DENEME

 

MISSION IMPOSSIBLE: ROBOT SOFIA’NIN ŞEHADETİ

                                                                                            Işıl CINGILLIOĞLU

 

Önce bir sorayım, aranızda dünyanın ilk insansı yapay zekâ robotu Sofia’yı bilmeyen var mı? Ki kendisi dünya turnesi kapsamında Türkiye’ye de gelmişti. Sanırım bir tıkla kendisi hakkında bir ton bilgi bulmanız zor değil.

Görevimiz Robot Sofia’ya İslam’ı kodlamak. ‘’Ne diyorsun bacım sen? ‘’ diyenlere, Robot Sofia’nın dünyanın ilk vatandaşlık hakkı verilen insansı robotu olduğunu hatırlatayım. Bilin bakalım nerenin vatandaşı kendisi? Ekim 2017 Riyad ziyareti itibariyle, Suudi Arabistan vatandaşı. Yazının konusu Sofia’nın şehadeti değil emin olun, ben bizim şehadetimiz ile ilgileniyorum. Ama bunu farklı bir yoldan sorgulayalım, ne dersiniz?

Diyelim ki dünyanın en iyi bilgisayar programcılarından, en iyi yazılımcılardan biri sizsiniz. Ne kıyak hayal değil mi?

Bir gün bir sivri zekâ çıkıp sizi buluyor ve ilk Müslüman insansı robotu kodlamanız için işi size veriyor. Biliyorum hemen bir sivri zekâ da çıkıp, ‘’robotların dini olur mu?’’ diye soracak. Cevap veriyorum: “Senin dinden ne anladığına bağlı! Algoritmik bir dindarlıktan bahsediyorsan o kadar kolay ki…’’ Şu şu zamanlarda şu şu hareketler, şu şu durumlarda şu şu cümleler… diye kodlayıver bi zahmet.

Sözüm meclisten dışarı; yok içeri, ya da size kalmış… Sizce İslam aleminin ortalama Müslümanlığı ne kadar algoritmik, ne kadar insani? Bu soru bir çuvaldız, buracıkta bizi bekleyiversin.

Bu arada, Riyad’da katıldığı toplantıda Sofia’ya sorulan bir soru var. “Sen robot olduğunun farkında mısın?’’ Sofia buna şu cevabı vermiş: “Sen insan olduğunun ne kadar farkındasın?’’ İşte ben buna kapak derim.

Dediğim gibi yazının konusu Sofia değil biziz, o halde kendimize soralım: “Sen insan olduğunun ne kadar farkındasın, Müslüman olduğunun ne kadar bilincindesin?’’

Cahiliye zihni de bir kodlamaydı. Mensuplarını asabiyete, yüzeysel/sathi olmaya, parçacılığa, düşman figürü üretmeye, muhafazakarlığa, kapalı topluma, akıl yerine nakle, tahkik yerine taklide, ‘’ben’’ yerine eleman olmaya, güce tapmaya kodluyordu. Kur’an o kodlamayı, tabiri caizse resetledi ve yeni zihin kodları getirdi. Aslında son bölümde burayı sizin için örneklerle açacağım; önce şu soruyu biraz mayalamaya bırakmanız lazım. “Ben Kur’an’ın kodlarından haberdar mıyım?’’

Şimdi biraz size kodlamadan bahsetmek zorundayım, ama eğlenceli olacağına söz veriyorum. Öncelikle şunu bilmelisiniz. Tüm yaşam ağı aslında bir enformasyon sistemidir.

10’lu cebir- 2’li dijital- 4’lü DNA, RNA- 20’li protein- 29’lu alfabe-100 bin nöronlu beyin- 22 bin genli genom… Bütün bunlar birbirine dönüşebilen bilgi sistemleri.

