AİLE/BİYOGRAFİ

Prof. Jeffery Lang ve Kur’an ile Nefes Veren Diyaloğunun Hikayesi

Özlem ADIYAMAN

 

Jeffrey Lang’in iki gün süren konferansının YouTube videosu[1] yaklaşık 4 saat uzunluğundaydı ve soluksuz izlemiştim.  İlk düşüncem şu oldu. Bu bey, zorlu bir hayat mücadelesinden sonra kendisine hediye edilen Kur’an ile konuşurcasına ilham ve cevaplar almış. Bu mucizevi hayat tecrübesi kalbime çok dokundu ve içimde mutluluk fırtınaları koparmıştı. Sonra bu alimimiz İslam’ı seçmekle kalmamış aynı zamanda konferanslar vermiş ve eserler üretmişti. Akıcı ve entelektüel konuşması ise Müslümanlarda görmek istediğimiz kültür düzeyinin en yakışmış haliydi. Hemen Lang’in kitaplarını Amazon’dan ısmarladım ve aynı zamanda e-postaya sarıldım. Kendisine yazdığım ilk iki mektuba cevap yazdı ve ciddi sağlık sorunları olduğundan bahsetti. Sanırım sonrakilere cevap yazmamasının nedeni de bu idi. Dualarımızda kendisini unutmayalım. Çünkü yeni bir kitap yazmaya başlamıştı ancak sağlık sorunları onu engellemiştir. Şafi olan Allah’ımız kendisine acil ve tümden bir şifa versin ki ilmi çalışmalarına devam edebilsin. Amin.

 

İnternette Ammar Bakkar’ın[2], yazarımız ile ilgili 2006 yılında “Kur’an, Amerikalı Profesörün Kalbini Kazandı” adıyla kaleme aldığı yazının tercümesiyle tanıtımıma devam etmek istiyorum. İmkan bulabilseydim ki hala bu imkanın peşindeyim Jeffrey Lang ile Kur’anî Hayat dergisi için röportaj yapmak isterdim.

 

Jeffrey Lang, ABD’deki en büyük üniversitelerden biri olan Kansas Üniversitesinde matematik profesörüdür. Dini yolculuğu 30 Ocak 1954’te, Connecticut Bridgeport’taki bir Roma Katolik ailesine doğduğunda başladı. Lang, hayatının ilk 18 yılını, kendisine Tanrı ve Hristiyanlık ile ilgili pek çok cevapsız soru bırakan Katolik okullarında geçirdi. Lang, 60’ların sonundaki ve 70’lerin başlarındaki çoğu çocuk gibi, o zaman içinde sahip olduğu tüm değerleri (politik, sosyal ve dini) sorgulamaya başladı. Katolik Kilisesi’nde dahil olmak üzere toplumun kutsal tuttuğu tüm kurumlara isyan etti.

 

18 yaşına geldiğinde, ise tam teşekküllü bir ateist olmuştu. “Eğer bir Tanrı varsa, o merhametli ve sevgi dolu ise, o zaman neden bu dünyada acı var? Neden bizi direk cennete götürmüyor? Tüm bu insanları acı çekmesi için mi yarattı?” Bunlar, onun o günlerde aklında ortaya çıkan sancılı sorularıydı.

 

San Francisco Üniversitesinde matematik alanında genç bir öğretim görevlisi iken Lang, üniversitede tanıştığı birkaç Müslüman arkadaş vesilesiyle dinini ve gerçek Tanrı’yı buldu. “Din hakkında konuştuk. Onlara sorularımı sordum ve cevaplarını ne kadar dikkatlice düşündüklerine çok şaşırdım” dedi.

