Kur’an’ın ilk inen âyetiyle başlayan cahiliyeden ayrışma süreci Medine şehir devletinin kurulmasıyla kurumsal olarak ilk meyvelerini vermeye başladı. Müslümanlar tekniğin, edebiyatın, ilimlerin ve devlet idaresinin oluşumu yolunda yaptıkları hizmetleri dile getiren sayısız eserler vücuda getirdiler. Şu bir gerçektir ki, şayet Müslümanlar, öğrenim ve öğretime karşı aşırı derecede bir ilgi duymamış olsalardı, bu yüce ilmî hedeflere ulaşmayı gerçekleştiremezlerdi. Uzun tarihi içerisinde İslâm topluluğunun öne çıkan vasfı olan bu hırs, erkeği ve kadını ile, onları Peygamber’in çağrısına kulak vermeye sürüklemiştir: “İlmi, Çin’de bile olsa tahsîl ediniz.” Bu manada, öğretim müesseseleri ve oralarda icra edilen öğretim şartlarının incelenmesi, son derece önemli ve oldukça değerli bir iştir… Bu giriş, Ahmed Çelebi’nin doktora tezini yöneten ünlü müsteşrik Prof.Dr. A.J. Arberry’nin esere yazdığı mukaddimeden iktibas edilmiştir.

Kur’ani Hayat dergimizin ilim konulu 20. sayısında, İslam ilim tarihiyle ilgili kıymetli çalışmalarıyla öne çıkan Mısır’lı âlim Dr. Ahmed Çelebi’nin Cambridge Üniversitesi’nde “Târîhu’t-Terbiyeti’l-İslâmiyye” ismiyle hazırlamış olduğu doktora çalışmasını siz değerli okurlarımıza tanıtmayı arzu ettik.

Damla Yayınları tarafından İslâm’da Eğitim-Öğretim Tarihi başlığıyla yayımlanan eserin mütercimi Prof.Dr. Ali Yardım. Eserin İngilizce aslı “History of Muslim Education” başlığıyla ilk defa 1954 yılında Beyrut’ta basılmıştır. Daha sonra yazar, birçok ilave, çıkarma ve tashihlerle eseri tekrar gözden geçirerek Arapça nüshasını neşretmiştir. 1954 senesinde ilk Arapça baskısı yine Beyrut’ta yayımlanmış, 1960 senesinde de Mısır’da ikinci baskısı yapılmıştır.

Eserin İngilizce nüshası Türkiyeli araştırmacılar arasında daha fazla isim yapmış ve birçok ilmi araştırmada kullanılmıştır. Fakat mütercim Ali Yardım eseri Türkçe’ye çevirirken İngilizce ve Arapça nüshaların baştan sona karşılaştırmasını yaparak iki nüsha arasından Arapça nüsha lehine tercihler yapmıştır. Zira, iki nüsha arasında bir hayli fark bulunduğunu, İngilizce nüshanın Arapça nüshanın özeti gibi kaldığını ifade etmektedir. Kitabın müellifi Çelebi ise bu durumu esere dair yazdığı önsözde şöyle izah etmektedir:

“Kitabımı İngilizce kaleme alırken, mümkün mertebe kısa yazmam gerekiyordu. Zira Cambridge Üniversitesi doktora yönetmeliği tarih ve edebiyat dallarındaki doktora tezlerinin, altmışbin kelimeyi geçmemesini şart koşuyordu. Fakat ben, eserin Arapça’ya tercümesi sırasında, İngilizce aslından kısaltmak zorunda kaldığım yerleri, Arapça tercümesinde genişlettim, orada özetlediğimi burada şerhettim.”[1]

Yazar Müslümanların öğretim sistemine dair bilgi edinmenin güçlülüğünü vurgulayarak kitabın bu hale gelmesinde aralıksız çalışmanın gerektiğini ve çetin güçlüklere göğüs gerdiğini belirtiyor. Bu hususta bilgi edinebilmek için -bir kısmı birkaç cild olan- hacimli pek çok kitabı okuduğunu fakat maalesef bunlardan; ya pek cüz’i malzeme elde edebildiğini, ya da eli boş çıktığını itiraf ediyor. Bunun sebebi olarak da Müslüman tarihçilerin bütün gayretlerini halifelerin, hükümdarların ve devlet büyüklerinin siyasi ve askeri hayatlarını tescil etmeye yöneltmeleri ve öğretim reformlarının tesbitine ise gereken önemi vermemelerine bağlıyor. Çelebi bu durumu şu örnekle ortaya koyuyor:

Meselâ bu tarihçiler, geniş bir şöhrete sahip olan Nizâmu’l-Mülk’ün iktisâdi reformları ve askeri zaferlerinden bol bol söz etmelerine karşılık, onun medreselerinden birkaç satırla bahsetmektedirler…