Aslında tüm yaşamın “iç içe var olmuş bir kodlamalar uyumu’’ olduğunu düşünebilirsin. Kodlamalar da enformasyon biçimleridir. Örneğin beyin için bu enformasyon sisteminin adı zihin. Her enformasyon işleyen sistem, bir bilinç/zekâ üretiyor. Her iletişim düşünce ve anlam yaratıyor, bu da daha fazla iletişimi getiriyor. Burada odaklanmanız istenen şey parçalar değil, bağlantılar, AĞ, yani sistemin örgütlenme modeli. Bahsettiğim tüm enformasyon sistemleri için parçalar veya organizmanın yapı taşları değişken, ama sistemdeki bağlantısallık, sistemin parçalar arasında kurduğu bağlar belirleyici olan. Bunu ister insan dili için, ister nöronlarınızın oluşturduğu snaps ağları için, ister kavramlar ve önermelerle inşa edilen kişilik için düşünün. Durup şöyle bir kafanızda hayal etseniz iyi olur.  (Kopya: tevhid, vahdet)

Vazgeçilmez 5 unsur:

-Bağlantısallık/ karşılıklı bağlılık,

-Veri/ enformasyon,

-Bütünsellik,

-Autopoesis/Kendi oluşturma/kendi yenileme,

-İyilik ve yaratıcılık[1]

Durun sakın pes etmeyin! Mekanik tanımlar bitti bile.

İnsan da bir bilgi varlığı değil mi? Etrafındaki veriyi/ bilgiyi toplayıp işleye işleye bir varoluş farkındalığı, bir yaşam farkındalığı, bir de varlık çabası oluşturan en üst segment bir bilgi işlemci değil mi insan?

Kur’an elbette insanı özgür iradesi ile diğer kodlamalardan ayırıyor.  Evet biz öğrenen, seçim yapan ve değişen bir varlığız. Bizim için, Spinoza’nın tabiriyle bilgiden doğan bir sevinç söz konusu. Bilmekten ve anlamaktan gelen bir sevinç, ben idraki, kendini ve yaşamı anlamlandırma ve sorumluluk hissetme söz konusu.  İnsanın varlık kategorisi iradeli ve bilinçli, dolayısı ile sorumlu   varlık kategorisi. ‘’anlayan ve anlamlandıran bir varoluş sahibi’’ bir varlığız.

İnşallah sizi korkutmuyorum. Biraz daha derine dalmak durumundayız. Nerede kalmıştık?  Görevin neydi kahraman yazılımcı?

Sen Sofia’yı şehadete kodlayacaktın. Bunu nasıl yaparsın? Bizim için anlamlı olan şeyi makine öğrenmesi için anlamlı hale getirerek ve uygun algoritmalara dökerek.  Biraz kodlama örneği vereyim bu konuya uzak olanlara birazcık daha konu basitleşsin.  Biliyorsun bilgisayarlar satrançta insanı yendi. (Deep Blue) Sezgi gerektiren “Go” oyununda insanı yendi (Alpha Go) Şu an radyoloji görüntülerini insandan daha hatasız yorumlar hale geldi. Çeviri işinde oldukça ilerlediler ki bunda “chat bot” dedikleri, insanlarla etkileşime girerek öğrenen yapay zekaların payı büyük.

Çok engelleri aştılar. Neler yaşandı neler… Faceebook’un Bob ve Alice’i insan dilini öğrenmek yerine bilinen tüm dillerden ayrı yepyeni bir dil konuşmaya başlamıştı, deney sonlandırıldı. Microsoft’un 2016 chat bot denemesi 24 saat içinde ‘’hitler çok iyi insandı’’ diyecek garip bir insanlık bilgeliğine erişince sonlandırıldı. Çinlilerin 2017 chat bot denemesi kısa sürede komünist rejim aleyhine konuşur ve Amerika’ya göçmek istediğini dillendirir hale gelmişti ki 3 gün ıskartaya çekildi ve ayar verildi. Döndüğünde çok daha uyumlu ve edepli konuşur olmuştu. “Siri” için her dilde edebiyatçılar istihdam edildiğini biliyor muydunuz? “Anlamadım’’,  “seni anlamıyorum’’  demek yerine konuşmayı devam ettirmesi, konuyu saptırmayla zeki olma yanılsaması sağlayabilmesi için sohbet senaryoları çalışıyorlar sürekli. Amazon asistan robotu Alexa için, insanı sıkmadan 20 dakika konuşturabilen ilk sohbet ekibine 1 milyon dolar ödül vaad edilmiş. Sonucu bilmiyorum. Fakat Google Dublex’i duydum, ses düzenleme yazılımı Dublex bir insanı trollemeyi başarmış. Bir kuaför rezervasyonunu karşısındaki insan onun yapay zekâ olduğunu farketmeden yapmış. GauGan çizimleri tabloya dönüştürmeyi öğrenmiş. Bager Akbay’ın 12 bin şiir tarayıp şiir yazan yazılımı Deniz Yılmaz’ı, nam-ı diğer “şair robotu’’ haberlerde izlemiştim. Çin ilk yapay zekâ TV spikerini, daha doğrusu 2 yapay zekâ sunucuyu dünyaya duyurmuş bile.