 

Sonradan Lang, sınıfına girdiği anda tüm dikkatleri çeken Suudi öğrenci Mahmoud Kandeel ile tanıştı. Kendisine tıbbi araştırmaları hakkında bir soru sorduğunda, Kandeel soruyu mükemmel İngilizcesiyle ve mükemmel bir güvenceyle cevapladı. Herkes Kandeel’i tanıyordu, belediye başkanı, polis şefi ve sıradan insanlar. Profesör bu öğrenci ile birlikte, “sadece neşe ya da mutluluğun olmadığı, aynı zamanda kahkahalarla dolu” pırıltılı yerlere gittiler. Ancak sonunda, Kandeel şaşırtıcı bir şekilde kendisine Kur’an ve İslam üzerine bazı kitapların bir kopyasını verdi. Lang, Kur’an’ı kendi başına okudu, üniversitedeki öğrenciler tarafından işletilen namaz salonuna gitti ve temelde fazla çaba sarf etmeden teslim oldu. Kur’an tarafından fethedildi. Kur’an’ın ilk iki sureleri üzerindeki anlatımları, bu karşılaşmanın müthiş bir ifadesidir ve ilahi bir diyaloğun hikayesidir.[3]

“Ressamlar çizdikleri bir portrenin gözlerini sizi bir yerden diğerine takip ediyor gibi gösterebilirler, ancak hangi yazar insanın günlük mağduriyetini öngören bir yazı yazabilir? Her gece kafamda sorularımı ve itirazlarımı formüle ediyor ve ertesi gün cevabını bir şekilde Kur’an’da keşfediyordum. Bir sonraki okumam için hazırladığım sorularımı ve fikirlerimi sanki yazarın önceden okuyup, zaman içinde uygun satırlarda cevaplarını yazdığı izlenimini veriyordu. Sayfalarında kendimle tanışıyordum.”

Lang, günlük beş vakit namazı düzenli olarak kılarken manevi doyum bulur. Fecir (şafak öncesi) namazını ise İslam’ın en güzel ve duygusal ritüellerinden biri olarak ifade eder. Kur’an-ı Kerim’in Arapça yani kendisine tamamen yabancı bir dilde olduğu halde neden onu büyüleyici/çekici bulduğu sorusuna şöyle cevap verir; “Bir bebek neden annesinin sesi ile teselli olur ise ben de bu nedenle Kur’an ile teselli oluyorum.” Kur’an’ı okumanın kendisinin zor zamanlarında ona büyük bir rahatlık ve güç verdiğini söyleyen yazarımız, İslam inancını, kendisinin ruhsal gelişimi için en pratik bir yol olarak bulduğunu açıklar.

Öte yandan Lang, matematikte kariyer peşinde gitmeye devam eder. Yüksek lisans ve doktora derecelerini Purdue Üniversitesinden alır. Kendisi matematikten her zaman etkilendiğini söylerken şunlara değinir. “Matematik mantıklı, somut cevaplar bulmak için gerçekleri ve rakamları kullanmaktan ibarettir. Bu benim aklımın işleyiş şeklidir. Somut cevapları olmayan şeylerle uğraşırken ise bu benim için sinir bozucu olan bir durum olur.” Varoluşun gerçek değerleri hakkındaki fikirleri kabul eden bir akla sahip olmak, bir dine inanmayı zorlaştırıyor. Çünkü çoğu din inançla kabullenmeyi gerektirir. İslam, ise insanın mantığına hitap eder.”

 

Profesör olarak görev aldığı Kansas Üniversitesinde, Müslüman Öğrenci Birliği’nin danışmanı olan Lang, kendisini öğrenciler ve üniversiteleri arasındaki irtibat olarak gördüğünü söyler. İslami dersler verilmesi için üniversite yetkililerinden onay alır. Fakülte danışmanı olmasının nedeni, Amerikan kültürüne ve üniversitenin prosedürlerine uyum sağlayarak öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktır.[4]

 

Jeffrey Lang’in Kitapları

Lang, ABD’deki Müslüman topluluğu arasında en çok satan birçok kitap yazdı. Bu kitaplar çeşitli dillere çevrildi. Ancak maalesef Türkçemize çevrilmediğini sanıyorum.