Müellif elimizdeki bu kitapta -araştırması yapılan konunun çeşitli yönlerini izâh eden ve kapalı yerlerini aydınlığa kavuşturan vesikalar elde edebilmek için-  matbû, yazma ve vesika nev’inden çok sayıda esere ihtiyaç duyduğunu, bu sebeple uzun yolculuklar yaparak, Paris’de Milli Kütüphane, Hollanda’da Leiden, İspanya’da Escorial Kütüphanelerini ziyaret etmiş. Daha sonra Orta Doğu’ya geçerek Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Filistin ve Türkiye’de çeşitli kütüphaneleri dolaştığını bu vesileyle dolaştığı bu memleketlerdeki eğitim tarihini tetkik ederek Orta Çağ’dan günümüze kadar gelen öğretim yerlerini ziyaret etme imkânını da bulduğunu belirtiyor. Bu ziyaretler eserin oluşumuna büyük katkılar sağlamış.

Yazar çalışmasını dört ana kısma ayırıyor. Bu kısımlar sırasıyla; 1- Tedris yerleri ve tarihi kitâbeler, 2- Öğretimle ilgili faydalanılan kitaplar, 3- Genel kültür eserleri, 4- Tarih kitapları.

Çelebi Tedris yerleri ile alakalı bilhassa Dımaşk’da (Şam) Ortaçağ’dan günümüze kadar gelen birçok medreseyi görme fırsatı bulmuş. Özellikle Hicrî VI. asırda yapılan Nureddin Medresesi’ni incelemesinde, medresenin yapılış plânı, medresedeki kitabeler “Öğretim Vakıfları” ve “Müderrislerin Malî Durumları” üzerinde de durmuş. Yazar öğretimle ilgili kitaplar bölümünde faydalandığı başlıca eserlerin en mühimlerinin adlarını okurla paylaşıyor. Genel Kültür Kitapları başlığında Arap dili ile yazılan eserlerin; siyâsî, ictimâî ve kültürel bakımdan İslam medeniyetinin çeşitli yönlerine ait bu nevîden zengin mâlûmat ihtiva ettiğine vurgu yapıyor. Bu kitaplara) Seyyah ve Coğrafyacıların Eserleri, b) Biyografik Eserler (Terâcim-i Ahvâl), c) Hisbe Kitapları, d) Tek Bir Başlık Altında Konması Mümkün Olmayan Diğer Kitaplar altbaşlıklarıyla ele alınmış.

Oldukça yoğun bir çabanın ürünü olan bu çalışma 6 bölüm halinde sistematize edilmiş: ı. bölümde öğretim yerleri, ıı. bölümde kütüphaneler, ııı. bölümde müderrisler, ıv. bölümde talebeler, v. bölümde ilmi himâye edenler, ilim müesseselerindeki sistemin felsefesi, vı. ve son bölümde ise ders konuları değişik ara başlıklarla ele alınıyor. Kitapta 17 adet şekil kullanılmış, konuların anlatımı görsellerle desteklenmiş.

Kitabın sonuna eklenmiş olan Bibliyografya kısmında; “I. Yazmalar ve Fotokopiler, II. Matbû Arapça Eserler, III. Matbû Yabancı Dilde Kaynaklar, IV. Ansiklopediler, V. Süreli Yayınlar, VI. Vesikalar ve Müellifi bilinmeyen Eserler, VII. Dipnotta Gösterilip de Bibliyografyaya Alınmayanlar” yazar tarafından alfabetik sıraya göre sınıflandırılmış. Son kısma eklenen şahıs isimleri, kitap isimleri, yer, memleket, kavim, kabile, mezhep ve müessese isimleri indeksi ile terimler indeksi, okurun aradığını kolayca bulabilmesi için oldukça kolaylık sağlıyor.

Eğitimle ilgilenen ya da bu alanda emek harcayan herkes için bir başvuru mahiyetindeki bu eser İslâm ilim tarihi araştırmalarında zaruri bir boşluğu doldurmuştur. Bu değerli araştırmanın basım ve yayınında emeği geçenleri tebrik ediyor, okuyucuların bu ilmi çalışmadan istifade etmelerini tavsiye ediyoruz. Kur’ani Hayat dergisinin kıymetli okuyucularını eseri okumaya teşvik maksadıyla, Mehmet Çakıl’ın notlarından eserin kısa bir özetini sunuyoruz:

İslam’ın ilk asırlarında küttab, ulema evleri, saraylar, edebiyat salonları, mescitler, kitapçı dükkânları ve medreselerde devam eden eğitim-öğretim faaliyetleri Hicri 459’da büyük bir sıçrama kaydetti. İslam ilim tarihinde bir dönüm noktası olan bu tarihte Selçuklu veziri Nizamu’l-Mülk ilki Bağdat’ta olmak üzere tüm İslam coğrafyasında medreseleri yaygınlaştırmıştır.

