelidir ki hürmet edilmeye hak kazansın. Bu manada insanlara karşı hürmeti ahlak edineni Rabbimiz muhterem (hürmete layık) kılar. İnsanlarla ilişkilerimizin niteliği aslında Allah ile olan münasebetimizin niteliğine bağlıdır. Biz Rabbimizle münasebetimizi düzeltirsek O da insanlar ile ilişkilerimizi düzeltir ve bize değer katar.

Haşyetin hem fizik hem de metafizik bir boyutu olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Kur’an’ın kavramsal açıdan hayatı ve varlığı bir örgü gibi ilmek ilmek dokuduğunu biliyoruz, aslolan zaten iç-dış, söylem-eylem, fiil-kavil bütünlüğünü sağlamaktır. Bu açıdan haşyet insanda iç ve dışın telif edilerek kemal ehli bir kimliğe dönüşmesidir.

“İşte onlar gözyaşları içinde çeneleri üzere böyle yere kapanıyorlar ve bu (duyarlıkları) onların Allah’a olan saygılarını artırıyor.” (İsra 17:109)

“Doğrusu gereği gibi inananlar gerçek kurtuluşa erecekler: Onlar ki, ibadetlerinde derin bir ürperti ve tevazu içinde olurlar.” (Mü’minun 23:1-2)

Korku (havf) fıtri bir duygudur ve yaşamayı temin eden bir ikramdır aynı zamanda, insana emanet edilmiş değerleri muhafaza için korkmak elbette gereklidir, tabii kontrol edilmelidir, kontrol edilemeyen korku korkulana kulluğa dönüşür ki bu şirktir. Şirke götüren korku, frekansları bozan, kontrol altına alınamayan korkudur. Şirazesi kayan korku, sahibinin ayağını da yoldan kaydırır. Makamı kaybetme korkusuyla yetkiyi zulme araç kılmak, sevdiğimizi kaybetme korkusuyla hukuku ihlal etmek, çocukları fakirlik korkusuyla öldürmek birkaç örnek olarak verilebilir.

Havf insan için beşeri, fıtri bir korkudur. Hatta bu fıtri duygu hayvanlarda da vardır ki korku duygusu tedbire yol açar ve hayatı idameyi sağlar.

Haşyet ise maddi olmanın çok ötesinde saygı odaklı, yüceltme amaçlı, uhrevi boyutlu bir üst duyguyu ifade eder. Haşyet fıtri havf duygusunun çok fevkindedir. Haşyet insanda manevi yoğunluklu bir deruni ruh halidir. Haşyeti elde eden kimsede aklı kullanma, iradeyi tahrik etme, haddini bilme, adaleti gözetme, vicdanı aktif kılma, gözlerde yaşarma, seste kısılma, kalpte ferahlama, zihinde fikri irtifa kazanma, ameli açıdan kemale doğru yol alma ahlakı teşekkül eder.

 

Yasin AYDOĞAN