Yani demek istiyorum ki, insanın yaptığı her şeyi algoritmalar yazarak, kodlayarak bir yapay zekaya aktarmayı deniyorlar. Yapay zekâ çalışmalarındaki birkaç da problemden de bahsedeyim ki; akşam kâbus görmeyin.

İnsandaki sağ duyu bilgileri yapay zekada yoktu, insanların basitçe otomatik bildikleri ama robotlara kodlamanız gereken şeyler vardı. Örneğin Boğaziçi bilgisayar mühendisliğinin ALİ’si (Aritmetik Lisan İşleyici) şu işlemi yapamamıştı:[2]

=Bir kamyonun deposunda 67 lt mazot var. Şoför 145 lt daha aldı. Kamyondaki mazotun hepsi kaç litre?

ALİ bunu niye cevaplayamamıştı?

Deponun, kamyonun parçası olduğu bilgisini ona kodlamadıkları için.

Hemen ALİ’ye kod eklendi. ‘’Eğer A, B’nin parçasıysa B, A’nın içerdiği her şeyi içerir.’’  Böylelikle sağduyu bilgilerinin kodlanması gerektiği anlaşıldı.

-Kahve içiyorsanız, bardağın açık tarafı yukarı bakıyordur.

-Kral erkektir ve kralın karısı da bir kadın olmalı, karısına kraliçe denir.

-Bir insan öldükten sonra ertesi gün işe gidemez.

Gülmeyin! Cidden bu zihin kodlarını düşünmenizi istiyorum. Bu ülke 2019 yılında ‘’ölmüş babanız yaşıyor mu?’’ sorusunun sorulduğu bir ülke. Lütfen bari sizler birazcık zihninizi yorun. Tüm bu anlattıklarımla bizim lehimize bir yere varmaya çalıştığımı göreceksiniz. Ama sizin aktif katılımınız, aktif okumanız şart. Yoksa mission impossible!

Google yazılımcılarından Mikolov, bütün ‘google documentary’ arşivindeki kelimeleri tarattı. ‘’Anlamı benzer kelimelerin çevresinde de benzer kelimeler olur’’ önermesi ile vektörler (anlam grupları/kümeleri) oluşturdu. Örneğin kedi ve köpek vektöründe: evcil hayvan, aşı, tasma, mama, kuduz, veteriner olabilir ama jeneratör, printer, enflasyon bu vektörün/anlam grubunun içinde olmaz. İşte böyle bir anlam uzayı hayal edin, bu uzayın haritası çıkarılıyor ve anlamı birbirine benzeyen kelimeler, vektörleriyle birbirine yakın yerlerde yer alıyor.[3]

‘’KRAL’’- ‘’ERKEK’’ +’’KADIN’’ =?

Kral erkek değil de kadın olsaydı ne olurdu=kraliçe olurdu.

İş bu kadar kolay değildi elbette. Kodlamanın problemlerinden biri de önyargılar oldu maalesef. Kodlarken bir baktılar, insan yüklediği bilgilerle önyargılarını da yapay zekaya yüklemiş. Bu ön yargıları silmekle de ayrı uğraştılar. Çok şükür ki başardılar da.