 

  1. “Teslim Olmak için Mücadele; Müslümanlığı Seçen Bir Amerikalının Bazı İzlenimleri” 1994

 

Bu kitap, yazarımızın, Tanrı ve anlam arayışına değer vermeyen bir kültürün ortasındaki, tamda bu arayışının kişisel anlatımıdır.  Lang ailesi tarafından katolik olarak yetiştirildi ve bir Katolik okulunda eğitim gördü. Fakat bir gün bu dinin, kendisinde beliren kişisel sorularına mutmain cevaplar sağlayamadığını anladı. Ve böylece arayışı başlamış oldu: İlk olarak akılcılık, bilinemezcilik, ateizm maceralarından sonra tevafuk olarak sınıfında gözlemlediği Müslüman bir öğrencisi ile olan deneyimi ile Müslümanlığı araştırmaya başladı. Sonunda bu arayışları kendisini, dinini değiştirmeye teşvik etti. Ancak böylece yeni bulduğu bu dine, yeni camiasına, inanışlarına, geleneklerine, İslami dünya görüşüne ve bu yaşam tarzına uyum sağlama süreci başlamış olacaktı. Çoğu Yahudi-Hristiyan kökenli Amerikalı Müslümanların akıl yapısına uzaylı gelen geleneksel Müslümanların fikir dünyasına uyum sağlamak kolay değildi. Bir kimse gözü kapalı bir şekilde hadis edebiyatına uymayı nasıl kabullenir pek anlamamıştı. Bunun yanında dinin değişik yorumlarını kabullenme, Kur’an ideali ile gerçek yaşamdaki Müslümanların davranışları arasındaki uçurum, kadınların statüsü, dinin kişilerin hayatlarının en ayrıntısına kadar girmesi, kültürel çatışmalar ve benzer birçok mesele kafasını kurcalamaktaydı. İslam dinini seçtiğinden beri bunlar yazarımızın mücadele verdiği konulardır. Birçok Müslüman dostlarının ısrarı üzerine kendi mücadelesini kaleme almaya karar verir. Bu diğer Amerikalıların ve batı eğitimi almış Müslümanların bu ferasetten faydalanabilmeleri açısından çok ehemmiyet arz etmektedir.

 

Kitabın Birinci Bölümünden Alıntılar: Lise son sınıftan başlayarak başından geçen ruhani yolculuğunu anlattığı ilk bölümde en ilgimi çeken, tanıdığı herkes hatta tehditkâr din öğretmeni, kendisini ateist olarak itham ettiği halde yazarımız bu kitabında bir itirafta bulunur: “Garip olan şey, o zamanlar bu noktada Tanrı’ya olan inancımı terk etmemiştim ama bunun yerine sadece tartışma uğruna büyük bir argüman peşinde koşuyordum.” “18 yaşında ateist oldum. İlk başta özgürlük duygusunu hissettim. Çünkü yeni görüşüm beni birisinin düşüncelerime ve fantezilerime girip beni kınadığı fobisinden kurtardı. Hayatımı yalnız kendim için yaşamakta özgürdüm, insanüstü bir gücün kaprislerini tatmin etmek için endişelenmeye gerek yoktu. Bir dereceye kadar, kim olduğumun sorumluluğunu üstlenme ve hayatımı kontrol altına alma cesaretine sahip olduğum için gurur duydum.” “Kendi evrenimin merkezi oldum. Hem yaratıcı, devam ettirici, hem de düzenleyicisi.” “Bu, tamamen açgözlü ve sadece kendime duyarlı olduğumu söylemek değildi, paylaşım ve yardımseverliğe her zamankinden daha fazla inanıyordum. Fakat bunu yapmamın nedeni gelecekteki bir ödüle kavuşmak değildi. Gerçek bir insan sevgisi hissettim. Biz sevgiyi en yüksek insanî duygu olarak yüreğimizde tutarız. Bunun evrim, şans veya bazı ekobiyolojik faydalardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı pek de önemli değildir. Çünkü her şey kadar gerçek olan sevgi, bizi mutlu etmektedir. Sevgiyi verdiğinizde, gerçekten karşılığını da alırsınız.[5]