 Sarayda çocuklarını eğiten ve sıbyan muallimi de denen müeddibe Abdülmelik b. Mervan şu tavsiyelerde bulunmuştur:

*Kur’an’ı ve doğruluğu öğret.

*Düşük karakterli kimselerden uzak tut.

*Hizmetçi çocuklarından uzak tut.

*Saçlarını kestir, boyunları kalınlaşsın.

*Sık sık yedir ki kuvvetlensinler.

*Dişlerini misvakla temizlemeyi ve temizliği öğrensinler.

*Suyu yavaş içsinler.

*Döveceksen kenarda döv, başkaları hafife almasın.

*Kendi nefsini ıslah et ki çocuklar sana bakarlar.

*İffet içeren şiir ve hadisler ezberlet.

*Bir ilimde pekişmeyinceye kadar diğerine geçme.

*Hakîmlerin yaşayışını öğret.

*Hanımların dedikodularından uzak tut.

*Hitabeti öğret.

*Yaşlılara hürmeti öğret.

*Yersiz gülmesinler.

*Sözün başı ve sonunu bilsinler.

*Vakti boşa geçirmesinler.

*Fazla usandırma ki zihni ölmesin.

*Avare gezmesin, ünsiyet peyda eder, hayat tarzı haline getirir.

*Otoriteni göster.

*Bilgiyi hazmetmezse sertlik göster.

Zenginlerin kendine has kütüphaneleri yanında, ortak kullanıma açık kütüphaneler de inşa edilmişti. Halka açık olan bu kütüphanelerde uzun süre kalan ilim adamlarına da rastlanırdı. Kitaplara âlim olarak bakılır, kitap satın almak için uzaklara tüccarlar gönderilirdi. Kütüphane binaları geniş hollere sahipti, bazı bölümlerde musiki de vardı. Yerler güzel halılarla donatılmış, raflar sıcak ve soğuğa karşı korumalı idi. Fatımilerin 40 odalı bir kütüphanesinde 40 bin kitap vardı. Kütüphanelerin katalogları ve ödünç kitap takip defterleri vardı. Kütüphaneler oldukça güçlü bir kadro ile yönetilirdi. Hemen her kütüphanede hazin (müdür), mütercimler, müstensihler (yeni yazılan kitapların kopyasını çoğaltanlar), mücellitler ve münavitler (kitapları bulup okuyuculara teslim eden ve iade alan görevliler) hizmet verirdi.

Öğretmenlik bir sanat olarak kabul edilir, çocuğun ailesinin sureti olduğuna inanılır, eğitim-öğretim işinde özellikle şu üç kişinin; öğrenci, hoca ve babanın çaba harcamasının önemine vurgu yapılırdı.

Hz. Peygamber ve ilk halifeler öğretmenlik görevini de deruhte etmişlerdi. Daha sonra bu sorumluluk âlimlere geçti. Hz. Ömer devrinde âlimler farklı memleketlere; mesela Kufe’ye Abdullah b. Mesud, Basra’ya Ebu Musa el-Eşari gönderildi.

Müderrislerin vücut bakımından boylu poslu, güzel simalı; zihin bakımından akıllı, kültürlü, anlayışlı; karakter bakımından adaletli, iffetli, cömert, gözü gönlü tok, hitabeti güçlü, kalp gözü açık, öğrenciye kendi çocukları gibi davranabilen kişiler olmasına önem verilirdi. Müderrisin, öğrenciye ilmin gayesinin Allah’a yaklaşmak olduğunu, baş olmak, öğünmek ya da yarışmak için ilim tahsil edilmemesi gerektiğini öğretmesi, talebelerin zihni yapıları kadar ahlaklarını da gözetlemesi, açıkta azarlamaması, tedrice riayet etmesi, bir ilmi öğretirken diğer ilimleri kötülememesi, bilmediği bir konuda “bilmiyorum” diyebilmesi öğrenciye taklit etmeyi değil, bağımsız karar verebilme gücünü kazandırmayı hedeflemesi, öğrencilerine eşit davranması makbul sayılırdı.

Talebelerden başarılı olanlara şahadetname ve icazet verilir, başarısız olanlar eğitimi tekrar ederdi. Hicri 2. yıldan itibaren kız çocukları da mektebe gitmeye başlamıştır.

Medreseler yatılı öğrenci de kabul ederdi. Mesela, bin yıllık geçmişi olan el-Ezher Medresesi yatılı bir eğitim-öğretim kurumudur. Medreselerde hamam, mahzen vb. ihtiyaç duyulan tüm bölümler bulunurdu…

MUHARREM BAYKUL

[1] Dr. Ahmet Çelebi, İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi, s.8, Damla Yayınları, İstanbul 1998.