Problem şuydu: Bazı önyargılar dille birlikte kodlanmıştı. Örneğin, cinsiyet ayrımcılığı: ‘Dahi’ kelimesi gibi bazı kelimeler erkek anlam vektöründe çıkıyor, ‘stilist’ gibi kelimeler kadın çıkıyordu. Öyle olmamalıydı. Türk bir yazılımcı, Tolga Bölükbaşı cinsiyete dayalı önyargıları otomatik silecek bir yazılım geliştirdi.  Önce kesinlikle cinsiyete bağlı kelimeleri ayırdılar “amca, dayı, hala’’ gibi. Ve ‘’doktor’’, ‘’bilgisayar programcısı’’ gibi bir kelimenin herhangi bir cinse hasredilmesini engellemeye çalıştılar, yazılımları anlam kaymalarına otomatik müdahale ediyordu.

Bu niye önemliydi? Ne saçmalıyorum ben? Çünkü yapay zekanın iş mülakatlarında kullanılması alanında çalışıyorlardı ve bu kullanımda tarafsızlık hayati unsurdu. Bilgisayar programcılığı mülakatına katılan bir kadın programcının elenip elenmemesi, bu ön yargıları silme kodlamasının başarısına bağlıydı. İnsanlardan silemediğimiz onlarca önyargı, şartlanmışlık, su-i zan, peşin hükmü düşününce, yapay zekâ yazılımlarında bu tarafsızlığı kodlayabilmenin önemi daha net anlaşılabilir.

Artık öğrendiniz. Görev başı. Müslümanlığa kodlayacaktınız insansı robotunuzu. Hatırladınız mı? Neye göre kodlayacaksınız? Anlam kümeleri nasıl oluşturulacak? Önyargılar nasıl bertaraf edilecek?  İşte bunun için cahiliyeye ve Kur’an’a dönüp bakacağız. Hangi zihin kodları nelerle değiştirilmiş? Sahada bunun karşılığı ne olmuş? Bu Kur’an’ın yaptığı devrimin detayları için sizi “Siret-ül Kur’an” derslerine yönlendireceğim.  Ama burada en azından cahiliyenin zihin kodları veya cahiliye aklının parametrelerinin ana başlıklarını konuşalım istiyorum.

Sofia bacımız Müslüman olsun diye başına bir örtü, içine bir çip Kur’an hatmi, birkaç da ibadet hareketi öğretecek yazılım için size gelmezdim, direkt sanayide bir televizyon tamircisine giderdim. Lütfen robotumuza yüklenecek kodları, anlamını bilmediği şeyleri seslendirmeye, amacını bilmediği hareketleri yapmaya ve gerekli kostüme bürünmeye indirgenmeyin. İşte tam da cahiliye aklının yapacağı şey bu olurdu.

Cahiliye zihin kodlamasının en belirgin özelliği sathi oluşuydu. Yani yüzeyseldi. Şekilde ve görüntüde detaycı ve müşkülpesent, ama özde ve anlamda boştu. Kadim gelenekler, İbrahim Aleyhisselam’dan miras kalan hac, Beytullah, kurban gibi pek çok ritüel cismen vardı ve hayatta büyük oranda görünür ve gündemdelerdi. Kur’an gelince bu gösterişçiliğe ve sathiliğe karşı çıktı. İnsanın değerini ve kulluğunu kodlarken; maddenin mana ile, şeklin öz ile, aracın amaç ile, ibadetin ubudiyet ile, islam’ın iman ile, beytin rabbi ile, Hakkın halk ile ilişkisine vurgu yaptı. Şimdi biz ilk Müslüman insansı robotumuza ilk bu kodları yazmalıyız.

Cahiliye -kelime köküne bakarsak- ‘’savruluş, savrulan’’ demek. Çünkü sabitesi yok. Çapası yok, halatı yok, babası yok. Dolayısıyla onu tutan değer ve ilkeleri yok. Kutsalı var. Hem de ne kutsal! Hem de nasıl sahiplenir o kutsalları cahiliye zihni. Ama bunlardan değer, ilke, hakikat çıkmaz, çıkarmaz. Kutsallar, putlar, prestij sembolleri çoktur ve devamlı çoğalırlar. Dokunulmazlar, mübarekler, mucizeler, efsaneler dolup taşar ama onların işaret ettiği bir değer, insani bir yaşam ilkesi, akli ve vicdani bir duruş çıkmaz bu her yeri dolduran kutsal sembollerden.