 

  1. “Melekler Bile Soruyor; Amerika’da İslam’a Bir Yolculuk” 1997

 

İkinci yazdığı kitap “Melekler Bile Soruyor” isimli kitabıdır. Jeffrey Lang bu kitabını her şeyden önce kendi çocukları için yazmıştır. Göz ve gönül açıcı bir şekilde onları Kur’an aracılığıyla yönlendirmeye çalışmıştır. İslam’ın şartlarını, zorlayıcı rutinler gibi anlatmak yerine ruhu tatmin edecek anlatımlarını benimseyecekleri bir sunum yapmıştır. “Umarım çocuklarım kendi anlam arayışlarında benim mücadelelerimden bir pay çıkarırlar.[6]

Yazarımızın bu kitabı, dinini değiştiren bir Amerikalı olarak, İslam’ı keşfediş hikayesini paylaşma denemesidir. Hem Kur’an’ı ilk okuduğunda bu kitabın kendisine verdiği manaları anlatır aynı zamanda okuduğu tefsir kitapları ışığında kendi yaptığı bir Kur’an tefsiri denemesidir. Bu kitabında yazarımız birçok bilinir ve güvenilir tefsir kitaplarından faydalanmıştır. Bunlardan biri de Muhammed Esed’in Kur’an tefsiridir.

Amerika’nın çeşitli kampüslerinde yaptığı profesörlük deneyimi sonucu tanıştığı Müslüman gelenekten gelen birçok Amerikalı gencin İslam’a uzak durduklarını, hatta dinlerini reddettiklerini gördü. Bu kitabın ana varsayımlarından biri şuydu; Amerikan kültürü bu gençleri, ebeveynlerinin inancından uzaklaştırmış olsa da, kökenleri Müslüman gelenekten olmayan diğer Amerikalıların İslam’da keşfettiği şeylerle ilişki kurabilirler. Böylece kendisi gibi İslam’ı seçmiş kişilerle konuştukça yazarımız, ortak bir deneyim buldu. Bu kitap okuyucuyu işte tam da bu deneyimin içine çekmekte; inanç ve akıl etmek arasında görülen çelişkileri, İslam’ı din olarak seçmede görülen engelleri, Müslümanların kendileri tarafından oluşturulan engelleri, İslami ritüellerin vazgeçilmez tecrübesini, Müslüman camia içindeki aşırılıklar ve bağnazlıkları ve gelecek Amerikalı Müslümanlar için, onları nelerin beklediğini tartışmaktadır.

 

Kitaptan Alıntılar;

“..her şeyden önce bu kitabı okurken dini bagajınızı geride bırakmalısınız. Belki de bir ateist gibi çıkın yola, kafanızdaki sorgulamaları yanınızda getirin ancak açık fikirli olun (bağnaz olmayın) en azından açık fikirli olmaya niyet edin. Bizim yegane kılavuzumuz Kur’an olacaktır; çünkü o binlerce Müslümanın, İslam dinine yeni girenlerin ana rehberi ve pusulasıdır.[7]

 

“İşte o zaman Rabbin meleklere: “Bakın, ben yeryüzünde ona sahip çıkacak birini yaratacağım!” demişti. Onlar: “Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler dururken, orada bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. (Allah) “Sizin bilmediğiniz (çok şey var, onları) ben bilirim!” diye cevapladı.” Bakara 30

 