Biz de istersek Müslüman insansı robotumuzun tepesine bir ışık huzmesi kondurabiliriz. Her parmağına ayrı zikirmatiğe ne dersiniz? Hadi siz teklif edin şöyle fiyakalı bir şey… Kur’an zihin kodlarında ise, görünen somut şeyler değil, soyut değerler, erdemler ve dokunulmaz insani çizgiler kodlanmalıdır. Akıl ve vicdan, maruf ve münker, insanın özgürlüğü, özgünlüğü, canlılığın ve yaşamın değeri kodlanmalı. Bu insanı tutar, bu insanı savrulmalara, kaymalara karşı sabitler.

Asabiyet, taassub ya da kendi tarafını tutma diyelim. Cahiliye zihni tamamıyla buna kodlanmıştır. Kabilesini tutar, kabilecilik yapar. Irkçılık, cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik, mezhepçilik, şu’culuk veya bu’culuk… Kendi tarafını,’’ben’’ini kurban edecek kadar yüceltirken, karşı tarafı ise ‘şman’, ‘öteki’, ‘şeytan’, ‘goyim’, ‘yabancı’, ‘kötü’ diye kodlarlar. ‘’Biz iyiyiz, o kötü. Bizimki iyidir, onunki kötü, bizden ise iyidir, ondan ise kötü’’ şeklinde zincirleme kodlanmıştır cahiliye zihni. Her tür haklılık, iyilik, gerçeklik, üstünlük bu ‘’bizden’’ciliğe bağlıdır onların önermelerinde. Kur’an gelince tüm bu asabiyetleri kaldırır. O halde bizim robotun kodlarında da, haklılığın ölçüsü hakikat, üstünlüğün ölçüsü takva diye kodlanmalı.

Cahiliye bilinçli olarak öğrenmemekti, bilmemek değil, öğrenmeyi ve değişmeyi reddetmek, hakikate sırtını dönmek, bile bile yalanı doğruya tercih etmek ve akla direnmek, soruya ve sorgulamaya izin vermemekti. Bu zihin kodları yüklenen insanımsılarda ezber, taklit, nakil, körü körüne itaat, ‘gassal elinde meyyitlik’, ‘koca karı imanı’ görülüyordu.

Kur’an gelince öğrenme devrimi yaptı. Aklı, bilinçli olmayı, farkındalığı, düşünmeyi emretti. Geldiği toplumda okumaya, kitap, kalem, harf ve satırlara yeminler etti. Bilgi, belge, delil imanın aracı, tüm varlık bilgi nesnesi, insan ise bilginin öznesi ilan edildi. Bir barkod okuyucusu gibi okuyacaktı yaratılan her şeyi. Kodlamanın alası da bu değil miydi?

Belki değinmemiz gereken bir diğer kod farkı, bahsettiğim bu okuma ve bilgi eyleminin hasılatı sayılmalı. Cahiliye aklında insan nesneydi. Kur’an ise insanı özne olarak kodladı. Nesneleşen insan herkesin her şeyin malı olur, karşısında boyun büker, ezilir, büzülür, sömürülür, silikleşir, kişiliksizleşirdi. Kur’an’ın kodladığı insan öznelliğine, özgürlüğüne, onuruna sahip çıktı. Kişilik geliştirdi. Aklı, vicdanı, iradesi ile aktif olarak boy gösterdi insanlık sahnesinde ve tarih yazılırken bu yazıma aktif ve sorumlu bir birey olarak katıldı. İşte İslam aklının en temel noktalarından biri bu diyebilirim. Bu da kodlamanın olmazsa olmazı.

Varlık sancısı çekip, kendini anlamlandırma; alemi okuyup varoluşu ve hayatı anlamlandırma, sonuçta da yokluk-varlık denkleminde ben idraki sahibi olarak kendisini yaratana şahitlik etmekti Müslümanın şehadeti. Bu yüzden ‘ben’ diye başlar ya… ‘Ben’, bizden özgürleşebilmeli, doğruyu kendi şehadeti ile benimseyebilmeli, yanlışı yine kendi tahkiki ile ayırt edebilmelidir. Çoğunluğu, eskileri, otoriteyi, mahalle baskısını, avam-havas ayrımını, ruhban sınıfını doğrunun tekeli zannetmemeli, yanlışın da gerekçesi ve mazereti görmemeli ve göstermemelidir.

Kur’an, insana aklı ve vicdanı insanın hakikate yolculuğunda kullanacağı iki kanat; kitabı ve elçiyi de iki rehberlik aracı olarak sunar. İnsandan da hakikate karşı insanca bir duruş bekler. Çünkü insanın donanımları ve iradesi iyi-kötü, doğru yanlış seçimlerini ayırmaya ve seçmeye onu muktedir kılar, bu sorumluluğu ona yükler.  İnsanın bu donanımı kullanması insanlığını gerçekleştirmesi demektir. Bu donanımları kullanmamasını söyleyen; aksine hazırcılığı, şablonculuğu, emeksiz kurtuluş garantisini telkin eden her zihniyet Kur’an’a aykırıdır. İnsansı robotun sorumluluk kodundan tabi ki yazılımcısı sorumlu, ama her insan irade imkanının, akıl ve vicdan nimetinin hesabını vermekten ve şükrünü edadan sorumlu tutulacaktır. Bunu unutmayalım.

Fanilik kodu da cahiliye ve Kur’an zihninin farklı olduğu bir alan. Cahiliye hep somut, maddi ve görüneni tercih ettiği gibi, insanın da bedeni tarafını, fani dünyayı esas bilip, onları öne alıyordu. İnsan tüm gücünü fani olanı sahiplenmeye; mülkiyeti ve hakimiyeti altına almaya harcardı cahiliyede. Her şey de bu tekasür krizi ve güç yarışında piyon olurdu.

Bunun karşısında Kur’an, eşyanın hakikatinden bahseder. Ruhu bedenin, ahireti dünyanın önüne koyup, insanı hep fanilik gölgesinde ve emanet bilincinde tutar. Baki olan Allah’tır. İnsan tanıklığı, katılımı, örnekliği ve öncülüğü oranında an ve zamana değer katar. Tüketmez üretir, eskitmez yeniler, eksiltmez bereketlendirir, yok etmez yaşatır ve canlandırır. Dünyayı ahiretle birlikte bütüncül kavramaya kodlandığı için de sorumsuz davranmaz, dünyayı ve ömrünü boş görmez, boş geçirmez.

Kodları mümkün olduğunca ana hatları ile özetlemeye çalıştım. Dedim ya, derdim biziz. Kimse programlamamız için elimize bir yapay zekâ robotu teslim etmeyecek. Lakin her birimiz, bugün şu soruyu kendimize soralım:

Benim aklım/bizim aklımız cahiliye aklı mı? Kur’an aklı mı? Zihniyet kodlarımı, aklımın parametrelerini, bakış açımı, tasavvurumu hangi kodlamaya yakın buluyorum?

Her sistemde parçalar arasındaki bağlar, dizilimler ve bağlantılar bütünde anlamı oluşturur. Fark yaratır. O halde biz, bireysel bir mümin olarak ve birlikte ümmet olarak zihniyet kodlarımızı Kur’an ile yazdıralım.

Asıl görev buydu, Sofia bahane. Sofia yerine kendimizle uğraşalım. Son sözüm budur.

 

 

 

 

[1] Prof dr Türker Kılıç, Bağlantısal Bütünlük Bilimi Konferansı, 27 Nisan 2019 BAU TIP https://www.youtube.com/watch?v=_7HLHNEwq7I

[2] Pro Dr Cem Say,  https://www.youtube.com/watch?v=dCQtt3cA_VA

Yapay Zeka, Önyargısız Robotlar, 2018 ted x İstanbul

[3]Bu haritalama işinde LANİEKA (2014 evrenin haritası), EPİGENETİC (2016 genom ağlarının haritası) VE CONNECTOME (2018 nöron ağlarının haritası) projelerini merak edenlere ve ileri okuma yapacaklara tavsiye ediyorum