“Meleklerin cevabı hem büyüleyici hem de rahatsız edicidir. Melekler aslında, ‘Doğasında bozgunculuk olan, korkunç suçları işleyecek birini neden yaratıp yeryüzüne yerleştiriyor ve dünyadaki büyük ıstırabın nedeni ve alıcısı olacak bu varlığı neden yaratmış?’ diye sormuş oluyorlardı. Meleklerin burada, insanlığın doğasına gönderme yaptığı açıktır. Çünkü Kur’an’da Âdem, Tanrı’nın seçtiği biridir ve herhangi bir büyük suçtan suçlu değildir. Soru, kimden ve nereden geldiğini düşündüğümüzde daha da önem kazanıyor…

…Bizim melek imajımız mükemmel insana benzer. Bu nedenle meleklerin bu sorusu daha bir kuvvet kazanmaktadır. Senin, bizim gibi seni ‘cennette’ yüceltip takdis edip duranları yaratma kudretin var iken neden bozguncu ve kusurlu olanı yaratırsın?…

…bu sorular cennette doğmaktaydı ve bu da sorunun değerini güçlendirmektedir; insanı, en kötü cezai eğilimlerini özgürce kullanabileceği bir ortama yerleştirerek hangi olası amaca hizmet edilebilinir ki? Bütün bu düşünceler bariz bir itirazla sonuçlanır. Neden baştan biz insanları cennete uygun nitelikte yaratıp oraya yerleştirmiyorsunuz? Daha Kur’an’da geçen insanoğlunun yaratılış hikayesinin ilk başlarında olmamıza rağmen (ateistler olarak) ana şikayetimizle hemen karşı karşıya geldik ve ilginç olarak bu meleklerin ağzından dile geldi![8]

 

“Kur’an’dan uzaklaştıkça, farklı olmaya meyilli ve hatalar içerecek gibi görünen insan tercihlerine ve yargılarına olan bağımlılığımız artar.[9]

 

  1. “Dinimi Kaybediş; Bir Yardım Çağrısı” 2004

 

Herhangi bir dini topluluğun yaşamsallığı için en önemli olan unsurlar, o dinin takipçilerini ve o dine dönüş yapanları cezbetme ve onlarla meşgul olma yeteneğidir. Bu açıdan düşünecek olursak, camilerin ve İslami organizasyonların çoğalmasına rağmen, Amerika’daki Müslüman topluluğu hiç de iyi durumda bulunmamaktadır. Bu oldukça üzücü değerlendirme, Profesör Lang’i bu kitabında Amerikan Müslümanlarının büyük çoğunluğunun camilerden yabancılaşmasını ele almaya teşvik etmiştir.

 

Bu kitapta yazar, 1977 yılında yayınladığı “Melekler Bile Soruyor” kitabından bu yana kendisine Amerikalı Müslüman aileler ve İslam ile şereflenmiş kişiler tarafından sorulan hatta sorgulanan sorularla karşımıza gelmiştir. Lang, Amerika doğumlu Müslümanların genel rahatsızlıklarına etkili bir şekilde cevap vermek istiyorsak, İslami Kuruluş ve Organizasyonların bizden olmayan, karşı tarafın kuşku ve şikâyetlerine karşı da duyarlı olmaları gerektiğinin vurgusunu yapar. Bu, Müslüman cemaatlerde rahatsızlığa yol açacak birçok konunun tartışılmaya açılmasına vesile olacak olmasına rağmen Lang bu açık diyalog örneğinin faydalarını açıklamaktadır. Yazarımıza göre bundan en çok dinleriyle debelenen genç Amerikalı Müslümanlar yarar görürler çünkü bu konuların örtülü, hatta cahilce yapılabilecek tartışmalardan uzak olmalarına vesile olur. Hatta bazı konuların hiç tartışılmaya açılmaması gibi bir bağnazlığı da engellemiş olur. Bu nedenlerle samimi ve objektif olmak ve tartışmalardan kaçınmamak önemli ve faydalıdır. Herhangi bir pozisyonu lehinde veya aleyhinde yetersiz bir şekilde açıklamak özellikle geleneği zorladığında, yalnızca şüphecileri daha fazla yabancılaştırmaya hizmet eder.

 

Amerikan Müslüman topluluğundaki teodise, hadis güvenilirliği ve tartışmalı uygulamalar ile ilgili soruları incelemenin yanı sıra, yazar bu kitabı bilgilendirici yapan birçok referans ve araştırmalar da ilave etmiştir.

 

Şimdi yazarımıza sorulan sorulara bir göz atalım.

 

-Amerikalı Müslüman lise öğrencisinin sorusu; Kur’an’daki bazı meseleleri anlamakta güçlük çekiyorum. Bazılarının fenni ilimler ve tarih ile çeliştiğini sanıyorum. Bu benim dinimden şüphe duymama neden oluyor. Ebeveynim bana bir şeyhe gitmemi önerdiler ve gittim. Ancak bu bey bana, bu tür şüphelerin küfürden, inanç eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Bana bu tür düşünceleri kafamdan çıkarmamı önerdiği halde ben sorularımı aklımdan çıkarmayı başaramadım. Kur’an’ı okuduğunuzda sizin de benzeri sorunlar aklınıza takılmış mıydı? Bunları nasıl izale ettiniz?

 

Cevabın özeti: Kanımca Kur’an bir tarih veya fenni ilimler kitabı değildir. Ancak hayatın anlamını bize aktarmaya çalışır. Kur’an’da sembolizm, kinayeli hikayeler, ibret alınacak öyküler benim daha çok ilgimi çekmektedir. Bunların esas amacı da temel hakikatleri iletmektir.[10]

 

-Amerikalı Müslüman bir üniversite öğrencisinin sorusu; Kur’an’ı okuduktan sonra Müslüman olduğunuzu öğrendim. Acaba Kur’an’da geçen işaretler mi sizi ikna etti? Bir matematikçi olarak siz, Kur’an’ı okurken matematiksel mucizeler ile karşılaştınız mı?

 

Cevabın özeti: Kur’an’ı okumaya başladığımda, ateist olduğumdan, beni daha çok insanlığın varoluşunun nedenleri ilgilendiriyordu ve bu konu ile ilgili ayetler daha çok ilgimi çekti. Fakat tabii ki Kur’an’da bahsedilen doğa ayetleri ve işaretler ilgimi çekmişti. Matematiksel mucizelere ise rastlamadım. Ondan daha çok okuduğum kitabın yazarının dehası beni hayrette bıraktı.[11]

 

-Yirmili yaşlarının sonunda bir Amerikalının sorusu; İslam’ı seçtim ancak öncesinde Kur’an’ı okumamıştım. Şimdi okumaya başladım. Bütüncül bakacak olursam kitap çok anlamlı geliyor ancak bir iki nokta var ki tam anlam veremiyorum. Acaba siz, Kur’an’da akıl ile örtüşmeyen noktalar buldunuz mu? Şayet cevabınız olumlu ise bunlar hangileridir ve üstesinden gelmeyi nasıl başardınız?

 

Cevabın özeti: Kur’an’ın her bir ayetini aklım ile sorgulamadım dersem yalan söylemiş olurum. Fakat şöyle bir gerçek var ki aklımıza uymuyormuş gibi görünen ayetlerin problematik görünmesinin temelinde Kur’an mealleri ve tefsirlerindeki yetersizlik vardır. Ayrıca ayetlerin, akıl ile uyuşmaz görünmesi ile kişisel duygularımızla çelişmesi arasındaki farklılığı bilmemiz gerekmektedir. Mesela Kur’an’daki bazı cezaların bana çok sert gelmesine rağmen bunun özel bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum çünkü fikirlerimde liberal, akademik, batılı düşüncelerin yansımaları bulunmaktadır. Halbuki bu cezaların caydırıcılığının olduğunu ve Kur’an’ın caydırıcılığını hedeflediği davranışlardan bu şekilde vazgeçirmenin mantıklı olduğunu da görebiliyorum.[12]

 

– Birçok batılı ateistlerden biri olan Kanadalı bir profesör soruyor; Hayatımın herhangi bir döneminde Tanrı’ya inandığımı hatırlamıyorum. Kendi maneviyatım konusunda belirsiz bir his bile olsa onu dahi hatırlamamaktayım. Fakat çok yakın bir zamanda Müslüman bir bayana aşık oldum ve o da bana aşık oldu. Kendisi şayet samimi bir şekilde Müslümanlığı kabul edersem, birlikte bir geleceğe sahip olma ihtimalimizin daha artacağına inanıyor. ‘Melekler de Soruyor’ adlı kitabınızı okudum ve şu an Kur’an’ı okumaktayım. Size Kur’an’daki emir ve yasaklarla ilgili açık bir soru soracağım. Kur’an’ın bazı kurallarının modası geçmiş gözüküyor ve bazı cezalar da pek şiddetli. Bu durumda Tanrı daha nazik bir zamanın geleceğini ön görmemiş midir? Çok merak ediyorum sizin İslam’ı seçmenizde bunlar bir engel teşkil etmedi mi?

 

Cevabın özeti: …Kur’an’ın reçeteleri, hukukun belirlenmiş temel amaçlarını ve ilkelerini özetliyorsa, bunların da ortaya çıkması kesin olan ve zamana bağlı değişikliklere uyarlanmaları ve genişletilmeleri beklenir. Müslüman olduktan sonra, pek çok İslam hukuk bilginin bu görüşe ilke olarak katıldığını, ancak bunu uygulamada muhafazakarlığı bile aştıklarını keşfettim. Bir emirin kapsamını arttırdıklarında veya uyarladıklarında, neredeyse her zaman bu, daha büyük ciddiyet ve katılık yönünde oldu. Müslümanlar arasındaki genel düşünce, katılığın yanında olmanın daha iyi olacağı yönündedir. Aynı hissi paylaştığımı söyleyemem.

 

Zamanımızın insanî değerlerle olan ilişkisi ve Kur’an cezaları üzerine bazı düşüncelerimi paylaşarak sorunuzu açıklamama izin verin. İçinde yaşadığımız zamanın, Kur’an’ın indirildiği zamandan daha nazik ve yumuşak olduğuna ikna olmadım. Geçtiğimiz yüzyıl, rekordaki en şiddetli geçen yıl olsa gerek. Bir kolej kampüsünün güvenli ve dingin zemininde, dünyanın şefkatli bir yer gibi göründüğü doğrudur. Ancak Amerika’nın şehirlerinin ortalama sokaklarında veya aşırı şiddet ve adaletsizliğin yüzleşmesinin rutin bir parçası olduğu dünyadaki çok sayıdaki başka yerlerde de görülmektedir. Kuran’ın cezalarından birkaçının mevcut Batı duyarlılıkları ile uyumlu olmadığı doğru olsa da, mevcut Batı duyguları, bir sosyal sistemin genel insanlığını ölçmek için nesnel bir kriter değildir. Her toplum ceza gerektiren suçları caydırmak için ceza kullanır. Büyük olasılıkla ceza almada aşırı olmamak şartı, masumun korunması ihtiyacına karşı korunmuştur. İdeal bir hukuk sisteminin hem suç mağduru hem de cezai suçlular cephesinden düşünülecek olursa, insanın çektiği toplam acıyı en az miktara indirgeyebilen bir sistem olması beklenir. Mesela suçu tamamen ortadan kaldıran ve hiçbir sıkıntıya neden olmayan ya da vatandaşlara zarar vermeyen bir yasa oluşturulabilirse, ceza yasasına bakılmaksızın kimse suçun sonuçlarına katlanmayacağından, mümkün olanın en iyisi olacaktır. Fakat şu bir gerçek ki hiçbir yasal sistem, suçu ortadan kaldıramaz. Aynı zamanda insandaki ıstırabın bütünlüğünü ölçmek için bir barometre olmasa da Müslümanlar, toplumun Kur’an’ın yasalarını en çok yansıttığında, bütünsel açıdan en insani sistemin oluşacağına inanıyorlar. Tabii ki, buna ikna olmak bir şeydir, ancak böyle bir toplumu bir varlık bir gerçeklik haline getirmek başka bir şeydi. Kanımca bu bizi tekrar ayetleri yorumlama problemine geri döndürür.[13]

 

Makalemizin Son Sözleri

 

Jeffrey Lang ve tüm güzel insanlar sadece Müslüman oldukları için sevilmiyorlar aynı zamanda yürekli, vicdanlı, üretken, sevgi ve cesaret dolu insanlar oldukları için ve yüreklerinin dudaklarıyla konuştukları için de seviliyorlar. Vedud olan Rabbimiz severse kullarını, tüm güzel insanlara da sevdirir birbirlerini. Biz de birbirimizi Allah’ı hatırlattığımız için severiz. Güzel demek dikensiz demek değildir zira gül en güzeldir ve yolları dikenlidir. Saygı ve sevgilerimle.

 

 Jerrfey Lang’den Özlü Sözler

 

Kur’an insanın mükemmelliğini istemez. Aksine insanın kendini geliştirmeye çaba göstermeye devam edip etmediği ile ilgilenir. Bunun yanında ilerlememiz hakkında endişelenmeye ya da umutsuz olmaya karşı bizi korumak ister.

 

Hiç kimse yalnızlığı bir ateist gibi bilemez. Ortalama bir insan tecrit edildiğinde, ruhunun derinliklerinden kendisini tanıyan ve ona cevap verdiğini hisseden Bir’e seslenebilir. Bir ateist bu lükse izin veremez, çünkü dürtüsünü ezmek ve saçmalığını kendisine hatırlatmak zorundadır.

 

Kur’an’ı basitçe okuyamazsınız, özellikle eğer ciddiye alıyorsanız. Kur’an okurken iki şıkkınız olur; Ya çoktan teslim olmuşsunuzdur ya da onunla savaşıyorsunuz. Okuduklarınız kasten, doğrudan ve kişisel olarak size saldırır; tartışır, eleştirir, utandırır ve meydan okur. En başından beri savaş hattını çiziyordur ve ben diğer taraftaydım.

 

Kur’an’ı okudum ve namaz dualarını okurken, kalbime açılan bir kapı açığa çıktı ve karşı konulmaz bir hassasiyete daldım. Kişisel cehalet itiraf edilmeli, ancak vahyi anlama yol ve araçlarına limit ve sınır konmasına izin verilmemelidir.

 

 

 

 

[1] YoutTube; The Quran: An Atheists Perspective – Night 01, The Quran: An Atheists Perspective – Night 02

[2] http://www.way-to-allah.com/en/journey/dr.lang.html

[3]  Yazar bu hikâyeyi “Melekler Bile Soruyor” kitabında uzunca anlatmıştır. Merak ederseniz bu kitaptan geniş anlatımıyla bulabilirsiniz.

 

[4] Ammar Bakkar’in kaleme aldığı yazının tercümesi bitmiştir.

[5] Struggling to Surrender, Jeffrey Lang, s. 2-3

[6] Even Angels Ask, sayfa xiii

[7] Even Angels Ask, Jeffrey Lang, s. 7

[8] Even Angels ASk, Jeffrey Lang, s. 19

[9] Even Angels ASk, Jeffrey Lang, s. 81

 

[10] Loosing My Religion, Jeffrey Lang, s. 40-44

[11] Loosing My Religion, Jeffrey Lang, s. 44-47

[12] Loosing My Religion, Jeffrey Lang, s. 47-55

[13] Loosing My Religion, Jeffrey Lang, s. 55-61